Abbas Bin Abdülmuttalib

Risale-i Nur Ansiklopedisi - Külliyat, istişareler, çalışmalar sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Hz. Abbas (ra) Peygamber Efendimizin (sav) amcasıdır ve dedesi Abdülmuttalib'in Nüteyle'den olan oğludur. Peygamberimizle beraber büyüdü. Câhiliye döneminde Kâbe’yi ziyarete gelen hacılara su dağıtma (sikaye) ve onlara ziyafet verme (rifâde) görevlerini kardeşi Ebû Tâlib’den devraldı. Bedir savaşına kadar müslüman olmadı. Bununla beraber daima yeğenine arka çıkarak onu müşriklere karşı himaye etti. İkinci Akabe Biatı’nda Hz. Peygamber’i yalnız bırakmayıp müzakerelere katıldı. Bedir Savaşı’nda müşriklerin safında yer almak zorunda kalan Abbas, bu savaşta esir düştü. Kendisinin ve diğer akrabalarının fidyelerini ödeyerek Mekke’ye döndü. Oradaki fakir müslümanları himaye etmeye ve Kureyşliler’in İslâmiyet aleyhindeki çalışmaları hakkında Hz. Peygamber’e bilgi ulaştırmaya devam etti. Hz. Peygamber, amcası Abbas’ı severdi. Hz. Peygamber’in cenazesini kaldıranlardan biri de Abbas’tır. Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman halifelik dönemlerinde ona büyük itibar göstermişlerdir. Onun adıyla anılan Abbâsî Devleti’nin halifeleri, oğlu Abdullah’ın soyundan gelmiştir.[1]

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri: Ebü’l-Fazl el-Abbâs b. Abdilmuttalib b. Hâşim el-Kureşî el-Hâşimî[1]

Künyesi:

Lakapları:

Kabilesi: Haşimoğulları, Kureyş

Peygamberimizin Kendisiyle Kardeşlik Bağı Kurduğu Sahabi:

Doğum Yeri ve Tarihi: 568 veya 569[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: 32/653[1]

Kabrinin Yeri: Baki Mezarlığı, Medine

Nasıl ve Ne Zaman Müslüman Olduğu

Gazve-i Bedir’de, Hazret-i Abbas sahabelerin eline esir düştüğü vakitte, fidye-i necat istenilmiş. O da demiş: “Param yok.” Hazret-i Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman etmiş ki: “Zevcen Ümm-ü Fadl yanında bu kadar parayı filan yere bırakmışsın.” Hazret-i Abbas tasdik edip “İkimizden başka kimsenin bilmediği bir sır idi.” O vakit kemal-i imanı kazanıp İslâm olmuş.[2]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hem –nakl-i sahih ile– Gazve-i Bedir’de, Hazret-i Abbas sahabelerin eline esir düştüğü vakitte, fidye-i necat istenilmiş. O da demiş: “Param yok.” Hazret-i Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman etmiş ki: “Zevcen Ümm-ü Fadl yanında bu kadar parayı filan yere bırakmışsın.” Hazret-i Abbas tasdik edip “İkimizden başka kimsenin bilmediği bir sır idi.” O vakit kemal-i imanı kazanıp İslâm olmuş.

(Mektubat, 19. Mektup, 6. İşaret)


Nakl-i sahih ile Hazret-i Abbas’tan haber veriyorlar ki: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, Abbas’ı ve dört oğlunu (Abdullah, Ubeydullah, Fazl, Kusem) beraber, mülâet denilen bir perde altına alarak üzerlerine örttü. Dedi:

يَا رَبِّ هٰذَا عَمّٖى وَصِنْوُ اَبٖى وَ هٰؤُلَاءِ بَنُوهُ فَاسْتُرْهُمْ مِنَ النَّارِ كَسَتْرٖى اِيَّاهُمْ بِمُلَائَتٖى

deyip dua etti. Birden evin damı ve kapısı ve duvarları “Âmin, âmin!” diyerek duaya iştirak ettiler.

(Mektubat, 19. Mektup, 11. İşaret, 4. Misal)


Hem vefat-ı Nebevîden sonra Hazret-i Ömer, Hazret-i Abbas’ı vesile yapıp demiş: “Yâ Rab! Bu senin habibinin amcasıdır. Onun yüzü hürmetine yağmur ver.” Yağmur gelmiş.

(Mektubat, 19. Mektup, 14. İşaret, 1. Misal)


Evvela: Bid’akâr bazı hocaların telkinatıyla iddianamede, İslâm Deccalı ve müteaddid birkaç Deccal’ın gelmesini kabul etmiyor gibi Beşinci Şuâ’nın bir meselesine itiraz etmişler.

Buna cevaben gayet parlak kat’î bir mu’cize-i Nebeviyeyi (asm) gösteren bu hadîs-i sahihte:

لَنْ تَزَالَ الْخِلَافَةُ فٖى وِلْدِ عَمّٖى صِنْوِ اَبِى الْعَبَّاسِ حَتّٰى يُسَلِّمُوهَا اِلَى الدَّجَّالِ

Yani “Benim amcam, pederimin kardeşi Abbas’ın veledinde hilafet-i İslâmiye devam edecek. Tâ Deccal’a, o hilafeti yani saltanat-ı hilafet Deccal’ın muhrib eline geçecek.”

Yani uzun zaman beş yüz sene kadar hilafet-i Abbasiye vücuda gelecek, devam edecek. Sonra Cengiz, Hülâgu denilen üç Deccal’dan birisi o saltanat-ı hilafeti mahvedecek; deccalane, İslâm içinde hükûmet sürecek. Demek, İslâm içinde müteaddid hadîslerde üç Deccal geleceğine zahir bir delildir. Bu hadîsteki ihbar-ı gaybî, kat’î iki mu’cizedir:

Biri; hilafet-i Abbasiye vücuda gelecek, beş yüz sene devam edecek.

İkincisi de sonunda en zalim ve tahripçi Cengiz ve Hülâgu namındaki bir Deccal eliyle inkıraz bulacak.

Acaba kütüb-ü hadîsiyede Kur’an’a, şeair-i İslâm’a ait hattâ cüz’î şeyleri de haber veren Sahib-i Şeriat, hiç mümkün müdür ki bu zamanımızdaki pek acib hâdisattan haber vermesin? Hem hiç mümkün müdür ki bu acib hâdisatta Kur’an’a sebatkârane –geniş bir sahada, en acib bir zamanda, en ağır şerait altında– hizmet eden ve o hizmetin semerelerini dost ve düşmanları tasdik eden Risale-i Nur şakirdlerine işaretleri bulunmasın.

Said Nursî

(Şualar, 14. Şua)


Ve madem bu surenin nüzulü vaktinde sahabeler müjde-i İlahî ile mesrur oldukları halde, Ebubekrini's-Sıddık ve Hazret-i Abbas (radıyallahu anhüma) vefat-ı Nebevîyi mana-yı işarîsinden fehim ile ağlamışlar.

Hem madem âlî bir kelâmın hurufatı ve hey'atı o kelâmın manasına kuvvet vererek teyid etmekle o kelâmın derece-i ulviyet ve mezaya-yı belâgatı ziyadeleşir.

Ve madem şu Sure-i Nasr müteaddid vecihle harfleri tevafuk münasebetiyle fütuhat-ı Muhammediyeye (asm) ve nusret-i Ahmediyeye (asm) parmak basar bir tarzda işaret verir. Elbette şu mezkûr esaslara göre, bu risalede ve sair rumuzat-ı Kur'aniye risalelerinde bahsedilen işarat-ı gaybiye ve tevafukat-ı harfiye yalnız münasebat-ı belâgatiye ve letaif-i kelâmiye değillerdir. Belki o tevafukat lemaat-ı belâgat ve reşehat-ı fesahat olmakla beraber, işarat-ı Kur'aniye ve ihbarat-ı gaybiye nevindendir.

Ezcümle: Sıddık'ı ve Abbas'ı ağlatan şu sure ﻭَﺍﺳْﺘَﻐْﻔِﺮْﻩُnün vav'ına kadar 63 harf olarak ömr-ü Nebevînin nihayetine tevafukla işaret etmekle beraber ﻓَﺴَﺒِّﺢْ ﺑِﺤَﻤْﺪِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻭَﺍﺳْﺘَﻐْﻔِﺮْﻩُcümleleriyle işaret edilen üç mühim vezaif-i nübüvveti manasıyla gösterdiği gibi; 21 harfle o zamanda 21 sene o vazifeyi îfa ettiğine ve iki sene kaldığına îma ederek Sıddık'ın ağlamasına gizli bir sebep olmuştur. Ve surenin 105 harfiyle fütuhat-ı Ahmediyenin (asm) 105 sene zarfında şark ve garbı tutacağına işaret ﻓَﺴَﺒِّﺢْ ﺑِﺤَﻤْﺪِ ﺭَﺑِّﻚَmakam-ı ebcedîsiyle 428 senesinde terakkiyat-ı maddiye ve maneviyenin derece-i kemallerine işaret etmekle beraber

ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻳَﺪْﺧُﻠُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺩِﻳﻦِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍَﻓْﻮَﺍﺟًﺎ

cümlesinin makam-ı ebcedîsi olan 1222'ye kadar o fütuhat-ı Kur'aniye ve nusret-i diniye devam edeceğine ve ondan sonra bir derece tevakkuf ve tedenniye başlayacağına tevafukla işaret eder.

(Mu'cizat-ı Kur'aniye, 4. Zeyl, 28. Mektup, 8. Kısım, 5. Remiz)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 1,2 1,3 İslam Ansiklopedisi, Abbas maddesi
  2. http://nurpedia.org/wiki/Risale:19._Mektup#Alt.C4.B1nc.C4.B1_N.C3.BCkteli_.C4.B0.C5.9Faret