Na-
Nâ-, başına geldiği genellikle Farsça, bâzan da Arapça sıfatlara "olmayan, değil" anlamı katan Farsça bir önektir.
Bilgiler
Kökeni olan Farsça fiil ve anlamı: -
Risale-i Nur'da Bu Eki Taşıyan Kelimeler, Anlamları ve Örnek Cümleler
Gözden kaçmış misaller olabilir
- Nâçar: Çaresiz
Kıl keremler bendene kim, çâr u nâçâr söyledim. (Lahikalar)
- Nâdide: Çok ender, görülmemiş
...o ân, o gün, hâtıralarımın en büyük ve en nâdide yâdigârı olacak. (Tarihçe)
- Nâehil: Ehil olmayan
Belki ehl-i hakikat, hakikatten gelen ulüvv-ü cenab ve ulüvv-ü himmet ve tarîk-ı hakta memduh olan müsabakayı tam muhafaza edemediklerinden ve nâ-ehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimal ettiklerinden; rekabetkârane ihtilafa düşüp hem kendine hem cemaat-i İslâmiyeye ehemmiyetli zarar olmuş. (20. Lema)
- Nâgah: zamansız
Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh (Lahikalar)
- Nâdan: Cahil
...bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfızsız veya nâdânların karıştırdıkları mevzu ehadîsi tefrik ettiler, gösterdiler. (19. Söz)
- Nâhah: İstemeyen
...enzar-ı dikkati hâh-nâhâh üzerlerine celbeden hâlis nurdan vücuda gelmiş birinci kadirden pek nurlu... (Barla L.)
- Nâhoş: Hoş olmayan
En hastalıklı, az bir sözden müteezzi olan bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor. (25. Söz)
- Nâkabil: Kabil olmayan
Namaza dair fazilet ve mükâfat menba'ı olan Dördüncü ve Dokuzuncu ve Yirmibirinci Sözler ruhumun karanlık köşelerini nâkabil-i tarif bir surette tenvir etmiştir. (Barla L.)
- Nâlayık: Hoş olmayan
Tâ dest-i kudret, zahir akla göre hasis ve nâ-lâyık emirlerle bizzât mübaşereti görünmesin. (29. Söz)
- Nâma'dud: Sayılamaz
Kitab-ı âlemin yaprakları, enva'-ı nâma'dud/Huruf ile kelimatı dahi, efrad-ı nâmahdud (24. Mektup)
- Nâmahdud: Sınırsız
Kitab-ı âlemin yaprakları, enva'-ı nâma'dud/Huruf ile kelimatı dahi, efrad-ı nâmahdud (24. Mektup)
- Nâmahrem: Mahrem olmayan, evlenilmesi caiz olan
Mesela, gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men’edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’an dinlemeye sarf etmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. (29. Mektup)
- Nâmerd: Mert olmayan
Ehl-i hakkın ihtilafı nâmerdliklerinden, himmetsizliklerinden, hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi;... (20. Lema)
- Nâmesbuk: Daha önce benzeri olmayan
...ikinci yüzüyle de şuunat-ı İlahiyeye âyinedarlık ettiğini emsali nâmesbuk bir talâkat-ı lisan ile ifade ediyor ki,... (Lemalar Fihrist)
- Nâmeşru: Meşru olmayan, dine/kanuna aykırı
Benim gibi hayat-ı dünyeviyeye az ehemmiyet veren ve unsuriyet fikrini frengî illeti gibi bir maraz telakki eden ve gençleri nâmeşru keyif ve hevesattan men’e çalışan ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama “O Kürt’tür, arkasına düşmeyiniz.” diyebilirdiniz ve demeye bir hak kazanabilirdiniz. (29. Mektup)
- Nâmuvafık: Uygun olmayan
Hem madem zahir olan âlem-i şehadet, camid ve teşekkül-ü ervaha nâmuvafık olduğu halde bu kadar zîruhlarla tezyin edilmiş. (29. Söz)
- Nâmüstehak: Hak etmemiş
Her defa olduğu gibi bu kerre de nâmüstehak olduğum halde hakk-ı fakiranemde lütf u ibzal buyurulan iltifatat-ı bînihaye bu fakiri mestediyor. (Lahikalar)
- Nâmütenahi: Sonu olmayan
O kudret hem basittir, hem nâmütenahîdir, hem zâtîdir. (29. Söz)
- Nâpak: Temiz olmayan
Fakat, sair şeylerdeki umûr-u hasiseye ve kudretin izzetine uygun gelmeyen nâpâk keyfiyat-ı zahiriyeye menşe' olmak için esbab-ı zahiriyeyi perde etmiştir. (29. Söz)
- Nâseza: Yakışmayan
...hatta kendisi hakkında bir nâseza söz tebliğ edene; "Hâşâ! bu yalandır. Bu sözü söyledi dediğin zat, böyle söylemez." buyururlar. (Lahikalar)
- Nâtamam: Bitmemiş, eksik
Ebna-yı cinsime de burada birkaç söz söylemezsem bence bahis nâtamam kalır. (Asar-ı B.)
- Nâtüvan: Kuvvetsiz
Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem. (6. Mektup)
- Nâvakıf: Vakıf olmayan
Maalesef memleketimizde Türkçe bilen yoktur, bunun için Üstadın hizmetlerine nâvâkıftırlar. (Tarihçe)
- Nefrin: (Na+aferin) Lanet okuma
Ecnebîlerin tâğutlarıyla ve fünûn‑u tabîiyeleriyle dalâlete gidenlere ve onları körü körüne taklit edip ittibâ edenlere binler nefrîn ve teessüfler! (17. Lema)