Lam (ل) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Kef (ك) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Mim (م): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Lam (ل) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ل | Lam | 3 | 55 | 156 | 1 | 2 | 59 | 58 | 37 | 161 | 117 | 28 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Lam-Elif (2) | + | ||
| La | Olumsuzluk edatı | + | Ve ehl-i Vahdetü'l-Vücudun mutedil kısmı "Lâ Mevcude illâ hu" bu sırra binaen, bu delaletin vuzuhuna ve bu münasebetin kemaline bir unvan olarak demişler. |
| Lasiyyema | Bilhassa | …bu risale kısaca olarak "Tevhid ve Risalet" hakikatlarından bahsederek esas mes'ele olan mes'ele-i haşriyeye "Lâsiyyema"larla geçmiştir. | |
| Lam-Mim-Elif (1) | + | ||
| Lima | Niçin | + | Ey Fa'alün Limâ Yürîd! |
| Lam-Elif-Lam-Elif (2) | |||
| Lü'lü'/Lülü | İnci | + | Hakaikının tenevvüüne işaret için bazı mücessem hurufatını elmas ve zümrüt ile ve bir kısmını lü'lü ve akik ile ve bir taifesini pırlanta ve mercanla ve bir nev'ini altın ve gümüş ile yazdı. |
| Telelü/Tele'lü' | Parıldama | + | Nücum-u sema-yı hidayet olan o hakaik tamamen inkişaf ve tele'lü' ve lem'a-nisar olacaktır. |
| Lam-Be-Be (2) | + | ||
| Elbab | Akıllar | + | …belki muhtelifü'd-derecat zevil-efkâr ve elbabın herbiri, Nurların ancak yüzde birer hâssalarını ve fevaidini görerek, |
| Lübb | İç, öz | Çünki iman, kabuğunun içerisindeki lübbü gösterir. Küfür ise, lüb ile kabuğu tefrik etmez. | |
| Lam-Be-Sin (11) | + | ||
| Elbise | Giysi | Hem gayet kıymetdar ve şahane taamlar, kaplar, murassa' nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyafetler vardır. | |
| İlbas | Giydirme | Zulmetin onlara ilbas ve giydirilmesidir. | |
| İltibas | Karıştırma | Ehl-i tarîkatın ekserinde sekr, ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikata muhalif telakkilerinde belki mazurdurlar. | |
| Labis | Giyen | …mişvar-ı Ahmediyenin (A.S.M.) ve hilye-i Nebeviyenin (A.S.M.) hakikî lâbisi olduklarını gösterirler. | |
| Libas | Elbise | + | Meselâ, bahar mevsiminde cennet hurileri tarzında bütün ağaçları sündüs-misal libaslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassaatıyla süslendirip hizmetkâr ederek… |
| Melbes | Giysi | Binaenaleyh beşere mesken ve melbes ve me'keli, sanayi-i kesîre ile taltif etmesine muhtaçtır. | |
| Mülabese/Mülabeset | Karışma, ilgililik | Esbab-ı zahiriyenin vaz'ındaki hikmet ise: İzhar-ı izzet ve saltanat tabir olunan dest-i kudret perdesiz daire-i esbaba mün'atıf olan nazara karşı, zahiren umûr-u hasise ile mübaşeret ve mülabeseti görülmemektedir. | |
| Mültebis (Mültebise) | Karışmış, karışık, karıştırılmış | Dimağda meratib-i ilim muhtelifedir, mültebise | |
| Mütelebbis | Giyinmiş, kuşanmış | Şu fırka, resulü dinleyip Kur'ana kulak vermekle kendilerini çok makamat-ı âliye içinde, çok vezaif-i latîfe ile mütelebbis gördüler. | |
| Telbis | Oyun, aldatma | Onun nur-u nazarına hayal, kendini hakikat gösteremiyor ve hak olan mesleği telbisten müstağnidir. | |
| Telebbüs | Giymek, giyinmek | Kendilerini, enva'-ı ibadatın fihristesi olan "namaz" ile birçok makamat-ı âliye içinde çok latîf vazifelerle telebbüs etmiş gördüler. | |
| Lam-Be-Ye (1) | |||
| Lebbeyk | Buyur, emredersin | Bütün enva'-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-ı Zülcelal seni bilmesin, tanımasın, görmesin? | |
| Lam-Cim-Elif (4) | + | ||
| İlca' (İlcaat) | Mecbur etme | Harekât-ı cihadiyem beni öyle bir mevkie ilca ediyordu ki, o mevkide, o anda bir kapı açmaya mecbur kalıyordum. | |
| İltica' | Sığınma | Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine musahhar görür, Rabbisine iltica eder. | |
| Melce' | Sığınılan kişi, yer | + | Nev'-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cem'iyetli merkez ve en esaslı zenberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassungâh ise; aile hayatıdır. |
| Mülteci | Sığınan kişi | Halbuki hikmet-i hükûmet ise, saltanatın cenah-ı himayesine iltica eden mültecilerin taltifini ister. | |
| Lam-Cim-Mim (1) | |||
| Licam | Gem | Bu risale, öyle geveze mülhidlere bir licamdır, yani gemdir. | |
| Lam-Ha-Ha (1) | |||
| İlhah | Zorlama, aşırı ısrar | İki dilenci bir şey istedikleri vakit, hırs ile ilhah eden dilenciden istiskal edip vermemek; diğer sâkin dilenciye merhamet edip vermek, herkes kalbinde hisseder. | |
| Lam-Ha-Dal (2) | + | ||
| İlhad | Dinsizlik, haktan sapma | + | Ehl-i dalalet ve ilhad, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele ve mümanaat etmek için, o derece garib bir temerrüd ve acib bir hamakat gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman eder. |
| Mülhid | Dinsiz | Eskiden bu iki kaydı muhal gören mülhidler, şimdi âdi görüyorlar!.. | |
| Lam-Ha-Zı (3) | |||
| Lahza | An, bir anlık bakış | Ve hayatlarının her lahzası, en yüksek terakki ve tekâmül hatıraları kaydediyor. | |
| Mülahaza | Düşünme, gözden geçirme | Mecmu-u ziyasındaki Güneşin zâtını mülahaza etmek için gayet geniş bir tasavvur ve ihatalı bir nazar lâzım olduğundan; … | |
| Melhuz | Düşünülebilir, olabilir | Kısa bir zamanda tevafukları, içtimaları varsa da, iftirakları ve dağılmaları her vakit melhuzdur. | |
| Lam-Ha-Kaf (5) | + | ||
| İlhak | Ekleme | Yirmiüçüncü Söz'ün âhirine ilhak edilmişti. | |
| İltihak | Katılma | …ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir. | |
| İstilhak | Kendinden olduğunu kabul etme | Faraza tasavvuratı dimağdan kaçıp hariçte tecessüm etseler, hariç onları istilhak ve neseblerini inkâr etmesin ve desin: | |
| Lahik/Lahika | Ek(lenen) | Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i nimet-i sâbıkadır. | |
| Telahuk | Birbirine eklenme | Hem Kur'anın dostları, Kur'ana benzemek ve taklid etmek şevkiyle ve düşmanları dahi Kur'ana mukabele ve tenkid etmek sevkiyle o vakitten beri yazdıkları ve yazılan ve telahuk-u efkâr ile terakki eden milyonlar Arabî kitablar ortada geziyor. | |
| Lam-Ha-Mim (2) | + | ||
| İltiham | Kaynaşma | Onunla imtizaç ve iltiham etmiş; kabil-i tefrik değildir. | |
| Lahm | Et | + | …zîhayatın yediği gayet muhtelifü'l-cins taamlardan o zîhayata bir lahm-ı mahsus yapmak, bir cild-i basit dokumak gibi san'atlar; |
| Lam-Ha-Ye (1) | + | ||
| Lihye | Sakal | + | … Hadîsçe sabittir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Lihye-i Saadetinden düşen saçların taneleri mahduddur. |
| Lam-Hı-Sad (1) | |||
| Mülahhas | Özetlenmiş | Bu şeriat, ulûm-u esasiyenin hayatî noktalarını tamamıyla tazammun etmiş olan ulûm ve fünundan mülahhastır. | |
| Lam-Dal-Nun (1) | + | ||
| Ledun/Ledün (Ledünniyyat) | Yanında (Değerli gizli ilim) | …üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyat ve hakaik-i eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlahiyeye vâris kılınmıştır ki … | |
| Lam-Zel-Zel (8) | + | ||
| İstilzaz | Lezzet alma | "Tatlı" manasını tazammun eden عَذَابٌ lafzı, onların küfür ve musibetleriyle istilzaz ettiklerini tezkir ile, … | |
| Lezaiz | Lezzetler | Hiç-ender-hiç olan muvakkat huzuzat-ı nefsaniyeye, geçici lezaiz-i dünyeviyeye sarfedip zayi' edersin! | |
| Leziz | Lezzetli | Matbaha-i Kudret'ten bir kazan olur ki; çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. | |
| Lezzet (Lezzat) | Zevk, tat (Zevkler) | + | İmanda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle: |
| Mültez | Lezzetlendiren | Cesed ruhla mültezdir, ruh vicdanla mütelezziz. | |
| Mütelezziz | Lezzet alan | İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nevi lezzetler ile mütelezziz olacak bir zîhayat makine … | |
| Telezzüz | Lezzet alma | Evet ârif-i billah, aczden, mehafetullahtan telezzüz eder. | |
| Telziz | Lezzet verme | Zaika telgrafçıdır, telziz ile baştan çıkarma | |
| Lam-Ze-Mim (14) | + | ||
| Elzem | Dahe/En gerekli | Evet şöyle müzeyyen bir kâinatın, öyle mukaddes bir Sâni'ine böyle bir Resul-i Ekrem, ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. | |
| İltizam | Gerekli görme, taraftar olma | Bâtılı iltizamdır, bîtarafane muhakeme değildir. | |
| İlzam | Susturma, iltizam ettirme | Hakikaten ben de bu münazarada Yeni Said, nefsini bu derece ilzam ve iskât etmesini çok beğendim ve "Bin Bârekellah" dedim. | |
| İstilzam | Gerektirme | Hâyır, belki kâinatın tedbirinde tecelli eden bütün esma-i İlahiye, âhireti iktiza eder, belki istilzam eder. | |
| Lazım | Gerekli | Mecmu-u ziyasındaki Güneşin zâtını mülahaza etmek için gayet geniş bir tasavvur ve ihatalı bir nazar lâzım olduğundan; … | |
| Levazım (Levazımat) | Gerekli şeyler | Bütün masarifatı ve levazımatı, ben deruhde ederim. | |
| Lüzum | Gerek | Evet şöyle müzeyyen bir kâinatın, öyle mukaddes bir Sâni'ine böyle bir Resul-i Ekrem, ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. | |
| Malzeme | Gerekli madde ve alet | …ve bir çekirdeğin "Fâliku'l-Habbi Ve'n-Neva" tarafından verilen izin ve kuvvete binaen koca bir ağacın cihazatını, malzemesini tazammun etmesi, yani içine alması bu hakikatı tenvir eden birer hakikattır. | |
| Melzum | Lazımla bağlı olan | Bu sebeble iktisadla istiğna, lâzımla melzum kabîlindendir. | |
| Mülazım | Teğmen; bağlı | Sonra çavuş olsa, o vakit kumandanlık numunesini ve cilvesini mülazım dairesinde görür. | |
| Mültezim | Tarafta olan | Ve tarafdar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır, eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar... | |
| Mülzem | İlzam olmuş, susturulmuş | Ehl-i dalaletin vekili, tutunacak ve dalaletini ona bina edecek hiçbir şey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki: | |
| Müstelzim | Gerektiren | …ve kat'iyyen cezayı müstelzim bir cihet bulunmadığını isbat ettiğim halde; … | |
| Telazum | Birbirini gerektirme | Uluhiyet, risalet, âhiret, kâinat arasında hakikatta telazum vardır. | |
| Lam-Sin-Nun (2) | + | ||
| Elsine | Diller | Demek her dağ, insanların lisanıyla aks-i sadâ sırrıyla tesbihat yaptıkları gibi, kendi elsine-i mahsusalarıyla dahi Hâlık-ı Zülcelal'e tesbihatları vardır. | |
| Lisan | Dil | + | Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz. |
| Lam-Sad-Kaf (3) | |||
| İlsak | Yapışma | بِهٖ deki ب harfi, sebebiyet ile karışık ilsak manasınadır. | |
| İltisak | Bitişme | Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki âlemden birbirine gelen seyyaratın mültekası vicdan denilen fıtrat-ı zîşuurdur. | |
| Mülsak | Yapışık | Su, semeratın husulüne sebeb olduğu gibi, semerata mülsak, karışık, yapışık olduğundan da, semeratın taravet ve tazeliğini muhafazaya vesiledir. | |
| Lam-Tı-Fe (9) | + | ||
| Eltaf | Daha latif ve güzel; lütuflar | Herbiri ötekinden daha eşeff ve eltaf pencereler açıyor bir âlem-i misale. | |
| İltifat | İlgi gösterme | Onlar, şu iltifatı ve fermanı dinledikten sonra, o iki adamdan aklı başında olanı dedi: | |
| Latif (Latife) | Hoş, nazik, ince; Esma (İnce duygu; şaka) | + | Bizlere, Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. |
| Letafet | Latiflik, güzellik | Elbette kesafetli topraktan ve küduretli sudan mütemadiyen letafetli hayatı ve nuraniyetli zevil-idraki halkeden Hâlık… | |
| Letaif | İnce duygular, latifeler | Hüsn-ü mahfîsinin letaifinden bahsediyorlar. | |
| Lütuf/Lutuf (Lütfen) | İltifat, iyilik yapma | Küre-i arz sîmasında nebatat ve hayvanatın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezahür eden Sikke-i Kübra-i Rahmaniyettir ki, "Bismillahirrahman" ona bakıyor. | |
| Mülatefe/Mülatafe | Şakalaşma | Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, mülatafe suretinde ferman etti: | |
| Mültefit | İltifat eden | Bana karşı gayet mültefit, memnunane bir tavır alır; eğer yanlış yapsam, güzelce, damarıma dokunmayarak beni ikaz eder. | |
| Taltif | Lütuflandırma | Halbuki hikmet-i hükûmet ise, saltanatın cenah-ı himayesine iltica eden mültecilerin taltifini ister. | |
| Lam-Tı-Mim (1) | |||
| Telatum | Vuruşma | Milliyet-i menfiye, unsuriyet, milliyet; şe'ni olur daima böyle müdhiş tesadüm, böyle feci' telatum, bundan çıkar helâket. | |
| Lam-Ayn-Be (2) | + | ||
| Lub/Lu'b | Oyun | O hayat, uyku içinde bir lu'b ve heva içinde bir lehivden başka birşey değildir. | |
| Melab/Mel'ab (Melabe/Mel/abe, Melabegah/Mel'abegah) | Oyuncak (Oyun yeri) | İnsanın hevesatına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel'abe-i hevesatı olan yüzdür. | |
| Lam-Ayn-Nun (4) | + | ||
| Lain | Lanetlenmiş | Ebu Cehil-i Laîn ile Ebu Bekir-i Sıddık müsavi görünecek. Sırr-ı teklif zayi' olacak. | |
| Lanet/La'net | Kötüleme | + | Muhalif tarafında eğer meleği görse; libasını değişmiş, onu şeytan zanneder, adavet lanet eder. |
| Melun/Mel'un | Lanetlenmiş, kovulmuş | + | Hem der ki: "İman getirmezseniz mel'unsunuz. Cehennem'e gireceksiniz." |
| Telin/Tel'in | Kötüleme | Ehadîsinizde dünya tel'in edilmiş, "cîfe" ismiyle yâdedilmiş. | |
| Lam-Ğayn-Mim (1) | |||
| Lağım | Kanalizasyon | Bir gün "Bismillah" yazılı kabir taşlarını lâğımlar üzerine konurken görürler. | |
| Lam-Ğayn-Vav (4) | + | ||
| İlga | Kaldırma | "Said Nursî'nin reddettiği maddeler biri: "Saltanat ve hilafetin ilgası." | |
| Lağv | Faydasız boş söz; ortadan kaldırma | + | Hamidiye denilen asakir-i milliye-i Kürdî intizam ister, lağvı kabul etmez. |
| Lügat | Sözlük; sözlükteki kelimeler; dil | Bunun için, bazı lügatların manalarını söyleyerek aynen okumak daha müessir ve daha efdaldir. | |
| Mülga | Ortadan kaldırılmış | Hâşâ!.. Hazret-i Kur'anı Hazret-i Peygamber'in yazdığını ve İslâmiyet'in artık mülga olunacağını, medeniyetin ilerlediğini, bu asırda Kur'ana ittiba etmek büyük bir hata ve gerilik olduğunu,… | |
| Lam-Fe-Zı (4) | + | ||
| Elfaz | Lafızlar, sözler | …bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfaz-ı tahmidiyesi; hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır. | |
| Lafz/Lafız (Lafzullah) | Söz (Allah sözü, kelimesi) | Hem en münteşir ve mütedavil derkenar Mushaflarda Lafzullah'ın tevafukat-ı latîfe-i i'caziyesinden birisi şudur ki: | |
| Melfuz (Gayr-ı Melfuz) | Hemze, melfuz ve gayr-ı melfuz yirmibeştir ve hemzenin sâkin kardeşi elif'ten üç derece yukarıdır. | ||
| Telaffuz | Söyleyiş, söyleniş | …Sâni'inin cilve-i kudreti ile bir anda şimşek sür'atinde ve هُوَ telaffuzu ve havanın temevvücü suhuletinde yapılır. | |
| Lam-Fe-Fe (2) | + | ||
| Leffen | İlişikte | …Feyzi'ye hitaben beyan edilen hakikat o tarafa da faidesi olur diye leffen size gönderildi. | |
| Telafif | Büklüm, kıvrım (şeklinde olma) | Acaba şu mu'cize-i kudrete hangi sebeb gösterilebilir? Telâfif-i dimağiye mi? | |
| Lam-Fe-Vav (1) | + | ||
| Telafi | Tamamlama, eksiği giderme | Bir kadın ise, bir kocaya gider, nafakasını ona yükler; irsiyetteki noksanını telafi eder. | |
| Lam-Kaf-Be (2) | + | ||
| Lakab/Lakap | Takma ad | Dost ve düşmanın ittifakıyla kıraatsız, kitabetsiz, emanetle maruf, ümmi lakabıyla mevsuf bir zâta nüzul ediyor. | |
| Telkib/Telkip | Lakab verme | Hatta "Meşhur Molla Said" lakabıyla telkib olundu. | |
| Lam-Kaf-Ha (2) | + | ||
| Telakkuh | Aşılanma, döllenme | Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kabil ve ayın yalnız yarısında kabil-i telakkuh olan ve elli senede ye'se düşen bir kadın, … | |
| Telkih/Telkıh | Aşılama, dölleme | …bütün nebatat ve hayvanata teneffüs ve telkîh gibi hayata lüzumu bulunan levazımatı kemal-i intizam ile yetiştiriyor. | |
| Lam-Kaf-Tı (1) | + | ||
| Lakita | Buluntu | O vücudu yolda bulmuş, lakîta olarak temellük de etmiş değildir. | |
| Lam-Kaf-Mim (1) | |||
| Lokma | Bir seferde yenen yiyecek | Çünki anlamış ki; onu beslemek ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hattâ indelhace lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. | |
| Lam-Kaf-Nun (1) | |||
| Telkin | Aşılama | Güya herbir şey, ona bir muallim hükmüne geçip, onun fıtrat ve istidadına, içtihada bir istidad-ı ihzarî telkin ediyordu. | |
| Lam-Kaf-Ye (8) | + | ||
| İlka (İlkaat) | Koyma, atma | Belki, def'î ve ânî bir tavrı var ve ilka olunuyor bir gidişatı var… | |
| Lika | Kavuşma | + | Bak dinle: Saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, lika istiyor, Cennet istiyor. |
| Mülakat | Kavuşma | Der-akab zeval ile acılanan mülâkatlar, keder ve meraka değmez. | |
| Mülaki | Kavuşan | + | İlk şeref-i mülâki olduğum zamanda verdiğiniz ders, bütün risale ve mektublarda vücudunu hissettirmektedir. |
| Mülteka | Buluşma yeri | Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki âlemden birbirine gelen seyyaratın mültekası vicdan denilen fıtrat-ı zîşuurdur. | |
| Telaki | Kavuşma | + | Çünki maksadda ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının Küre-i Arz'da dahi nokta-i telakisi bulunmaz. |
| Telakki | Kabul etme, karşılama | Ehl-i tarîkatın ekserinde sekr, ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikata muhalif telakkilerinde belki mazurdurlar. | |
| Tilka | Cihet | + | Bunların Kitabullah'ın tefsiri ve ahkâm-ı diniyenin izahı ve zamanın fehmine ve mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları eserler, kendi tilka-yı nefislerinin ve kariha-i ulviyelerinin mahsulü değildir, … |
| Lam-Kef-Nun (1) | |||
| Lakin | Ama | Lâkin san'atça, suretçe birbirinden ayrıdırlar. | |
| Lam-Mim-Ha (2) | + | ||
| Lemha | Göz açıp kapayıncaya kadar | + | Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda, bir lemhada inşasına işareten … |
| Telmih | Söz arasında imayla başka mana da anlatmak | Bu sebebden, bütün tefsirlerde görünen ve sarahat, işaret, remiz, îma, telvih, telmih gibi tabakalarla müfessirînin beyan ettikleri manalar, kavaid-i Arabiyeye ve usûl-ü nahve ve usûl-ü dine muhalif olmamak şartıyla, o manalar, o kelâmdan bizzât muraddır, maksuddur. | |
| Lam-Mim-Sin (2) | + | ||
| İltimas | Risa, yapılmasını isteme | ||
| Lamise | Dokunma duyusu | …bâsıra, sâmia, zaika, lâmise, şâmme gibi havâss-ı zahirînin istiab ettikleri manevî sahalara nisbetle, nihayet derecede küçük bir dimağımda yerleştikleri halde, … | |
| Lam-Mim-Ayn (7) | |||
| Lami' | Parlak | Bâhusus mecmu'-u harekâtının imtizacından ciddiyet ve hakkıyet şu'le-i cevvale gibi ve in'ikasatından ve muvazenatından sıdk ve isabet, berk-i lâmi' gibi tezahür ve tecelli ediyor. | |
| Lem'/Lem'a/Lema | Parlama | Yeryüzünde bulunan parlak şeylerin Güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıklar, ziyanın lem'alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar, gidenler gibi yine hayalî Güneşçiklere âyinelik etmeleri; bilbedahe gösteriyor ki: | |
| Lemean | Parlama, parıldama | Bir milletin gençliği ne zaman Kur'an ve ondan lemean eden ilimlerle techiz ve tahkim edilmiş ise, o vakit o millet terakki ve teali etmeğe başlamıştır. | |
| Lemeat/Lemaat | Parıltılar | …ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar i'cazın lemaatı ve belâgat-ı Kur'aniyenin kemalâtının menşe'leri olduğu, ilmî kaideleriyle isbat edilmiş. | |
| Lümeya/Lümey'a | Küçük parıltı | O feyz-i tecellînin küçücük bir aksidir o katre-misal güneş. Eder mücella camını o lümey'a zücace dürri-misal parlıyor | |
| Mütelemmi' | Parıldayan | …nasılki Güneşe karşı parlayan ve akan büyük bir ırmağın kabarcıkları ve zemin yüzünün mütelemmi' şeffafatı, … | |
| Telemmu' | Parıldama | Sözler güzeldirler, hakikattırlar; fakat benim değildirler, Kur'an-ı Kerim'in hakaikinden telemmu' etmiş şuâlardır. | |
| Lam-Mim-Elif (1) | + | ||
| Lima | Ne için, niçin? | + | Öyle ise bilbedahe bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infialler, bütün mahlukıyetler, bütün kesret ve terkibler bir Zât-ı Vâcibü'l-Vücud, Fa'alün Limâ Yürîd, Hâlık-ı Külli Şey', Vâhid-i Ehad'e şehadet eder. |
| Lam-Nun (1) | |||
| Len | Gelecek zaman olumsuzluk eki | Risale-i Nur ki, Aliyyü'l-Murtaza ve Gavs-ı A'zam / Celcelutiye'de ve bazı kasaidde etmişler işaret/Risale-i Nur ki, urvetü'l-vüska, lenfisam | |
| Lam-He-Be (2) | + | ||
| İltihab | Alevlenme | Evet onbeş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesat-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, … | |
| Mültehib | İltihaplanmış | …yahut eşkıyalık ve husumet derdiyle mültehib bulunan o vücuda iltihabı tezyid eden "Hamidîlik" icra etmek ve ilâ âhirihi. | |
| Lam-He-Te (1) | |||
| Lahuti (bkz. Elif-Lam-He) | Uluhiyet alemine mahsus | …şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev'-i insandaki ciddî aşk-ı lahutî gösterir ki;… | |
| Lam-He-Fe (1) | |||
| Telehhüf | Ah çekme, hasretle yanma | Bunu görmeyen bed nazarlar için/Telehhüf derim ben, teessüf değil | |
| Lam-He-Mim (3) | + | ||
| İlham | Allah tarafından kalbe gelen mana | Ve telefon ise, ma'kes-i vahy ve mazhar-ı ilham olan kalbden uzanan bir nisbet-i Rabbaniyedir ki, kalb o telefonun başıdır ve kulağı hükmündedir. | |
| Mülhim | İlham eden | Hadîs, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattır. | |
| Mülhem | Kendisine ilham gelen | …elbette ekalliyet teşkil eden muhterem san'atkârlar ve mülhem keşşaflar,… | |
| Lam-He-Vav (1) | + | ||
| Lehv (Lehviyat) | Günah eğlence | + | Bazı âlât-ı lehvi tahrim edip, bir kısmı helâl diye izin verip.. |
| Lam-Vav (1) | |||
| Lev (Velev; Levlake) | Eğer (Her ne kadar; Eğer sen olmasaydın) | Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. | |
| Lam-Vav-Be (1) | |||
| Luab/Lüab | Salya | Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü./Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını. | |
| Lam-Vav-Se (3) | |||
| Mülevves (Mülevvese) | Kirli | Eğer manalar münezzeh ve temiz iseler, suretler mülevves ve rezil ise giymek yoktur, fakat temas var. | |
| Televvüs | Kirlenme | Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatar var. | |
| Telvis | Kirletme | Muzahrefat-ı arziyenin mümessilât-ı habîseleri olan casus şeytanları, temiz ve temizlerin meskeni olan semayı telvis etmemek… | |
| Lam-Vav-Ha (4) | + | ||
| Elvah | Levhalar | …her zîhayatın sergüzeşt-i hayatiyelerini kuvve-i hâfızalarında ve çekirdeklerinde ve sair elvah-ı misaliyede yazmak … | |
| Layiha | Resmi makama verilen açıklamalı yazı, tasarı | Mahkemeye karşı ve mahkemeyi susturan lâyiha-i Temyiz'in müdafaatından bir parçadır. | |
| Levha (levh) | Yazı tablosu | Sabahleyin kalbime bu iki levha hutur etti. | |
| Telvih (Telvihat) | Dolaylı anlatım | Kur'an-ı Hakîm'in âyât-ı beyyinatıyla tasrih ve telvih ve remiz ve işaratıyla kat'iyyen sabittir. | |
| Lam-Vav-Mim (5) | + | ||
| Laim | Kınayan | + | Nüsha-i nadire-i zaman olan Üstadımız, gayet şeci' ve metin ve ulü'l-azmane bir cesaret-i fevkalâdeye mâlik bir lisanü'l-haktır ki, hak yolunda söz söylemekten çekinmez ve levm-i lâimden korkmazlar. |
| Leim | Alçak, rezil | Zahiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerimdir. | |
| Levvam (Levvame) | Kınayan | + | Fakat bazan olur ki, nefs-i emmare, ya levvameye veya mutmainneye inkılab eder; fakat silâhlarını ve cihazatını a'saba devreder. |
| Levm (Levme) | Kötüleme | + | ...haktan geldiğini ve hakikat olduğunu tasdik etmezse, nefsine levmetsin... |
| Melamilik | Kendini kınamayı esas alan bir tarikat | Hâdisat-ı zamaniye bahanesiyle Vehhabîlik ve Melâmîliğin bir nev'ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış. | |
| Lam-Vav-Nun (4) | + | ||
| Elvan | Renkler | Güneşin ziya ve hararet ve ziyadaki elvan-ı seb'a gibi keyfiyatlarının her birisi dahi, umum mukabilindeki şeyleri ihata ediyor. | |
| Levn | Renk | + | İşte zaman, (Çünki) harekâtın bir rengi, bir levni yahut bir şeridi hükmünde olduğundan, harekâtta cari olan bir hüküm, zamanda dahi caridir. |
| Mülevven | Renkli | Zira âyinenin iki vechi gibi, herşeyin bir "mülk" ciheti var ki, âyinenin mülevven yüzüne benzer. | |
| Televvün | Renklenme | …bered ve karın beyazıyla televvün ve rutubet ve bürudetiyle tekeyyüf eder. | |
| Lam-Vav-Ye (1) | + | ||
| Liva | Sancak | Haşirde de liva-yı Muhammedî (A.S.M.) altında haşr u cem' olmaklığımızdır. | |
| Lam-Ye-Te (1) | |||
| Leyte | Keşke | …istidadındaki lâyetenahîliğin hükmünce bir "âh.. âh.. leyte"yi çekecektir. | |
| Lam-Ye-Sin (1) | |||
| Leys (aslı lâyese) | Yokluk | اَلْاَيْسُ: Mevcud demektir. اَللَّيْسُ: Adem-i sırf demektir.. | |
| Lam-Ye-Kaf (2) | |||
| Layık | Uygun, yaraşır | Hakikaten mü'min Cennet'e lâyık ve kâfir Cehennem'e muvafık bir mahiyet kesbeder. | |
| Liyakat | Hak etme | …istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salah ve hayrı kabule liyakatı kalmaz. | |
| Lam-Ye-Lam (3) | + | ||
| Leyali | Geceler | …hem Cum'ada, hususan saat-i icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; … | |
| Leyl (Leyli; leyle) | Gece (Gececi; gece) | + | Leyle-i Kadir'de kalbe gelen pek geniş ve uzun bir hakikate, pek kısaca bir işaret edeceğiz. |
| Leyla | Çok karanlık gece | Boyun bâlâ, gözün şehlâ, gören mecnun seni leyla | |
| Lam-Ye-Nun (4) | + | ||
| Leyyin | Yumuşak | + | Yoksa Risale-i Nur'un mesleği, nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyindir. |
| Mülaemet veya Mülayemet | Uygunluk, yumuşaklık | Halbuki kör, şuursuz tabiat, kat'iyyen kalbi ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiçbir mülâyemet ve münasebet yok iken … | |
| Mülayim (Mülayimane) | Yumuşak | …hem ölüm, vazife-i hayattan bir paydos ve bir rahat olduğunu ve ehl-i dalalet için gayet korkunç bir zulümat-ı ebediye olduğunu bildiren gayet mülayimane güzel bir devadır. | |
| Telyin | Yumuşatma | Telyin-i hadîd, en büyük bir nimet-i İlahiyedir ki; büyük bir peygamberinin fazlını, onunla gösteriyor. |