Molla Halil Siirdi: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
"Kategori:Şahıs Kategori:Kabri Siirt'te Olanlar '''Molla Halil Siirdî''' Doğu vilayetlerimizde yaşamış gayet meşhur ve sözü hüccet bir muhak..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu
 
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 3 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
[[Kategori:Şahıs]]
[[Kategori:Şahıs]]
[[Kategori:Kabri Siirt'te Olanlar]]
[[Kategori:Kabri Siirt'te Olanlar]]
'''Molla Halil Siirdî''' Doğu vilayetlerimizde yaşamış gayet meşhur ve sözü hüccet bir muhakkik bir Şafii Osmanlı alimidir. İlk dinî bilgileri babasından aldı. Çocukluğunda Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın duasına mazhar olduğu rivayet edilir. Doğu Anadolu'daki medreseden icazet aldı. Hizan ve Siirt'te müderrislik yaptı, ders kitapları telif etti ve birçok âlim yetiştirdi. Kadirî tarikatına mensup idi ama vaktinin büyük kısmını ders vermeye ayırdığı için tasavvufun pratikleriyle fazla meşgul olamadı.<ref name='a'>https://islamansiklopedisi.org.tr/molla-halil-siirdi</ref>  
'''Molla Halil Siirdî''' Doğu vilayetlerimizde yaşamış gayet meşhur ve sözü hüccet bir muhakkik bir Şafii Osmanlı alimidir. Bediüzzaman 15. Mektup'ta sahabeler arasındaki muharebeler hakkında söylediği "Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kāl (dedikodu) etme. Çünkü hem kātil ve hem maktûl ikisi de ehl-i cennettirler." mealindeki cümlesini aktarır. Yine Muhakematta "Unsurlar dört tane olup melekler de onlardan (nur unsurundan) yaratılmışlardır." mealindeki Kürtçe cümlesi üzerinden bir izah yapılır. İlk dinî bilgileri babasından aldı. Çocukluğunda Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın duasına mazhar olduğu rivayet edilir. Doğu Anadolu'da medrese icazet aldı. Hizan ve Siirt'te müderrislik yaptı, ders kitapları telif etti ve birçok âlim yetiştirdi. Kadirî tarikatına mensup idi ama vaktinin büyük kısmını ders vermeye ayırdığı için tasavvufun pratikleriyle fazla meşgul olamadı.<ref name='a'>https://islamansiklopedisi.org.tr/molla-halil-siirdi</ref>  


==Şahsi Bilgiler==
==Şahsi Bilgiler==
36. satır: 36. satır:


([[Risale:15._Mektup#.C4.B0kinci_sualinizin_meali|15. Mektup]])
([[Risale:15._Mektup#.C4.B0kinci_sualinizin_meali|15. Mektup]])
----
Tenbih: Eğer istersen Mukaddimata gir. Birinci Mukaddime’yi suğra ve Üçüncü Mukaddime’yi kübra yap. Sana netice verecektir ki: Ehl-i zahirin zihinlerini teşviş eden, felsefe-i Yunaniyeye incizablarıdır. Hattâ o felsefeye fehm-i âyette bir esas-ı müselleme nazarıyla bakıyorlar.
Hattâ oğlu ölmüş bir kocakarıyı güldürecek derecede bir misal budur ki: Bazılar öyle bir zatın kelâmındaki fülûs-u felsefeyi, cevher-i hakikatten temyiz etmeyecek dereceden pek çok derecede âlî olan [[Molla Halil Siirdi|o zat-ı nakkad]], Kürtçe demiş ki:
[[Risale:Asar-ı Bediiyye (Ayet-Hadis Mealleri)#130|{{Arabi|ﻋَﻨَﺎﺻِﺮْ ﭼِﻬَﺎﺭِﻥْ ﮊِﻭَﺍﻧِﻦْ ﻣَﻠَﻚْ}}]]
Halbuki: Bu söz ile hükemanın mezhebi olan ki: “Melaike-i Kiram maddeden mücerreddirler.” red yolunda tasrih ediyor ki: “Melaike-i Kiram anâsırdan mahluk ecsam-ı nuraniyedirler.”
Onlar fehmetmişler ki: Anâsır dört oldukları, İslâmiyet’tendir. Acaba! Dörtlüğü ve unsuriyeti ve besateti, hükema ıstılahatından ve muzahref olan ulûm-u tabiiyenin esaslarındandır. Hiç usûl-ü İslâmiyeye taallukları yoktur, belki zahir müşahedetle hükmolunan bir kaziyedir.
Evet, dine teması olan her şey, dinden olması lâzım gelmiyor. Ve İslâmiyet’le imtizaç eden her bir madde, İslâmiyet’in anâsırından olduğunu kabul etmek, unsur-u İslâmiyet’in hâsiyetini bilmemek demektir. Zira Kitap ve Sünnet ve icma ve kıyas olan anâsır-ı erbaa-i İslâmiye, böyle maddeleri terkip ve tevlid etmez.
Elhasıl: Unsuriyet ve besatet ve erbaiyet, felsefenin bataklığındandır, şeriatın maden-i safisinden değildir. Fakat felsefenin yanlışı, seleflerimizin lisanlarına girdiğinden bir mahmil-i sahih bulmuştur. Zira selef “Dörttür.” dediklerinden murad, zahiren dörttür. Veyahut hakikaten ecsam-ı uzviyeyi teşkil eden müvellidü’l-mâ ve müvellidü’l-humuza ve azot ve karbon yine dörttür.
Eğer hürfikirsen bu felsefenin şerrine bak: Nasıl ezhanı esaretle sefalete atmıştır. Âferin, hürriyetperver olan hikmet-i cedidenin himmetine ki o müstebit hikmet-i Yunaniyeyi dört duvarıyla zîr ü zeber etmiştir. Demek muhakkak oldu ki:
Âyâtın delail-i i’cazının miftahı ve esrar-ı belâgatın keşşafı, yalnız belâgat-ı Arabiyenin madenindendir. Yoksa felsefe-i Yunaniyenin destgâhından değildir.
([[Risale:Birinci_Makale_(Muhakemat)#Sekizinci_Mesele|Muhakemat, Birinci Makale]])


==Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler==
==Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler==

21.36, 17 Haziran 2025 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Molla Halil Siirdî Doğu vilayetlerimizde yaşamış gayet meşhur ve sözü hüccet bir muhakkik bir Şafii Osmanlı alimidir. Bediüzzaman 15. Mektup'ta sahabeler arasındaki muharebeler hakkında söylediği "Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kāl (dedikodu) etme. Çünkü hem kātil ve hem maktûl ikisi de ehl-i cennettirler." mealindeki cümlesini aktarır. Yine Muhakematta "Unsurlar dört tane olup melekler de onlardan (nur unsurundan) yaratılmışlardır." mealindeki Kürtçe cümlesi üzerinden bir izah yapılır. İlk dinî bilgileri babasından aldı. Çocukluğunda Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın duasına mazhar olduğu rivayet edilir. Doğu Anadolu'da medrese icazet aldı. Hizan ve Siirt'te müderrislik yaptı, ders kitapları telif etti ve birçok âlim yetiştirdi. Kadirî tarikatına mensup idi ama vaktinin büyük kısmını ders vermeye ayırdığı için tasavvufun pratikleriyle fazla meşgul olamadı.[1]

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri: Mele Xelile Seerdî

Doğum Yeri ve Tarihi: Bitlis’in Hizan ilçesinin Kulpik (Süttaşı) köyü, 1754[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: Siirt, 1843[1]

Kabrinin Yeri: Siirt’in doğusundaki tepenin üzerinde, Şeyh Süleyman mezarlığında[1]

Harita Konumu: [1]

Eserleri

En tanınmış eseri olan Nehcü’l-Enâm, akaid konularının ele alındığı Kürtçe’nin Kurmanci Lehçesiyle yazılmış manzum bir eserdir.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hazret-i Ali (ra) zamanında başlayan muharebelerin mahiyeti nedir? Muhariplere ve o harpte ölen ve öldürenlere ne nam verebiliriz?

Elcevap: Cemel Vak’ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddıka radıyallahu teâlâ anhüm ecmaîn arasında olan muharebe, adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir. Şöyle ki:

Hazret-i Ali, adalet-i mahzayı esas edip Şeyheyn zamanındaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiş. Muarızları ise Şeyheyn zamanındaki safvet-i İslâmiye adalet-i mahzaya müsait idi fakat mürur-u zamanla İslâmiyetleri zayıf muhtelif akvam hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye girdikleri için adalet-i mahzanın tatbikatı çok müşkül olduğundan “ehvenü’ş-şerri ihtiyar” denilen adalet-i nisbiye esası üzerine içtihad ettiler. Münakaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için muharebeyi intac etmiştir.

Madem sırf lillah için ve İslâmiyet’in menafii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem kātil hem maktûl ikisi de ehl-i cennettir, ikisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz. Her ne kadar Hazret-i Ali’nin içtihadı musîb ve mukabilindekilerin hata ise de yine azaba müstahak değiller. Çünkü içtihad eden hakkı bulsa iki sevap var. Bulmazsa bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevap alır. Hatasından mazurdur.

Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zat-ı muhakkik Kürtçe demiş ki:

ژٖى شَرِّ صَحَابَانْ مَكَه قَالُ و قٖيلْ لَوْرَا جَنَّتٖينَه قَاتِلُ و هَمْ قَتٖيلْ

Yani sahabelerin muharebesinde kıyl ü kāl etme. Çünkü hem kātil ve hem maktûl ikisi de ehl-i cennettirler.

(15. Mektup)


Tenbih: Eğer istersen Mukaddimata gir. Birinci Mukaddime’yi suğra ve Üçüncü Mukaddime’yi kübra yap. Sana netice verecektir ki: Ehl-i zahirin zihinlerini teşviş eden, felsefe-i Yunaniyeye incizablarıdır. Hattâ o felsefeye fehm-i âyette bir esas-ı müselleme nazarıyla bakıyorlar.

Hattâ oğlu ölmüş bir kocakarıyı güldürecek derecede bir misal budur ki: Bazılar öyle bir zatın kelâmındaki fülûs-u felsefeyi, cevher-i hakikatten temyiz etmeyecek dereceden pek çok derecede âlî olan o zat-ı nakkad, Kürtçe demiş ki:

ﻋَﻨَﺎﺻِﺮْ ﭼِﻬَﺎﺭِﻥْ ﮊِﻭَﺍﻧِﻦْ ﻣَﻠَﻚْ

Halbuki: Bu söz ile hükemanın mezhebi olan ki: “Melaike-i Kiram maddeden mücerreddirler.” red yolunda tasrih ediyor ki: “Melaike-i Kiram anâsırdan mahluk ecsam-ı nuraniyedirler.”

Onlar fehmetmişler ki: Anâsır dört oldukları, İslâmiyet’tendir. Acaba! Dörtlüğü ve unsuriyeti ve besateti, hükema ıstılahatından ve muzahref olan ulûm-u tabiiyenin esaslarındandır. Hiç usûl-ü İslâmiyeye taallukları yoktur, belki zahir müşahedetle hükmolunan bir kaziyedir.

Evet, dine teması olan her şey, dinden olması lâzım gelmiyor. Ve İslâmiyet’le imtizaç eden her bir madde, İslâmiyet’in anâsırından olduğunu kabul etmek, unsur-u İslâmiyet’in hâsiyetini bilmemek demektir. Zira Kitap ve Sünnet ve icma ve kıyas olan anâsır-ı erbaa-i İslâmiye, böyle maddeleri terkip ve tevlid etmez.

Elhasıl: Unsuriyet ve besatet ve erbaiyet, felsefenin bataklığındandır, şeriatın maden-i safisinden değildir. Fakat felsefenin yanlışı, seleflerimizin lisanlarına girdiğinden bir mahmil-i sahih bulmuştur. Zira selef “Dörttür.” dediklerinden murad, zahiren dörttür. Veyahut hakikaten ecsam-ı uzviyeyi teşkil eden müvellidü’l-mâ ve müvellidü’l-humuza ve azot ve karbon yine dörttür.

Eğer hürfikirsen bu felsefenin şerrine bak: Nasıl ezhanı esaretle sefalete atmıştır. Âferin, hürriyetperver olan hikmet-i cedidenin himmetine ki o müstebit hikmet-i Yunaniyeyi dört duvarıyla zîr ü zeber etmiştir. Demek muhakkak oldu ki:

Âyâtın delail-i i’cazının miftahı ve esrar-ı belâgatın keşşafı, yalnız belâgat-ı Arabiyenin madenindendir. Yoksa felsefe-i Yunaniyenin destgâhından değildir.

(Muhakemat, Birinci Makale)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

Kaynakça