Elif (ا) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Be (ب): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Elif (ا) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ا | Elif | 5 | 65 | 222 | 2 | 2 | 71 | 86 | 57 | 228 | 198 | 81 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Elif-Be-Cim-Dal (1) | |||
| Ebced | Hesapta kullanılan harflerin ilk 4'ü; bir hesaplama sistemi | ...hem cifir ilminin en esaslı bir kaidesi ve mühim bir anahtarı olan makam-ı ebcedî ile işaret ise,... | |
| Elif-Be-Dal (4) | + | ||
| Abad/Âbâd | Sonsuzluklar | ...ebedül'âbad memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevk eden Hâlık-ı Rahmânü'r-Rahîmden medet istiyorum. | |
| Ebed (Ebedi) | Sonsuzluk | + | ...ebedül'âbad memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevk eden Hâlık-ı Rahmânü'r-Rahîmden medet istiyorum. |
| Müebbed | Ömür boyu(nca) | O muvakkat yeri harap edip müebbed sarayları, zindanları hâvi diğer bir memleket kuracağım. | |
| Te'bid/Tebid | Ebedileştirme | لَنْ deki te'bid, yani ebedileştirme hükmü, kat'îliğe îma etmek içindir ki, o da (sahib-i tenzile istinaden) bunu söyliyenin kendinden emin ve mutmain olduğuna... | |
| Elif-Be-Ra (1) | |||
| İbre | İğne | O saatte saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri sayan ibrelerden ve millerden saniyeleri sayan ibre, dakikaları sayan ibrenin hareketini ihbar ediyor. | |
| Elif-Be-Ra-Kaf (1) | + | ||
| İbrik | Su kabı | + | ...bazan bir denizi bir ibrikte gösteriyor gibi... |
| Elif-Be-Lam (1) | + | ||
| Ebabil | Sürü, grup | + | Ebâbil kuşları onları mağlûp etmiş ve perişan etmiş, kaçmışlar. |
| Elif-Be-Vav (3) | + | ||
| Âbâ/Aba | Babalar | + | ...ilim ve hikmetle onu, âbâ ve ecdadını mümtaz ettiğini zikrediyor. |
| Eb/Ebi/Eba/Ebu | Baba | + | Ezcümle, Ebu Saidi'l-Hudrî ve Selemeti'bnü'l-Ekvâ ve İbni Ebî Veheb ve Ebu Hüreyre ve bir vak'a sahibi çoban (Uhban) gibi müteaddit tariklerle haber veriyorlar ki: |
| Ebeveyn | Anne-Baba | + (Ebevân olarak) | Ebeveyninin o hizmetlerine mukàbil, muaccel bir ücret olarak, lezzetli bir şefkat vermiş. |
| Elif-Te-Mim (1) | |||
| Matem | Yas | Evet, o zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumî içinde görünecekti. | |
| Elif-Te-Ye (3) | + | ||
| Ati (Atiye) | Gelecek | + | Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinin birer ferdi bulunan bu kahraman, fedakâr, mümtaz nur şakirdleri bu Fihriste ile nesl-i âtî için en kıymettar eserlerden birisini bırakmışlardır. |
| İta | Verme, verilme | + | ...o zât-ı nurânînin tek duası ve tazarru ile niyaz etmesi, Cennetin icadına ve îtâsına kâfidir. |
| İtyan | (Delil) getirme | Yani ityan (delil getirmek), tecrübeye lâzımdır; tecrübe taallüme, taallüm vücub-u teşebbüse, vücub-u teşebbüs de teşebbüse, teşebbüs de raybe lâzımdır. | |
| Elif-Se-Ra (12) | + | ||
| Asar | Eserler | Yani, kâinatı dolduran âsâr-ı şefkat ve merhamet (şefkat ve merhamet eserleri) Onundur, o Rahmân'ı tanıttırıyor. | |
| Eser | İz, yapıt, kitap | + | Elbette bâki olacak birşey ve bir eser, benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı. |
| Esir | Kainatı dolduran latif madde | Fennen ve hikmeten sabittir ki, bu haddi yok feza-yı âlem, nihayetsiz bir boşluk değil, belki "esir" dedikleri madde ile doludur. | |
| İsar | Muhtaçken başkasına vermek | Sahabelerin senâ-i Kur'âniyeye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmek, ... | |
| İsr | Yol, iz | Cennetle mübeşşer olan hayvanların isrine gittin! | |
| Measir | Güzel eserler | Meâsir mi eser mi münceli yoksa müesser mi? | |
| Müesser | Etki altında | Meâsir mi eser mi münceli yoksa müesser mi? | |
| Müessir | Etkileyen | Bir emrin, behemehal bir müessirin tesiriyle vücuda gelmesi lâzımdır ki, tereccüh bilâ-müreccih lâzım gelmesin. | |
| Me'sur/Mesur | Kur'an veya hadiste geçen | Hem hadîste ve Kur'ân'da gelen me'sur dualarla dua etmek; | |
| Müteessir | Etkilenen | Üstadımıza ve Nurlara en ziyade fâidesi dokunan eski adliye vekili Hüseyin Avni ve Senirkent Meb'usu Tahsin Tola herkesten ziyade kazanmaları lâzımken kazanmamaları bizi çok müteessir etti diye Üstadımıza söyledik. | |
| Teessür | Etkilenme | O zaman Üstadımın iksir-i âzam olan o mübarek kalbini rencide ettiğimizi anlayınca, ikinci bir teessür bana geldi. | |
| Te'sir/Tesir | Etkileme | Hem bu hastalığın, Leyle-i Kadir'de Risaletü'n-Nur talebeleri—hususan mâsumlar—ettikleri şifa duaları öyle bir derecede hârika bir surette te'sirini gösterdi ki, Üstadımıza sıhhat halinden daha ileri bir surette bir vaziyet verildi. | |
| Elif-Se-Mim (1) | + | ||
| Asam | Günahlar | Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde / Said'den yetmiş dokuz emvat bâ-âsâm âlâma. | |
| Elif-Cim-Ra (5) | + | ||
| Ecr/Ecir | Sevap, karşılık | + | Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir. |
| Ecîr/Ecir | Ücret karşılığı çalışan | Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. | |
| İcar | Kira (parası) | Yakinen biliyoruz ki, Kastamonu'da bulundukları zaman, oturdukları evin îcarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiçbir suretle hediye kabul etmediler. | |
| Me'cur/Mecur | Mükafatı hak etmiş | Niyetle me'cur ve faide-mend olacağını ihtar ediyorsunuz. | |
| Ücret | Karşılık | Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. | |
| Elif-Cim-Lam (6) | + | ||
| Acal | Eceller | ...hikmet-i hassa-i zahire, inayet-i tâmm-i bahire, takdirat-ı muntazama, mekadir-i müsmire; âcâl-i muayyene,... | |
| Ecel | Takdir edilen ölüm vakti | + | Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. |
| Ecel | Evet | Ecel, neam, evet, cevher-i insaniyet a'mak-ı vicdanın dibinde enîn ve hanîn edip bağıracak: | |
| Ecl (Ecliyet) | Sebep olma | + | لَكُمْ'deki ل ecliyet ve sebebiyet içindir. |
| Müeccel | Sonraya bırakılmış | + | Saniyen, nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir. |
| Te'cil/Tecil | Erteleme, mühlet verme | Hem maden direğine yazılıp askerlikleri tehir edilenler içinde, hergün benimle görüşen kâtip bir arkadaşım, beni unutup kaydetmediği, sonra da o tecil edilenler hem askere alındığı, hem de fena nazarıyla bakıldığı ve Salâhaddin o nazardan kurtulmasıdır. | |
| Elif-Hı-Zel (5) | + | ||
| Ahz | Alma | + | ... Hannân, Mennân, Deyyân ve Rahmân'ın rahmetinin fazlından, hizmetlerine mukabil ahz-ı ücret etmelerine vesiledir. |
| Ahiz (Ahize) | Alıcı | + | İşte, havanın bu hasiyetine binâendir ki, mevcudât-ı havâiye olan hurûfât, kudsiyet kesb ettikçe, yani, âhizelik vaziyetini aldıkça,... |
| Huz | Al | Çürüğünü, yetişmemişini görsem "Huz mâ safâ" derim. | |
| İttihaz | Edinme | + | Onu mahbub ve onun hevâsını kendine mâbud ittihaz etme. |
| Me'haz/Mehaz | Kaynak | Cumhûru, burhandan ziyade, me'hazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. | |
| Muaheze | Eleştirme, azarlama | Madem muaheze edilecek hiçbir dünyevî madde içlerinde yoktur; onları ve Arabî risalelerimi bana iade etmenizi bütün ruhumla istiyorum. | |
| Elif-Hı-Ra (9) | + | ||
| Aher | Diğeri, başkası | + | Hâlbuki, zulümden tenezzühü kâinatın şehâdetiyle sabit olan adalet ve hikmet-i İlâhiye, bir mecma-ı âher iktiza eder ki; birincisi cezasını, ikincisi mükâfatını görsün. |
| Ahir | Son, ileriki; Allah'ın bir ismi | + | Şöyle ki: Arş Zahir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır. |
| Ahiret | Öbür dünya | Âhiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zât vardı. | |
| Muahhar | Sonraya bırakılmış | İşte, şu âyine, şu vaziyette, onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez. | |
| Müteahhir | Sonraki | ...ulema-i müteahhirînin mezhebine göre اِلاَّ اللهُ'da vakfedilmez. | |
| Te'hir/Tehir | Erteleme | Sizi aldatıp tehir edilmesin. | |
| Teehhür | Ertelenme | Hem Hazret-i Ali'nin hilafetinin teehhür etmesinin bir sırrı da şudur ki: | |
| Uhra | Diğer; Ahiret | İmam-ı Gazâlî'nin "Neş'e-i uhrâ, neş'e-i ûlâya bütün bütün muhaliftir" demesinin sebebi? | |
| Uhrevi | Ahiretle ilgili | Uhrevî, mânevî zenginliklere mazhariyeti temin eder. | |
| Elif-Hı-Vav (4) | + | ||
| Ah (Ahi) | Kardeş (Kardeşim) | + | Ya ahî bil ki;... |
| Ehavat | Kız kardeşler | Mesele-i vahide, iki mütekellimden sudur eder. Birisi, mebde ve müntehası ve siyak ve sibaka mülâyemetini ve ehavatıyla nispetini ve mevzi-i münasipte istimalini, yani, münbit bir zeminde sarfını nazara aldığı için,... | |
| İhvan | (Erkek) kardeşler | Ey mazlum ihvan-ı vatan! | |
| İhvet/İhveh | Kardeşler | + | Sonra umum ihvanlar içinde dahil olup, rahmet-i İlâhiyeye teslim ediyorum ki, dua vaktinde "ihvetî ve ihvânî" dediğim vakit onlar içinde bulunur. |
| Uhuvvet | Kardeşlik | Uhuvvet için bir düsturu beyan edeceğim, o düsturu cidden nazara almalısınız: | |
| Elif-Dal-Be (7) | |||
| Adab | Edepler | Meselâ, söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taallûk eden çok sünnet-i seniyyeler var. | |
| Edebiyat | Söz veya yazıyla güzel anlatma sanatı | Edebiyat meraklıları, Risale-i Nur okuyor. | |
| Edep/Edeb | Terbiye | Edipler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalıdırlar. | |
| Edib/Edip | Yazar, gazateci | Edipler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalıdırlar. | |
| Müteeddib | Terbiye almış | Edipler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalıdırlar. | |
| Te'dib/Tedib | Terbiye verme | Nihayetsiz celâl ve izzet, edepsizlerin te'dibini ister. | |
| Teeddüb | Edebli olma | Malûmdur ki, istikbalden haber veren enbiya ve evliya لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ yasağına karşı hürmet ve teeddüb için, işaretler ve rumuzlarla iktifa etmişler. | |
| Elif-Dal-Vav (3) | + | ||
| Eda | Yerine getirme | + | Saltanat-ı rububiyetin mehasinini temaşager makamında tekbir ve tesbih vazifesini eda ettiler. |
| Edat | Yardımcı kelime | Sual: كُلَّمَا istiğrak ve istimrarı, yani umumiyet ve devamı ifade eden bir edattır. | |
| Edevat | Aletler, takımlar | Çok adamlar tarafından yapılan bir semerenin terbiyesi için lâzım olan cihazat ve âlat ve edevat ve saire, bir adam tarafından yapılan semeredar şecerenin terbiye ve yapılması için de aynen o kadar malzeme lâzımdır. | |
| Elif-Zel-Nun (4) | + | ||
| Ezan | Namaz çağrısı | + | Allahu ekber diyerek ezan-ı Haşri işitip kalkacağım,... |
| İzin | Müsaade | + | İzin verdiği dairede amel et. |
| Me'zun/Mezun | İzin verilen; okul bitirmiş | Sonradan tashih ve tanzim etmeye me'zun değiliz. | |
| Müezzin | Ezan okuyan | + | Hizbullah denilen ehl-i nur cemaati, yüksek nazarlı olanlara, o müezzin zâtı minare başında gösteriyorlar. |
| Elif-Zel-Ye (2) | + | ||
| Eziyet | Sıkıntı verme | Burada böyle mânâsız, evham yüzünden bana eziyet verilmesi... | |
| Eza | Eziyet | + | Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, ezâ ve cefâlara mâruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. |
| Elif-Ra-Se (1) | |||
| İrs (İrsiyet) | Miras | İrsiyet hakkındaki kanun-u medenînin, Kur'ân'ın bu iki âyetine muhalif maddelerini vaktiyle muvazene etmişim. | |
| Elif-Ra-Hı (3) | |||
| Müverrih | Tarihçi | İngiltere'nin en meşhur ve en büyük müverrihlerinden Edward Gibbon Roma İmparatorluğunun İnhitat ve Sukutu adlı eserinde şöyle diyor: | |
| Tarih | Geçmiş | Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. | |
| Tevarih | Tarihler | Ve mantığın mizanıyla tartılmış olan tevarih-i sahihaya kanaat ederiz. | |
| Elif-Ra-Dal (3) | + | ||
| Aradin | Dünya(lar) | Yâ Rabbe'l-Âlemîn, yâ İlâhe'l-Evvelîne ve'l-Âhirin, yâ Rabbe's-Semâvâti ve'l-Aradîn! | |
| Arazi | Toprak | Her hükûmetin bulunduğu arazi deniz ortasındadır. | |
| Arz | Dünya | + | Sevr ve Hût, arzın mahrek-i senevîsinde mukadder olan iki burçtur. |
| Elif-Ze-Ra (1) | + | ||
| İzar | Alt elbise | Bir kısmı: "Hilye"gibidir, (zinet ve süs eşyası) diğer kısmı da: "Hulle" gibidir. (alt-üst iki parçadan ibaret olarak giyilen îzar ve rida) | |
| Elif-Ze-Lam (1) | |||
| Ezel | Öncesi olmayan, Allah'ın ismi | Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. | |
| Elif-Sin-Dal (1) | |||
| Esed | Arslan | O burçlardaki yıldızların aralarında birbirine raptedecek farazî hatlar çekilse, birtek vaziyet hâsıl olduğu vakit, bazı esed (yani arslan) suretini, bazı terazi mânâsına olarak mizan suretini, bazı öküz mânâsına sevr suretini, bazı balık mânâsına hût suretini göstermişler. | |
| Elif-Sin-Ra (3) | + | ||
| Esaret | Esirlik | Bediüzzaman'ın Rusya Esaretinden Dönüşte Aldığı "Vatana Avdet" Belgesinin Arka Yüzü | |
| Esir | Yakalanmış, tutsak | + | Ben Birinci Cihan Harbinde Bitlis mevkiinde yaralı olarak esir olurken, Bediüzzaman da o gün esir düşmüştü. |
| Üsera | Esirler | Rusya'ya esir düştüğünde, doksan kadar esir zabit kendisinin dinî derslerini şevkle dinledikleri halde, üsera kampında Tatarların küçük hâli bir camiinde bir yer bularak orada yalnızlığa çekildi. | |
| Elif-Sin-Sin (5) | + | ||
| Esas | Temeller | ...dâhi hükema-i mü'minîn bu zâtın üssül'esas dâvâsı olan vahdâniyeti kuvvetli burhanlarıyla bil'ittifak ispat ve tasdik ettikleri gibi,... | |
| Tesis/Te'sis | İnşa etme | ...istikbaldeki bir kısım umur-u gaybiyeye ve tesis-i İslâmiyette bir kısım mücahedatına işaret etmektir. | |
| Müesses (Müessese) | Kurulan (Kuruluş) | ...İslâmiyetin akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir. | |
| Müessis | Kuran | Hem Kur'ân müessistir, bir din-i mübînin esasatıdır ve şu âlem-i İslâmiyetin temelleridir ve içtimaât-ı beşeriyeyi değiştirip muhtelif tabakatın mükerrer suallerine cevaptır. | |
| Üss | Temel | ...dâhi hükema-i mü'minîn bu zâtın üssül'esas dâvâsı olan vahdâniyeti kuvvetli burhanlarıyla bil'ittifak ispat ve tasdik ettikleri gibi,... | |
| Elif-Sin-Fe (5) | + | ||
| Esef | Üzüntü, pişmanlık | + | Elbette, ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretlerle "Eyvah, gençliğimizi bâd-ı heva, belki zararlı zayi ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız" diyecekler. |
| Esefa | Esefler olsun | Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya "Elhamdü lillâh, şükür," veyahut "Vâ hasretâ, vâ esefâ!" kalbin veya lisanın diyecek. | |
| Müessif (Müessife) | Esef verici | Bugünkü ahvâl-i müessifeden müteessir olmamak mümkün değil. | |
| Müteessif | Üzülen | Evet, şu iki fikrin tatbikine çalışmak, şu zaman-ı terakkide akl-ı beşerin duçar-ı sekte olduğunu ve varta-i mevte düştüğünü izhar etmektir ki, insaniyet müteessifane nazar ederek... | |
| Teessüf (Maattessüf) | Üzüntü çekme (Üzüntüyle birlikte) | Teessüf ve hayretimden "Eyvah!" dedim. | |
| Elif-Sin-Vav (1) | + | ||
| Üsve | Örnek | + | Telakki-i millette, bir üsve-i hasene, hem bir misal-i enseb.. |
| Elif-Sad-Lam (6) | + | ||
| Asale | Aslen | Çünkü, o vakit birtek güneşi inkâr ve kabul etmemekle, katarat sayısınca, kabarcıklar miktarınca, parçalar adedince hakikî ve bil'asâle güneşçikleri kabul etmek lâzım geliyor. | |
| Asalet | Soy temizliği | "Hulûsî'de büyük bir asâlet tezahürü bir dâd-ı Hakdır" derdik. | |
| Asl/Asıl | Ana, temel | + | Asıl ecramı nazm ve rapt ile yüklenmiş olan âlemde... |
| Asla | Katiyyen | Aslâ ve kat'a hatırıma gelmemişti. | |
| Asil | Asaletli | + (Akşam anlamında geçer) | Hem, asil bir hanedandan olmadığımdan, hısset derecesinde bir iktisat ile, düşkün ve pest ahlâklar görünüyor. |
| Usül | Asıllar | Hem hapisle ceza, hem idamla ceza bir yerde vermek hiçbir usulde yoktur. | |
| Elif-Fe-Fe (1) | + | ||
| Of/Uf | Of | + | Bazan dünyaya yerleşemiyorsun, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi "of, of" deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde; bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. |
| Elif-Fe-Kaf (2) | + | ||
| Afak | Ufuklar | Yahu, şu asilzade evlât, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt'a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle, kader-i ezelînin nazarında, feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir. | |
| Ufk/Ufuk | Gökle yerin birleştiği yer | + | Çünkü, şimdi daire-i nazarım başka ufuktadır. |
| Elif-Fe-Lam (2) | + | ||
| Afil | Batan | + | Âfilim, âfil olanı istemem! |
| Uful | Batma | Evet, gece-gündüz, kış ve yaz, asırlar ve devirlerin değişmesiyle gurup ve ufûl içinde teceddüd eden ve tazelenen masnûât-ı cemile, mevcudat-ı lâtife, elbette bir âli ve sermedî ve dâimü't-tecellî bir Cemâl Sahibinin vücud ve bekà ve vahdetini gösterdikleri gibi; ... | |
| Elif-Kef-Dal (2) | |||
| Müekked | Sağlamlaştırılmış | Bazı müfessirler, yalnız en umumî veya en sarih veya vâcib veya bir sünnet-i müekkedeyi ifade eden manayı tercih eder. | |
| Te'kid/Tekid | Sağlamlaştırma | Te'kid için terdad lâzımdır. | |
| Elif-Kef-Lam (4) | + | ||
| Akil | Yiyen | + | Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. |
| Ekl | Yeme | + | Ekl ve şürb, bekà-yı şahsî; ve muamele-i zevciye ise, bekà-yı nev'î içindir ki, şu âlemde birer esas olmuşlar. |
| Me'kel/Mekel | Yiyecek | Mesken ve me'kelden sonra insanın en ziyade muhtaç olduğu, eşidir. | |
| Me'kul (Me'kulat) | Yiyecekler | + | Küre-i arz mağazasından me'kûlât ve meşrûbat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. |
| Elif-Lam (1) | + | ||
| El | Belirlilik takısı | + | İşte “ne kadar hamd varsa” “el-i istiğrak”tan çıkıyor. |
| Elif-Lam-Elif (1) | + | ||
| İlla | Hariç, ancak | + | İllâ bir şart ile helâl edebilirim ki: |
| Elif-Lam-Fe (7) | + | ||
| Elf (Elfün) | Bin | + | Mahfî elif, "elfün" okunsa, "bin" mânâsındaki elfün'dür. |
| Elif | Alfabenin ilk harfi | İçinde iki elif var. | |
| Me'luf/Meluf | Alışılmış | "Keşfiyat-ı fenniye ve fünun-u hâzıra eski insanlara meçhul ve gayr-ı me'lûf olduğundan, onları onlara ders vermek hatâdır" diyorsun. | |
| Müellef (Müellefat) | Kalplerine ülfet verilen(ler); Telif edilmiş eser(ler) | + | Yolda, hem Risale-i Nur tashih ederler, hem bu âciz talebelerinin okudukları risaleye dikkat ederler ve tashih için hatâlarını söylerler veyahut eski müellefatından birisinden ders verirler,... |
| Müellif | Yazar | Müellif, Risale-i Nur şahs-ı mânevîsi namına konuşmaktadır. | |
| Te'lif/Telif | Bağdaştırmak; eser yazma | O muharebe zamanlarında sipere döndüğü vakit, kıymettar talebesi Molla Habib ile İşârâtü'l-İ'câz namındaki tefsirini telif ediyordu. | |
| Ülfet | Alışma, alışkanlık | İnsanları fikren dalâlete atan sebeplerden biri, ülfeti ilim telâkki etmeleridir. | |
| Elif-Lam-Mim (5) | + | ||
| Alam | Elemler | "Oh!" yani "Elhamdü lillâh" dedirttiren, âlâm-ı mâziyenin tasavvur-u zevali, verdiği lezzet-i ruhaniyenin unvanıdır. | |
| Elem | Acı | Zevâl ayn-ı visal oldu, Elem, ayn-ı lezzettir, gör. | |
| Elim | Acı verici | + | ...nihayette, bâki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elîm içinde bırakıp, kabrin zulümatına yalnız olarak gider. |
| Teellüm | Acı çekme | Şimdi hiç teellüm, teessür eseri kalmadı. | |
| Müteellim | Acı çeken | Onların saadetleriyle mütelezziz ve helâketleriyle müteellimdir. | |
| Elif-Lam-He (5) | + | ||
| Alihe | İlahlar | Keza bilirsiniz ki, onların uydurdukları âlihe ve esnâm, bir şeye kàdir olmayıp, onlar da mahlûk ve mec'ûl şeylerdir. | |
| Allah (cc) | Yüce Yaratıcı | + | Allah bir olur, müteaddit olamaz. |
| Allahümme | Allahım | + | ...güya bütün mevcudata, semâvâta, arşa işittirip, vecde getirip, duasına "Âmin, Allahümme, âmin!" dedirtiyor. |
| İlah | Tanrı | + | Semanın gidişatından acaba Musa'nın (A.S.) dava ettiği gibi semada tasarruf eden bir İlah var mıdır?" |
| Uluhiyet | İlahlık; Allah'ın bütün varlıkları kendine kulluk ettirmesi | Evet, madem ezelî ve ebedî bir Allah var; elbette saltanat-ı ulûhiyetinin sermedî bir medarı olan âhiret vardır. | |
| Elif-Lam-Ye (2) | + | ||
| Ala/Âlâ | Nimetler | + | Ya Risale-i Nur telifiyle veya tashihiyle meşgul veya Münâcat-ı Cevşeniyeyi kıraat ve secdegâh-ı ubudiyete kaim veya tefekkür-ü alâ-i İlahî bahrine müstağrak bulunurdu. |
| İla | |||
| + | ...evride ve şerayin ve sair a'sablarda, hem senin nev'inde, ilâ âhir.. | ||
| Elif-Mim-Ra (10) | + | ||
| Amir | Emreden, üst | + | ...gayet sür'atli ve âni emirlere ve çabuk ve acele kumandalara itaat ettiren Âmir ve Hâkimlerini takdis ederek rahmetini medh ü senâ ederler. |
| Emare (Emarat) | Alamet(ler) | Ben de baktım, üç kuvvetli emare ile mânâ-yı işarî bana ve bize teselli veriyor. | |
| Emmare | Şiddetle emreden | + | Bir zaman, evliya-yı azîmeden, nefs-i emmâresinden kurtulanlardan birkaç zâttan, şiddetli mücahede-i nefsiyeler ve nefs-i emmâreden şekvâlarını gördüm. |
| Emr/Emir | İş, buyruk | + | ...hem bir kitab-ı emir ve davet,... |
| Emir/Emîr | İdareci, reis | ...acaba o sadâya nispeten sivrisinek gibi bir emîrin demdemelerini ve karasinekler gibi bir hükûmetin adamlarının vızvızlarını işitecek midir?... | |
| Evamir | Emirler | Şu halde, kâfirin evamir-i tekviniyeye karşı itaati, Müslümanın evamir-i tekviniyeye karşı isyanına galebe etmiştir. | |
| İmaret | Memurluk | Biz, gayr-ı tabiî ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan imaret maişetine el atıp belâmızı bulduk. | |
| Me'mur/Memur | Emredilen, devlet görevlisi | ...bu meselemizde kendilerine perde yaptıkları insafsız ve dikkatsiz me'murlara ve bu mahkemeyi şaşırtan onların Müslüman kisvesindeki propagandacılarına hitaben,... | |
| Umera/Ümera | İdareciler | Neden ulema, ümera kapısında görünüyor da, ümera ulema kapısında görünmüyor? | |
| Umur | Emirler, işler | Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. | |
| Elif-Mim-Lam (4) | + | ||
| Amal/Âmâl | Emeller | Âmâl, alâma inkılâp eder. | |
| Emel | İstek, arzu, ümit | + | Amel ayn-ı riya oldu, Emel ayn-ı elem gördüm. |
| Me'mul/Memul | Umulan | Bu defa me'mulüm fevkindeki kaleminizle mânevî hediyeniz ispat etti ki, ihtiyar, zaif, âciz bir Said yerine genç, kavî, iktidarlı çok Said'ler sizlerde vardır. | |
| Teemmül | Etraflıca düşünme | Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor. | |
| Elif-Mim-Mim (9) | + | ||
| Eimme | İmamlar | İşte bu hakikat içindir ki, ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beytin Eimme-i İsnâ Aşer olarak Ehl-i Sünnet,... | |
| Emam | Ön | + | Emâmında hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. |
| İmam | Lider | + | Rû-yi zeminin halife-i zîşânı olan Hazret-i Ömer'in mahdumunun kırk para için münakaşasını acip bir hısset tevehhüm ederek, o imamın arkasına düşüp, ahvâlini anlamak ister. |
| İmamet | Liderlik | Mesele-i İmamet bir mesele-i fer'iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden, bir mesâil-i imaniye sırasına girip,... | |
| Me'mum/Memum | İmama uyanlar; uydu | Manzume-i şemsiyenin, yani şemsin me'mumları ve meyveleri olan on iki seyyarenin acaibini ilm-i muhit-i İlâhîye havale edip, yalnız gözümüzün önünde, seyyaremiz bulunan arza bakıyoruz. | |
| Ümem | Ümmetler | Ve ehl-i tarih ve hâdisât-ı âlem uleması tabakasına karşı, Kur'ân'daki ihbârât ve hâdisât-ı ümem-i sâlife ve ahval ve vâkıât-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviyedeki i'câzını gösterir. | |
| Ümm | Anne | + | ...Hazret-i Ümmü'l-mü'minîn Ümmü Seleme12 gibi meşâhir-i ulema-i Sahabe ve rivayet-i hadîsin rüesaları gibi,... |
| Ümmi | Okul görmemiş, okur-yazar olmayan | + | Acaba, pek büyük bir haysiyet sahibi, âlem-şümul bir dâvâda, pek inatlı ve kesretli bir kavim içinde, ümmî, yani okur-yazar sınıfından olmadığı halde, ... |
| Ümmet | Din topluluğu | + | Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve merhametini ifade ediyor. |
| Elif-Mim-Nun (10) | + | ||
| Amin | Allah kabul etsin | + (Emniyet içinde olan anlamında) | Hemen Cenâb-ı Allah'tan dilerim, beni ve bütün kardeşlerimizi nefis ve cin ve ins ve şeytanların mekrlerinden muhafaza eylesin ve dalâlete sapanlardan eylemesin. Âmîn. |
| Eman | Eminlik, güvence | Verir emn ü eman ile enâma. | |
| Emanet | Eminlik; korunması için verilen şey | + | Emanet rütbesini bize tevcih eyledi; nişan niyaz ve namaz. |
| Emn (Emniyet) | Güven | + | Verir emn ü eman ile enâma. |
| Emin | Güvenilir | + | Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin, Cibrîl-i Emîn vasıtasıyla, Âhirzaman Nebîsi Peygamberimiz (a.s.m.) Efendimize gönderilen ve bugüne kadar muhafaza edilen Kur'ân-ı Hakîmi... |
| İman | İnanç | + | Evet, Kur'ân-ı Kerim, vakta ki insanları ibadete ve Allah'a îman etmeye dâvet etti. |
| İtmi'nan/İtminan | Tatmin olma | Çünkü itmi'nân-ı vicdan ve istirahat-i kalb, onun envârıyla olur. | |
| Me'mun/Memun | Güvenilir | + | Evet, bir me'mur-u me'mun ve mütemessil-i mesrur olan hayvanı, malikini unutmuş olan kendi nefsine kıyas ettiğin için; ... |
| Mü'min/Mümin | İnanan | + | Bunun içindir ki, mü'minin ruhunda adâvet, kin, vahşet yoktur. |
| Temin/Te'min | sağlama, güvence verme | Ve zincirler altında inleyen dört yüz milyon Müslümanlık, yeniden hayat-ı kudsiye-i İslâmiye ile, nev-i beşerin başına geçip, sulh ve müsalemet-i umumiyeyi temin edecek, inşaallah. | |
| Elif-Mim-Ye (1) | + | ||
| Emma | Yoksa | + | Emmâ ba'dü biliniz ki: |
| Elif-Nun (1) | + | ||
| İnni | Muhakkak ki ben | + | ...dumanın ateşe olan delâleti gibi eserden müessire olan istidlâle de "burhan-ı innî" denir. |
| Elif-Nun-Elif (2) | + | ||
| Enaniyyet | Benlik | Enaniyet ile o kadar aşağı düşerler ki, zerreye müsavi olur. | |
| Ene | Ben, ego | + | Gök, zemin, dağ, tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddit vücuhundan bir ferdi, bir vechi ene'dir. |
| Elif-Nun-Te (1) | + | ||
| Ente | Sen | + | Yine demiş: "Ene ene, ente ente." |
| Elif-Nun-Se (2) | + | ||
| Müennes | Dişi | ...Müenneslerin cemaatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması;... | |
| Ünuset | Dişilik | ...Cenâb-ı Hakka veled nisbet eden mülhid ve dâllinler gibi, Zât-ı Ehad ve Samedin vücub-u vücuduna, vahdetine, samediyetine, istiğna-yı mutlakına zıt olan veledi nisbet ve melâikenin ubûdiyetine ve ismetine ve cinsiyetine münafi olan ünûseti isnad mı ederler? | |
| Elif-Nun-Sin (9) | + | ||
| Enis | Dost | Hapiste ve kabirde dahi olsam, o kitaplarım, bu garip dünyanın bana yüklediği beş elîm ve hazin gurbetlerde enislerim ve arkadaşlarımdırlar. | |
| İns (İnsi) | İnsan (ile ilgili), Âdemoğlu | + | İns ve cin taifeleri envâen ihtiyacat-ı fıtriyesiyle şahittirler. |
| İnsan | İnsan | + | Bu muhabbet ise, masnuatın en ekmeli insan olduğuna delildir. |
| İstinas | Alışma | Zülcenaheyn ve Kürtlerin ve Türklerin mûtemedi olan Ekrad ulemasını veya istinâs etmek için lisân-ı mahallîye aşina olanları müderris olarak intihap etmektir. | |
| Me'nus/Menus | Dostça | Dışı süs, içi pis; sureti me'nus, sîreti mâkûs bir şeytandır. | |
| Munis | Dostça | Hem refika-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. | |
| Te'nis/Tenis | Alıştırma | Evet o tenezzülât te'nis-i ezhân içindir. | |
| Üns | Alışma | Heybetle beraber âsar-ı üns ve ülfet dahi görünür. | |
| Ünsiyet | Alışma | İşte böylelerin hakikî tesellisi ve ciddî ünsiyeti ve tatlı zevki, zikir ve fikir vasıtasıyla kalbi işletmek,... | |
| Elif-Nun-Fe (3) | + | ||
| Anif (Anifen) | Yakın geçmişte | + | Cenab-ı Hakk'ın tecelliyat-ı esması adedince, belki yine ânifen tekrar be-tekrar zikri geçtiği üzere, zerrat-ı kâinat sayısınca ilahların kabulüne muztar kalacaksın. |
| İstinaf | Baştan başlama; ayrı olma | Bu isti'naftan anlaşılıyor ki, Cenâb-ı Hakkın melâike ile olan hitabı, sâmii şöyle bir suale mecbur etmiştir ki: | |
| Müstenife | Önceki cümleden bağımsız | Demek mahzursuz, münasip bir mâtufun-aleyh bulunmadığından müste'nife olarak, yani mâkabliyle bağlı olmayarak mukadder bir suale cevap kılınmıştır. | |
| Elif-Nun-Mim (1) | + | ||
| Enam/Enâm | Halk | + | Verir emn ü eman ile enâma. |
| Elif-Nun-Nun (1) | |||
| Enin | İnleme | ...israfat ve suiistimalden gelen hastalıktan eninler, eyvahlar cevabını işittiğiniz gibi,... | |
| Elif-Nun-Ye (1) | + | ||
| Teenni | İhtiyatlıca | Teennî ve dikkatle okumaya mecbur etmektir. | |
| Elif-He-Lam (7) | + | ||
| Ahali | Halk | Ahali de ona çok ilişmiyorlar. | |
| Ehl | Halk | + | Demek hakikat-ı Mirac, bir mu'cize-i Ahmediye (a.s.m.) ve keramet-i kübrâsı olduğu ve Mirac merdiveniyle göklere çıkması ile zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) semavat ehline ehemmiyetini ve kıymetini gösterdiği gibi, ... |
| Ehlen | Hoşgeldin | Ehlen sehlen merhaba, hoş teşrif ettiniz. | |
| Ehli (Ehliye) | Evcil | Hattâ, insanın eline dizginini veren hayvânât-ı ehliye, insanın zaaf ve acz ve tembelliğinden birer hisse almışlardır ki, yabanî emsallerine kıyas edildikleri vakit, azîm fark görünür (ehlî keçi ve öküz, yabanî keçi ve öküz gibi). | |
| Ehliyet | Yeterlik | Çünkü Kur'ân, iki sıfatla bu ehliyeti hâizdir. | |
| Müteehhil | Evli | Ehl-i keşf; "O nurun tercümanı olan Zât-ı Nurani, mescûni'n-nisâ, yani müteehhil olmayacak, ihtiyar yaşında olacak" diye bahsediyorlar. | |
| Teehhül | Evlenme | Habîs olan nefsimle mücadele edebilmek ve onun hevâî ve bilâhare elem verici olan arzularını yapmamak ve dinlememek için teehhül etmek mecburiyetinde kaldım ve şimdi artık her cihetle Cenâb-ı Hakkın lütuf ve keremiyle rahatım. | |
| Elif-Vav (1) | + | ||
| Ev | Veya | + | ...(ev kemâ kàl) hadis-i şerifi, ikisi de ihlâs ne kadar İslâmiyette mühim bir esas olduğunu gösteriyorlar. |
| Elif-Vav-Be (1) | + | ||
| Meab | Dönülecek yer | + | Fazilet-meâb Üstadım, Nur sabahı olan Risale-i Nur'dan Birinci, İkinci, Üçüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Sözleri istinsah ederek berâ-yı tashih, taraf-ı âlîlerine takdim ediyorum. |
| Elif-Vav-Cim (1) | |||
| Evc | En yüksek nokta | ...zât-ı Ahmediye (a.s.m.), kamerin açılmış iki nuranî kanadı gibi, risalet ve velâyet gibi iki nuranî kanadıyla, iki ziyadar cenahla evc-i kemâlâta uçmuş, tâ Kàb-ı Kavseyne çıkmış; hem ehl-i semâvât, hem ehl-i arza medar-ı fahr olmuştur. | |
| Elif-Vav-Fe (2) | |||
| Afat | Afetler | Burada çok zâtlar kat'iyen hükmediyorlar ki, Risaletü'n-Nur'un iki merkez-i intişarı olan Isparta ve Kastamonu vilâyetleri sair yerlere nispeten âfât-ı semâviyeden mahfuz kaldıklarının sebebi,... | |
| Afet | Felaket | Birincisi: Âfet, semâvî olduğundan, def'i mümkün değildir. | |
| Elif-Vav-Lam (11) | + | ||
| Al/Âl | Aile | + | "Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri Âl-i Beytim." |
| Alet | Takım, cihaz | Güneş gibi hakikat-i imâniye ve Kur'âniye, yerdeki muvakkat ışıkların cazibesine tâbi ve âlet olmadığı gibi, o hakikati cidden tanıyan, değil küre-i arzdaki hâdisata, belki kâinata da âlet edemez" dedim, onları susturdum. | |
| Evail | Çok önce | Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. | |
| Evla | Birincisi | Eğer Kur'ân okunurken, namazın, tesbihatın tetimmesi ise, kıbleye karşı duranlar, vaziyetlerini bozmamak evlâdır. | |
| Evvel (Evvela) | Önce(likle); Allah'ın bir ismi | + | Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. |
| Müevvil | Tevil edici | Yok, belki müevvil, yok belki mâsadakı mânâ yerine mânâ gösterdiler. | |
| Te'vil/Tevil | Yorumlama | + | Bütün te'villeri yanlıştır ve o rivayetler, ya mevzu veya zayıftır. |
| Vali | Baştaki idareci | ...bana şapka için Ankara'da sıkıntı veren Vâli Nevzat'ın intiharıyla,... | |
| Vilayet | İl | ...lillâhilhamd şu Isparta vilâyeti, eski zamanın Şam-ı Şerifinin mübarekiyetini ve âlem-i İslâmın medrese-i umumîsi olan Mısır'ın Câmiü'l-Ezher'i mübarekiyeti nev'inden,... | |
| Ula | İlk | Yani, sahife-i ûlâ, zaman-ı mâzidir. | |
| Ulu/Ulû | Sahip(ler) | + | Sağlam dindar, hakperest ulü'l-emre itaat farzdır. |
| Elif-Vav-Nun (3) | + | ||
| An/Ân | En kısa zaman birimi | + | Nur-u âzam olan risalet ise, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafı sırrına bakar ki, bir ân-ı seyyale kâfidir. |
| Avan | Anlar | Ve zuhr zamanında—ki o zaman gündüzün kemâli ve zevâle meyli ve yevmî işlerin âvân-ı tekemmülü... | |
| Elan | Şimdi | ...Cehennemin el'an mahlûk ve mevcut olup, Ehl-i İ'tizalin bilâhare vücuda geleceğine zehapları gibi olmadığına işarettir. | |
| Elif-Vav-Ye (1) | + | ||
| Me'va/Meva | Varılacak yer | + | Bütün alem mü'min için, o mü'minin müstakil bir hanesi ve bir me'vasıdır. |
| Elif-Ye (1) | |||
| Ey | Seslenme harfi | Ey bu asırda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur! | |
| Elif-Ye-Dal (4) | + | ||
| Te'yid/Teyid/Teyit | Doğrulama | Şu tevafuk hem münasebet-i mâneviyeyi teyid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden işaret derecesine çıkarıyor. | |
| Müeyyed | Doğrulanan | ...ve bin mu'cizat ile musaddak ve müeyyed olan Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın mu'cize-i kübrâsı olan Kur'ân-ı Hakîmin ... | |
| Müeyyid | Doğrulayan | ...hem hak ve hakikatin cazibedar güzellikleri ve mehâsinleri ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu,... | |
| Teeyyüd | Desteklenme | Şu tevafuk hem münasebet-i mâneviyeyi teyid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden işaret derecesine çıkarıyor. | |
| Elif-Ye-Sin (1) | |||
| Eys | Var (olma) | اَلْاَيْسُ: Mevcud demektir. اَللَّيْسُ: Adem-i sırf demektir. | |
| Elif-Ye-Dad (1) | |||
| Eyzan/Eydan | Bunun gibi | Ve eyzan, münafıkların ayrı ayrı cinayetleri ve muhtelif sıfatları arasında hakikî bir irtibatın bulunması şu temsille gösterilmiştir. | |
| Elif-Ye-Nun (1) | + | ||
| Eyne | Nerede | + | Eyne's-serâ mine's-Süreyyâ. |
| Elif-Ye-Ye (2) | + | ||
| Ayet | Kur'an cümlesi; delil | + | Bu sırra binaendir: Âyet ve hadisin tefsir veya tercümesi, onlardaki hüsün ve belâğatı gösteremez. |
| Ayat | Ayetler | + | İşte o âyât, şu burhan-ı inayete mezahirdir. |