Sad (ص) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Şın (ش) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Dad (ض): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Sad (ص) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ص | Sad | - | 53 | 189 | 3 | 3 | 56 | 63 | 43 | 192 | 174 | 59 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Sad-Be-Elif (1) | + | ||
| Sabii/Sabiî (Sabiiyyun) | Yıldıza tapan | + (Başka dine giren anlamında) | …ve yıldızlara ve melâikelere bir nevi ulûhiyet isnad eden Sâbiiyyun gibi,… |
| Sad-Be-Be (1) | + | ||
| İnsibab | Dökülme | Şu her iki medih arasında bir insibab (dökülmek) vardır ki, o onu ister, o onu ister. | |
| Sad-Be-Ha (4) | + | ||
| Sabah | Günün ilk vakti | + | Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, haberin var mıdır? |
| Subh | Sabah | + | O da ölecek, sonra dirilecek; veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır. |
| Mesabih | Lambalar | + | Ve bu müzeyyen mesabih ve mütebessim nücûm, onun rububiyet ve izzetinin şuaları ola. |
| Misbah | Lamba | + | …Sâniin vücub-u vücuduna şehadetle, avâlim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbâniye içinde ilân-ı Sâni eden misbah-ı imanı ışıklandırıyorlar. |
| Sad-Be-Ra (3) | + | ||
| Sabir/Sâbir | Sabreden | + | Maddî hastalığın—Hastalar Risalesinde isbat edildiği gibi—bir saat hastalık, sâbir ve mütevekkil insanlara,… |
| Sabr/Sabır | Tahammül | + | Sabırsız adam, teennî ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır, maksut damına çıkamaz. |
| Sabur (Saburane) | Çok sabırlı; Esma | Sen, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği bütün sabır kuvvetini böyle sağa sola dağıtma, bu saatteki eleme karşı tahşid et, "Yâ Sabûr" de, dayan. | |
| Sad-Be-Ğayn (2) | + | ||
| İnsibağ | Boya(la)nma | Çünkü, sohbette insibağ ve in'ikâs vardır. | |
| Sıbğa/Sıbga/Sıbgat | Boya | + | Bir sıbga-i Rahmânî suretinde göremez. |
| Sad-Be-Vav (2) | + | ||
| Sabavet | Çocukluk | Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı mâderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. | |
| Sabi | Çocuk | + | Belki içinizde yüze yakın ulema bulunan cemaate karşı benim misalim, medreseye giden bir çocuğun misalidir ki o sabî çocuk, sabahleyin medreseye gidip okuyup akşam da babasına gelip okuduğu dersini babasına arz eder. |
| Sad-Ha-Be (10) | + | ||
| Ashab/Ashap | Sahabe; bir işin ehilleri | + | Ashâb-ı Kütüb-i Sitteden İmam-ı Hâkim, Müstedrek'inde ve Ebu Davud, Kitab-ı Sünen'inde; Beyhakî, Şuab-ı İman'da tahriç buyurdukları,… |
| İstishab | Yanına alma | Bizim şu içinde bulunduğumuz hal dahi, daima istishab ile beraber olduğumuz ıslahın ta kendisidir. | |
| Musahabe | Görüşme | Barla'ya dönsem, arzunuz vechile sizden ziyade müştak olduğum şifahî bir musahabe çaresini arayacağız. | |
| Musahib | Arkadaş, sohbet eden | Bizler ki, Elhamdü lillâhi teâlâ, âhiret kardeşiniz, Kur'ân hizmetinde âciz hizmetkârınız, esrar-ı Kur'âniyenin beyanında, eşşükrü lillâhi teâlâ, "Ashâb-ı Kehf" gibi musahibiniziz. | |
| Sahabe | Peygamberimizin sohbetinde bulunanlar | …kimin haddi var ki, Sahâbenin adalet ve sıdk ve ulviyet ve hakkaniyet hususundaki kuvvetlerine, metanetlerine, takvâlarına yetişebilsin veya derecelerinden geçsin? | |
| Sahabet | Sahip olma; sohbetinde bulunma | Risale-i Nur'un hıfz ve neşrine ve sahâbet ve himayetine çalışmak için hayat isterdim. | |
| Sahabi (Sahabiye) | Peygamberimizin sohbetinde bulunan | Ümmü Malik isminde bir Sahabiye, "ukke" denilen küçük bir yağ tulumundan, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma yağ hediye ederdi. | |
| Sahip | Malik; arkadaş | + | Şu kâinatın Sahip ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve herşeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve herşeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faideleri irade ederek tedvir ediyor. |
| Sohbet | Sevilen kişiyle beraberlik | Sohbet-i nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyr ü sülûka mukabil hakikatin envârına mazhar olur. | |
| Tesahub | Sahiplenme | Yalnız, insan iman ile tesahup eder. | |
| Sad-Ha-Ha (4) | |||
| Musahhih (Musahhihane) | Düzelten | İhtilâf ettikleri bahislerde, musahhihâne, hakikat-i vakıayı faslediyor. | |
| Sahih | Geçerli | Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, nakl-i sahihle ve mütevatir bir derecede bize vasıl olmuş ki, minber üstünde, cemaat-i Sahabe içinde ferman etmiş ki: | |
| Sıhhat | Sağlık; geçerlilik | Hayat-ı mâneviye ve sıhhat-i ubûdiyet, adâvet ve inatla sarsılır. | |
| Tashih | Düzeltme | Tashih eden, iki harfte noktayı bırakıp sehiv etmiş. | |
| Sad-Ha-Ra (1) | |||
| Sahra | Kır(lık), çöl | …kendini Kur'ân'ın nüzulünden evvel olan o asr-ı cahiliyette ve o sahrâ-yı bedeviyette farz et ki,… | |
| Sad-Ha-Fe (5) | + | ||
| Mesahif | Mushaflar | İşte bu mu'cizeli Kur'ân'ımızı, hem Diyanet Riyaseti tetkik etmiş, çok beğenmiş; hem İstanbul'daki fetva dairesindeki tetkik-i mesâhif uleması gayet güzel görmüş. | |
| Mushaf | Yazılı Kur′an | …yeni bir mushaf yazdırıyoruz ki, en münteşir mushafların aynı sahife, aynı satırlarını muhafaza etmekle beraber, san'atkârların lâkaytlığı tesiradem-i intizama maruz kalan yerleri tanzim edip, tevafukatın hakikî intizamı inşaallah gösterilecektir;… | |
| Sahaif | Sahifeler | Evet, Furkan-ı Hakîmdir ki, şu sahaif-i kâinatta kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi beşere ders verir. | |
| Sahife | Sayfa | O zâtın (a.s.m.) sıdk-ı nübüvvetini yazıp tasdik eden birkaç sahife vardır. | |
| Suhuf | Sahifeler | + | …bütün kütüb ve suhuf-u semâviyenin mânevî tasdiklerine mazhar bulunan Kur'ân-ı Azîmüşşan,… |
| Sad-Ha-Nun (1) | |||
| Sahne | Oyun yeri | Yani, pek çok âlemler, haller, vücut sahnesinde içtima eder, birleşirler. | |
| Sad-Ha-Vav (1) | |||
| Sahve | Uyanıklık | Âlem-i sahveye döndükleri vakit, mizansız olduğu için, meşhudatlarını aynen yazdıklarından, hilâf-ı hakikat telâkki ediliyor. | |
| Sad-Hı-Ra (1) | + | ||
| Sahret | Kudüs′te kaya | + | …ileride bâki Cennete bir kısmını devretmeye bir işaret için "sahret" namında uhrevî bir madde, bir hakikat gönderilip Sevr ve Hut meleklerine bir nokta-i istinad edilmiş diye … |
| Sad-Dal-Dal (1) | + | ||
| Saded | Konu | Merhumun ceddimin Hazret-i Ali radıyallahü anh efendimiz hazretlerine mâtuf ve evvelce arz ettiğim "Kerâmâtü'l-evliyâi hakkun" düsturunu tasdik sadedindeki keramat hadisinin ifade edildiği bir zamanda,… | |
| Sad-Dal-Ra (6) | + | ||
| Masdar | Fiilin kök hali; kaynak | Çünkü, ilm-i sarf kaidesince, ism-i fail, bir emr-i nisbî olan masdardan müştaktır. | |
| Müsadere | Toplama | Müsadere ettikleri Kur'ân'ımızı Diyanet Reisine göndermişler. | |
| Sadaret | Başbakanlık | Saltanatı sadaret, hilâfeti meşihat temsil eder. | |
| Sadır/Sâdır | Çıkan | Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım. | |
| Sadr/Sadır | Göğüs | + | …medâr-ı nazar bir ferdi, inşirah-ı sadır nuruyla başka bir hâlete girip eski sıkıntıdan kurtulup nuranî bir mesleğe giren bir şahıs… |
| Sudur | Çıkma, kaynaklanma | Her birliği bulunan yalnız birden sudur edecektir; madem herşeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek birtek Zâtın icadıdır | |
| Sad-Dal-Ayn (1) | + | ||
| Tasdi′ | Başını ağrıtmak | …ulvî bir gurbeti arayabilir miyim?" diye sizi o suallerle tasdî etmiştim. | |
| Sad-Dal-Fe (3) | |||
| Müsadif | Rastlayan | Bu iki zelzele 18.9.1948 tarihine müsadif, Cuma günü kuşluk vakti olmuştur. | |
| Sadef | Kabuk (İnci kabuğu) | Bir sadef, çok cevahiri tazammun edebilir. | |
| Tesadüf | Rast gelme | Tesadüf onun işine karışamaz. | |
| Sad-Dal-Kaf (13) | + | ||
| Masduk | Tasdik edilmiş | Sadık, masduk, musaddak olan Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâmın ihbarıdır. | |
| Misdak | Ölçüt, kriter | Hem dahi, Kur'anın ve tercümanının o semavî namuslarına, bunların arazî düsturlarını misdak ve mikyas yapıp, tezkiyelerini onlarla taleb etme! | |
| Musaddak | Doğrulanmış | Sadık, masduk, musaddak olan Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâmın ihbarıdır. | |
| Musaddık | Doğrulayan | + | Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür; o ulûm, nur ve hikmet olarak kalır, zulmet ve abesiyete inkılâb etmez. |
| Sadaka | Allah yolunda yardım | + | Sadaka nasıl belâyı def ediyor; onun intişarı ve okunması küllî bir sadaka nev'inde semâvî ve arzî belâların def'ine vesile olduğu çok emâreler ve çok hâdiselerle tebeyyün etmiş. |
| Sadakat | Bağlılık | Sadakat ve kanaatle Risale-i Nur dairesine girenler, imanla kabre gireceğine gayet kuvvetli emareler var. | |
| Sadık/Sâdık | Sadakatli, dürüst | + | Sadık, masduk, musaddak olan Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâmın ihbarıdır. |
| Sadîk/Sadik | (Çok sadık) dost | + | Faraza sadîk olsan, sadîk-ı ahmak olursun. |
| Saduk/Sadûk | Tam doğru | Hem madem sıddık, sadûk, sadık ve musaddak bir Sahabenin meşhur bir namdarı, bir tarikle bir hâdiseyi haber verse, yeter denilir, başkasının nakline ihtiyaç da kalmaz. | |
| Sıddık | Değerlerine gönülden bağlı | + | Hem madem sıddık, sadûk, sadık ve musaddak bir Sahabenin meşhur bir namdarı, bir tarikle bir hâdiseyi haber verse, yeter denilir, başkasının nakline ihtiyaç da kalmaz. |
| Sıdk | Doğruluk | + | Bir tane sıdk, bir harman yalanı yakar. |
| Tasadduk | Sadaka olarak verme | Zira tasadduk malda olduğu gibi, ilimde, fikirde, fiilde de olur. | |
| Tasdik | Onaylama | + | Tasdik ise, zahir olan mu'cizatıyla, ekmel-i vecihle hâsıl olabilir. |
| Sad-Dal-Mim (4) | |||
| Müsademe | Çarpışma | Nihayet Haccac-ı Zalim büyük bir orduyla üzerine hücum ederek, şiddetli müsademeden sonra o kahraman-ı âlişan şehid edilmiş. | |
| Müsadim | Çarpışan; çatışan | Çünkü İslâmiyetin usulüne musadim olmadığından, hikâyat gibi rivayet olunurken, ehemmiyetsizliği için tenkitsiz dinlenirlerdi. | |
| Sadme | Darbe | …Risale-i Nur olmasaydı; bu dehşetli asırda, acip inkılâp ve infilâklarda bu mübarek vatan, Kur'ân'ını ve imanını dehşetli sadmelerden tam muhafaza edebilir miydi? | |
| Tesadüm | Çarpışma | Hem tesadüm-ü efkârdan ve tehalüf-ü ukulden hakikat tamamıyla tezahür eder. | |
| Sad-Dal-Ye (1) | + | ||
| Sada | Ses | …acaba o sadâya nispeten, sivrisinek gibi bir emîrin demdemelerini ve karasinekler gibi bir hükûmetin adamlarının vızvızlarını işitecek midir? | |
| Sad-Ra-Ha (5) | + | ||
| Musarrah | Açıklanmış | Nass-ı Kur'ân ve çok âyatla musarrahtır. | |
| Sarahat | Açıklık | …bütün tefsirlerde görünen ve sarahat, işaret, remiz, îma, telvih, telmih gibi tabakalarla müfessirînin beyan ettikleri mânâlar,… | |
| Sarih | Açık | Sarih miktarını dahi hasûd Yahudiler tahrif etmişler. | |
| Sürahi | İçecek kabı | Yani: Cennetin camdan kap-kaçak, sürahiye ve bardakları gümüştendir diye ifade eden ayeti… | |
| Tasrih | Açıklama | Sıfâtın mükemmeliyeti, şuûnatın mükemmeliyetini tasrih eder. | |
| Sad-Ra-Ra (2) | + | ||
| Israr | Üsteleme | Cenâb-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur'ân'da çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir cezayla tehdit ediyor? | |
| Musırr (Musırrane) | Israr eden | Nurun hâlis ve ehemmiyetli bir kısım şakirtleri, pek musırrâne olarak, âhir zamanda gelen Âl-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar… | |
| Sad-Ra-Sad-Ra (1) | + | ||
| Sarsar | Kasırga | + | Sarsar-ı ilhaddan inkaz eden… |
| Sad-Ra-Tı (1) | + | ||
| Sırat | Yol | + | ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? |
| Sad-Ra-Ayn (2) | + | ||
| Musaraa | Güreşme | Evet zerre gibi bir iktidar, saç gibi bir ihtiyar, zevale maruz lem'a gibi bir şuur, intıfaya maruz şule gibi bir hayat, kısalıkta dakika gibi bir ömür ile musaraa etmek lâzım gelir. | |
| Mısra | Şiirde satır | Said-i hüşyârın safvet-i ruhunu, besalet ve şecaatini, fedakârlığındaki nihayetsizliğini anlamak ve ona bağlanmak için, lisân-ı hamasetinden bu mezkûr mısrâı dinlemek kifayet eder. | |
| Sad-Ra-Fe (9) | + | ||
| İsraf | Boşa harcama | On Dokuzuncu Lem'a İktisat Risalesi İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir. | |
| Masraf | Harcama | NAMAZ ne kadar kıymettar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masrafla kazanılır;… | |
| Munsarıf | Geri dönen | Tefsirin ve şeriatın ne kadar hakâik-i esasiyesi varsa, birer birer nazar-ı tedkike getirilse, görülür ki; hakikatten çıkıp hikmet ile tartılıp hak olarak hakka munsarıftır. | |
| Mutasarrıf | İdare eden, yönetici | Bu Mutasarrıf-ı Hakîmi ve Mâlik-i Rahîmi tanımayan, bu zemini, ahmak sofestâîler gibi mahsulâtıyla inkâr etmeye mecbur olur. | |
| Sarf | Harcama; çekim bilgisi | + (Çevirme anlamında) | Sarf ve nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip,… |
| Sarraf | Kuyumcu | Sarraf gibi, hadîsin cevherini tanır, başka sözü ona iltibas edemez. | |
| Sırf | Sadece | Sırf şeytan-ı racîmden başka ondan nefret eden olmaz. | |
| Tasarruf | Kullanma, yönetme | Tasarruf-u kudretin vüs'ati, vesâit ve muinleri reddeder | |
| Tasrif | Yönetme | + | İşte bu meraklı yolcu, bu "cevv"de, bulutu teshirden, rüzgârı tasriften, yağmuru tenzilden ve hâdisât-ı cevviyeyi tedbirden terekküp eden bir hakikatın yüksek ve âşikâr şehadetini işitir, "Âmentü billâh" der. |
| Sad-Ayn-Be (2) | |||
| İstisab/İstis'ab | Zor olarak görme | Yahu, sizin bu istis'âbınız ve şu mes'elenin tasavvurundaki istiğrabınız, bir kıyas-ı hâdi'in netice-i vahîmesidir. | |
| Suubet | Zorluk | Yoksa, imtinâ derecesine çıkan bir suubet, o cinsi in'idâma ve o nev'i ademe götürecekti. | |
| Sad-Ayn-Dal (4) | + | ||
| İsad/İs'ad | Yükselme | …evc-i medeniyete bir zaman-ı kasirde is'ad ederek şark ve garbda oturmuş… | |
| Said/Saîd | Toprak | + | Madem ki Kur'an sana صَع۪يدْ demiş elbette hem için temiz ve tahir hem de dışın. |
| Suud | Yükselme | Sukutu suûd, tedennîyi terakki, cehl-i mürekkebi yakîn, uykunun son perdesini intibah zan ve tevehhüm eden bir kısım medenîler,… | |
| Tesaud | Yukarı çıkma | …hâlâ ve el'an terakkî ve tesa'ud eden ve münteha-yı terakkisi idrâk olunamayan kemalât-ı maneviyesine bakması lâzımdır. | |
| Sad-Ayn-Kaf (1) | + | ||
| Saıka | Yıldırım | Zulüm ve tahkir ateşi, tekebbürün sıkleti, tahakküm saıkası. | |
| Sad-Ğayn-Nun (6) | + | ||
| Asgar/Asğar/Asgarî/Asğarî | En az | + | Meselâ, bir mâhiyet-i mücerrede bütün cüz'iyyâtına, en asğarına, en ekberine, yorulmadan, tenakus etmeden, tecezzîsiz bir bakar. |
| İstisgar | Küçük görme | Şu hiçbir cihetle istisgar edilmeyecek mânevî ve daimî bir kuvvetüzzahr yerine hangi kuvvet ikame edilebilir, gösterilsin. | |
| Musağğar | Küçültülmüş | Nasıl mu'ciznümâ, hayret-fezâ bir misâl-i musağğar-ı kâinattır! | |
| Sağir (Sağire) | Küçük | + | …hususan nebâtat ve hayvânâtın kesretli envâ-ı sağiresinden cevâdâne icadın medarı, çarşısı;… |
| Sıgar/Sığar | Küçüklük | Sıgar-ı nefistir tekebbürün menbaı. | |
| Suğra | Küçük | Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. | |
| Sad-Fe-Ha (4) | + | ||
| Musafaha | Tokalaşma | Musafaha etmek, elini öpmek, kendine tokat vurmak gibi, ruhen müteessir oluyor. | |
| Safahat | Aşamalar | Bu kadar safahât-ı âleme karşı tavrını hiç bozmuyorsun. | |
| Safh | Bağışlama | + (Vazgeçme anlamında) | Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı, en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlûp edecek af ve safh ile ve ulüvvücenaplıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun. |
| Safha | Aşama | Mezkûr âyetin tabaka-i avâma ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki,… | |
| Sad-Fe-Ra (2) | + | ||
| Sıfır/Sıfr | 0 | Medeniyet-i hazıra itibarıyla görüyoruz ki, şu medeniyet-i meş'ume öyle gaddar bir düstur-u zulüm beşerin eline vermiş ki, bütün mehasin-i medeniyeti sıfıra indiriyor. | |
| Şifre | Parola (Fransızcadan geçen bu kelimenin aslı Arapça sıfır kelimesinden gelir) | Sûrelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlâhî bir şifredir; has abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. | |
| Sad-Fe-Fe (5) | + | ||
| Saff | Saf, sıra; Sure adı | + | Ben kardeşlere yazdığım mektubumda "Aziz, sıddık" dediğim vakit, daima saff-ı evvelde Hulûsi de muhataptır. |
| Saffat | Sure adı (Saf saf dizilenler) | + | … ve's-Sâffât'taki مُحْضَرِينَ ve مُحْضَرُونَ hem birbirine, hem onlara bakıyor;… |
| Sofa | Avlu | …tek tük, sofada ve kapıda haylâz çocuklar ve serseri ahlâksızlar bulunup… | |
| Suffe | Mescid-i Nebevi'de ashabın kaldığı gölgelik | Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm emretti ki: "Ehl-i Suffeyi çağır." | |
| Sufuf | Saflar | Yüzü acaib-i san'ata bir meşher ve garaib-i mahlûkata bir mahşer ve kafile-i mevcudata bir memer ve sufûf-u ibâdına bir mescid ve makarr olan zemin,… | |
| Sad-Fe-Vav (8) | + | ||
| Istıfa | Ayıklama | Nasrâniyet intıfâ, ya ıstıfâ bulacak | |
| Musaffa | Safileşmiş | + | …ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehâtın zulümâtından musaffâ,… |
| Musaffi | Temizleyen | Müzekkî-i nefis ve musaffî-i ruh,… | |
| Mustafa | Seçilmiş, arınmış | + | İsm-i pâk-i hakkı içün Ahmed-i Muhammed Mustafa. (a.s.m.) |
| Safa | İç huzuru | + (Mekke'deki tepe) | Çürüğünü, yetişmemişini görsem "Huz mâ safâ" derim. |
| Safi | Katışıksız | …Cenâb-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münâcâtı gayet harika bir surette kabul etmiş,… | |
| Safvet | Safilik | Sonra ehl-i dünya onun safvet-i kalbinden istifade ederek dediler ki: | |
| Tasfiye | Saflaştırma | Vakt-i tecrübe bitti. İnâyet-i ezeliye te'bid için ezdâdın tasfiyesini istedi. | |
| Sad-Kaf-Lam (1) | |||
| Saykal | Parlatan, cilalayan | Birinci Makale, unsur-u hakikatin veyahut bazı mukaddemat ve mesail ile İslâmiyete saykal vurmanın beyanındadır. | |
| Sad-Lam-Be (5) | |||
| Mütesallib | Sağlam | En ileri karakol, İslâmiyet ruhuyla tenevvür etmiş cinan,/En mütesallib olmalı. En müteyakkız olmalı. | |
| Salabet | Sertlik, sağlamlık | Enâniyeti terk etmeyen, salâbet-i diniyeyi ve kısmen de dinini terk eder. | |
| Salib | Haç | … bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu… | |
| Sulb | Omurga (kemiği); soy | Tekemmül-ü mebâdi ise, fünun-u ekvânın tohumlarını sulb-ü hilkatten zamanın terbiyegerdesi bir zemine ilka ile telkih eder. | |
| Tasallub/Tasallüb | Sertleşmek | …güya buhar-misal o ene temeyyü edip, sonra ülfet cihetiyle ve maddiyata tevaggul sebebiyle güya tasallüb ediyor…. | |
| Sad-Lam-Ha (11) | + | ||
| Aslah | En uygun | …"Aslâh tarik musalâhadır" mülâhazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infiâlâta mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet suretini daha ahsen surette düşündüğümden, merhum Sultan-ı sâbıka ceride lisanıyla söyledim ki… | |
| Islah | Düzeltme | + | "Yâ Rab, Isparta, Risale-i Nur'un bir Medresetü'z-Zehra'sıdır, oradaki fena memurları dahi ıslah eyle ve hüsn-ü âkıbet ver" diye dua eyledim ve ediyorum. |
| Istılah | Uygun bulma; terim | O meşiet-i Rabbânî,/Yanlış bir ıstılahla tabiat da denilir. | |
| Maslahat | Fayda | Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir? | |
| Mesalih | Maslahatlar | Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde riayet-i mesalih ve hikemdir. | |
| Musalaha | Karşılıklı anlaşma | …"Aslâh tarik musalâhadır" mülâhazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infiâlâta mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet suretini daha ahsen surette düşündüğümden, merhum Sultan-ı sâbıka ceride lisanıyla söyledim ki… | |
| Muslih | Islah eden | + | Hem öyle zannettiği halde, mürşid vaziyetini alır, muslih tavrını takınır, müthiş bir vaziyete düşmüş bîçare bir adama ders verir. |
| Salah (Salahat) | Salihlik, iyilik | İbn-i Hacer diyor ki: "Salâhat niyetiyle sana verilen birşey sâlih olmazsan kabul etmek haramdır." | |
| Salih | İyi, salahat sahibi | + | 'Salih bir Türk, elbette fâsık kardeşimden ve babamdan bana daha ziyade kardeştir ve akrabadır.' |
| Suleha | Salihler | …belki ruhanilerle beraber milyarlar fıtrî ve reddedilmez duaları makbul olan sulehâ-yı ümmeti hergün o zâta salât ve selâm ünvanıyla rahmet duaları ve mânevî kazançlarını … | |
| Sulh | Barış | + | Filhakika, Sulh-u Hudeybiye ile, çendan maddî kılıç kılıfına muvakkaten konuldu. |
| Sad-Lam-Vav (4) | + | ||
| Musalli | Namaz kılan | + | Başında salât ü selâmdan sonra birinci “İ'lem” namazda evvel vakte riayet etmenin ve hayalen Kâbe'ye müteveccih olmanın faziletini ve evham ve vesvese-i şeytaniyeyi nasıl müzmahil ettiğini ve musallînin bütün letaif ve havassının nasıl feyizlendiğini beyan eder. |
| Salat | Namaz; rahmet; dua | + | O zât öyle bir salât-ı kübrâda, bir ibadet-i ulyâda saadet-i ebediye için dua ediyor ki; güya bu cezire, belki bütün arz onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder. |
| Salavat | Peygamberimize rahmet duası; dualar; namazlar | Ve bu Rahmeten li'l-Âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise, salâvattır. | |
| Salvele | Salavatlar | Öteden beri her kitabın iptidasında Besmele, Hamdele, Salvelenin zikrinin vücubu, hocaefendilerimiz tarafından beyan edilmişse de,… | |
| Sad-Mim-Te (1) | + | ||
| Samit | Suskun | + | O câmidât-ı meyyite-i sâmite, birer mûnis memur, birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı. |
| Sad-Mim-Dal (1) | + | ||
| Samed | Esma | + | O kitab-ı kebîrin herbir nakşı, küçük olsun, büyük olsun, (karınca kaderince), Vâhid ve Samed olan Nakkaşının evsaf-ı celâliyesini izhar ile hamd-ü senâlar eder. |
| Sad-Mim-Mim (3) | + | ||
| Esamm | Sağır | + | Biz kendimizden hayal edip esammane tahribimizde eser-i telkini icra ederiz. |
| Musammem | Kararlaştırılmış | Şimdiki hayat-ı içtimaiyeyi bilemediğimden, makam-ı iddianın gidişatına göre, sizce musammem mahkûmiyetimize bir bahane olmak için, … | |
| Samimi (Samimiyet) | İçten | Senin gayret ve samimiyet ve ciddiyetini bana gösterdiler… | |
| Sad-Nun-Be-Ra (1) | |||
| Sanevber/Sanavber | Çam ağacı/kozalağı | Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. | |
| Sad-Nun-Dal-Kaf (1) | |||
| Sandık/Sanduk (Sandukça) | Kutu | Bak o Hakîm-i Zülcelâle, nasıl Kitab-ı Mübînin düsturlarından, arı vazifesine ait miktarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur. | |
| Sad-Nun-Ayn (11) | + | ||
| Masnu (Masnuat) | Yaratılmış(lar) | Rahmet ve nimet ise teveddüd, taarrüf şe'nlerini iktiza edip Vedûd ve Mâruf isimlerini tecellîye sevk eder, masnuun bir perdesinde onları gösterir. | |
| Musanna | Sanatlı yapılmış | Meselâ, nasıl ki terzi gibi bir san'atçı, birçok külfetler, maharetlerle musannâ birşeyi icad eder ve ona bir model yapar. | |
| Sanat/San'at | Yapma | + | Kâinatta görünen hüsn-ü san'at dahi risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) delâlet ve şehadet eden kat'î bir delildir. |
| Sanayi | Sanatlar | Evet, telyîn-i hadid, yani demiri hamur gibi yumuşatmak ve nuhâsı eritmek ve madenleri bulmak, çıkarmak, bütün maddî sanayi-i beşeriyenin aslı ve anasıdır ve esası ve madenidir. | |
| Sani | Her şeyi sanatla yapan Allah | Halbuki, Sâni-i Hakîm herşeyin nemâsı zamanında pek muntazam, cedid ve taze taze gömlekleri ve yeşil yeşil hulleleri kemâl-i sür'at ve sühuletle yapar, giydirir. | |
| Sınai | Sanatla ilgili | Bil ki, senin başına dolanıp sarılan ilmî icad silsileleri; ve senin enaniyetine bitişen, bağlanan şuurîçe sınaî satırları… | |
| Sun' | Yapma | + | Ve o tezyin ve tahsin şe'nleri ise, sun' ve inâyet mânâlarını iktiza eder ve Sâni ve Muhsin isimlerini, o masnuun güzel simasıyla okutturur. |
| Suni/Sun'i/Sunî/Sun'î | Yapay | Yani, fıtrî karagözlülük, sun'î (yapma) karagözlülük gibi değildir. | |
| Tasannu | Yapmacık hareket | Şimdi kat'î kanaatimiz geldi ki, o hakaik-i Kur'âniye nurdur, ziyadır. Tasannu, temelluk, tezellül zulmetleriyle birleşemiyor. | |
| Tasni | Sanatlı yapma | …ve Kur'an'ın evamirine muhalif hareket etmek ve manevî kuvvetlere inanmamak, icad ve tasni hakkını şuursuz, kör, sağır tabiata vermek … | |
| Tasniat | Uydurma (söz) | …âli meziyetleriyle yaldızlı bir Furkanın gizli hakikati—hâşâ—muavenetsiz, ilimsiz birtek insanın sahtekâr, âdi fikrinin tasniâtı olsun… | |
| Sad-Nun-Fe (3) | |||
| Esnaf | Sınıflar; küçük zanaat ve sermaye sahibi | Namaz dahi, bütün ibâdâtın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esnâf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir. | |
| Sınıf | Tabaka, kategori | Hattâ her bir sınıf zanneder ki, bil'asale muhatap yalnız kendisidir. | |
| Tasnif | Sınıflandırma | Ehl-i tahkik ve yüksek insanlarca, beyanları hakkında yapılan tasnifler pek çoktur. | |
| Sad-Nun-Mim (2) | + | ||
| Esnam | Putlar | + | Keza bilirsiniz ki, onların uydurdukları âlihe ve esnâm, bir şeye kàdir olmayıp, onlar da mahlûk ve mec'ûl şeylerdir. |
| Sanem | Put | Öyle de, sanemler dahi ve sanemlere kesilen kurbanlar dahi, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın risaletini haber vermişler. | |
| Sad-Vav-Be (7) | + | ||
| İsabet | Doğru yere varma | Güneş, yağmur, su, ziya, çiçeklere isabet ederse hayat verirler. Nebatata olursa terbiye ve tenmiye ettirirler. | |
| Musab/Musâb | Kendisine isabet eden | Mer'ayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı haliyle, "Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyade faidemizi düşünür. Madem onun rızası yoktur, dönelim" diye kendisi döner, sürü de döner. | |
| Musib/Musîb | İsabetli | + | …ve hâlen o mesleklerinde bulunanları utandıran gayet hakikatli ve musîb cevaplar vardır. |
| Musibet | Afet | Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. | |
| Savab | Doğru | + | …hangi ilimden olursa olsun sorulan her suale karşı cevab-ı savab vermekle isbat ettiği aynı tarihe tam tamına tevafukla remzen Risale-i Nur'un istikametine bir işarettir. |
| Sayyib | Yağmur veren bulut | + | "Ya da o gibi kimseler gibidir ki; hâlî bir sahrada ve karanlıklı çok muzlim bir gece içinde yolculuk yaparlarken, "sayyib" ile (yani, yağmurlu bulut ile) müsibetlere giriftar oldular." |
| Tasvib | Doğrulama | Ta doğru ders almış mı, almamış mı? Babasının irşadını veya tasvibini bekler. | |
| Sad-Vav-Te (2) | + | ||
| Asvat | Sesler | İşte, hava unsuru yalnız nakl-i asvat vazifesinde mezkûr cilve-i vahdâniyeti ve mezkûr acaibi gösterdiği ve dalâletin hadsiz muhaliyetini izhar ettiği gibi; … | |
| Savt | Ses | + | Fakat o kulak, küfürle tıkandığı zaman, o leziz, mânevî, yüksek savtlardan mahrum kalır. |
| Sad-Vav-Ra (9) | + | ||
| Musavver | Tasavvur edilen | …ve onun semeresi ve misal-i musaggarı olan nur-u basarın nevâmîs-i bediasıyla münevver ve musavver olan kemâl-i kudret-i İlâhiyenin canibinde, … | |
| Musavvir (Musavviriyet) | Şekillendiren Allah | + | Hem Fettâh ve Musavvir isimlerinin tecellîleriyle başta insan olarak bütün hayvanatın su katrelerinden açılan pek çok mânidar suretlerine… |
| Mutasavver | Tasarlanmış | Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvere ilân edilebilir. | |
| Sur | İsrafil'in borusu | + | Evet, İsrafil'in borusu olan sûru, ordunun borazanından geri olmadığı gibi,… |
| Suret | Resim | + | Evet, hakikat ne kadar zayıfsa da, ölmez, suret gibi mahvolmaz. |
| Suver | Suretler | İşte bunun içindir ki, hakaik-i mücerredeye temaşa etmek için hissiyat ve hayal-âlûd cumhurun nazarlarını okşayan suver-i müteşabiheden birer dürbün vaz edilmiştir. | |
| Tasavvur | Zihinde canlandırma | Çünkü ehl-i namus ve mübarek arkadaşlarını canavar tasavvur eder, onlara karşı hakaret eder. | |
| Tasvir (Tasvirat) | Resmetme | Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasvirâtı Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma aittir. | |
| Tesavir | Tasvirler | Acaba hased, gurur, riya, şehvet-âlûd şimdiki beşerin hırçın ruhunda tesavir denilen küçücük cenazelerin rolünü ve derece-i tesirini yine zaman göstermeyecek midir? | |
| Sad-Vav-Ayn (1) | + | ||
| Sa' | 3.120 gramlık ölçü | Mesela “Sa' denilen dört avuç taamdan yetmiş adam yemişler, tok olmuşlar.” naklediyor. | |
| Sad-Vav-Fe (3) | + | ||
| Mutasavvıf | Tasavvuf ehli | Sırr-ı tarikati anlamayan bir kısım mutasavvıfe, zayıfları takviye etmek ve gevşekleri teşcî etmek ve şiddet-i hizmetten gelen usanç ve meşakkati tahfif etmek için istenilmeyerek verilen ezvak ve envar ve kerâmâtı hoş görüp meftun olur; ibâdâta, hidemâta ve evrâda tercih etmekle vartaya düşer. | |
| Tasavvuf | Tarikat | Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. | |
| Sofi/Sofu | Tasavvuf ehli | Yoksa İslâmiyetten ve tasavvuf ve ehl-i tarikattan gelen ve bir derece ruhlarla muhabereye benzeyen ve nâehillerin girmesiyle bir derece su-i istimal edilen ve pek az olan bir kısım sofuların sofîliğine karşı değildir. | |
| Sad-Vav-Mim (3) | + | ||
| Saim | Oruç tutan | + | Rûz sâim, leyl kaim,/Çû makam-ı âşıkan/Leyle-i nısf-ı Regaib,/Târik-ı dünya ve tâib. |
| Savm | Oruç | + | Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. |
| Sıyam | Oruçlar | + | Ramazan-ı Şerifin sıyâmı, Kur'ân-ı Hakîmin nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur'ân-ı Hakîmin en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: |
| Sad-Ye-Nun (2) | |||
| Masun | Korunmuş | Üçü de taarruz-u evhamdan masûn değildirler. | |
| Sıyanet | Koruma | Bu keşfiyatın birtekini bile, keşşafın hakk-ı keşfini sıyanet etmekle, ziyaa uğratmamak lâzım gelir. | |
| Sad-Ye-Ha (1) | + | ||
| Sayha | Güçlü ses, Sur'a üfleme | + | İşte böyle bir vaziyet karşısında, böyle dehşetli bir musibete uğrayan bir adam, kendi sükûtu içinde kâinatın her tarafından zararlı hareketlerin, korkunç sayhaların kendisine gelmekte olduğunu tahayyül eder. |
| Sad-Ye-Dal (2) | + | ||
| Sayd | Av | + | Hatta onlar servet-i dünyadan tenfir yolunda pençesini küçük bir sayd'a atan bîçarelerin hassas ve zayıf damarlarını tutarlardı. |
| Sayyad | Avcı | Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten. | |
| Sad-Ye-Fe (1) | + | ||
| Sayf (Sayfiye) | Yaz | + | …birbiri arkasında gönderdiği mevcudât-ı bahariye tabakatına ve masnuât-ı sayfiye taifelerine ve erzak-ı hayvaniye ve insaniyeye medar olan mat'umâta işarettir. |