Be (ب) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Elif (ا) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Te (ت): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Be (ب) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ب | Be | 1 | 67 | 228 | 6 | 11 | 73 | 89 | 59 | 240 | 257 | 80 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Be (1) | + | ||
| Be/Bi | -e, -de, ile vb. anlamları katan edat | + | Sonra, kemâlât-ı insaniyenin en mühimi ve en büyüğü, belki bilcümle kemâlât-ı insaniyenin menbaı ve esası, iman-ı billâhtan ve marifetullahtan neş'et eden muhabbetullah olduğunu bilen o dünya seyyahı,... |
| Be-Elif-Ra (1) | + | ||
| Bi'r | Kuyu | + | Bi'r-i Kubâ denilen kuyunun suyu bazı kesiliyordu, yani bitiyordu. |
| Be-Elif-Sin (1) | + | ||
| Beis | Mahzur | + (Azab, kuvvet anlamında) | Âdi temsillerde bir beis yoktur; terbiye ve irşad öyle ister. |
| Be-Te-Te (1) | |||
| Elbet (Elbette) | Kat'iyen | Kadîm olan, elbette bâkidir. | |
| Be-Te-Ra (2) | + | ||
| Betra | Kısır, bereketsiz | Ben zannederim ki, bu milletin perişaniyetine, fazla cehaletten ziyade, nur-u kalb ile müterafık olmayan fazla zekâvet-i betrâ tesir etmiştir. | |
| Ebter | Soyu kesik | + | Bir ân-ı seyyâle vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır. |
| Be-Cim-Lam (1) | |||
| Mübeccel | Muhterem | Ulemanın midâd-ı aklâmı, şühedanın kanından mübecceldir | |
| Be-Ha-Se (4) | + | ||
| Bahs/Bahis | Konu | Fakat Risale-i Nur'un en ehemmiyetli vazifesi beşeri dalâletten ve küfr-ü mutlaktan kurtarmak olmasından, bu çeşit meselelere sıra gelmiyor, onlardan bahis açmıyor. | |
| Mebahis | Mebhaslar | Mebâhisindeki câmiiyet-i harikadır. | |
| Mebhas | Bölüm | Birinci Mebhas, ehl-i imanı uhuvvete ve muhabbete davet eder. | |
| Mubahase | Karşılıklı sohbet | Kelâmın hayatlanması ve neşvüneması, mânâların tecessümüyle ve cemâdâta nefh-i ruh etmekle bir mükâleme ve mubâhaseyi içlerine atmaktır. | |
| Be-Ha-Ra (6) | + | ||
| Bahr/Bahir | Deniz | + | İstikbal, o haber-i gaybîyi, Bahr-i Muhit-i Şarkîden Bahr-i Muhit-i Garbîye kadar İslâm kılıcının uzamasıyla tasdik etmiştir. |
| Bahreyn | 2 deniz | Ehl-i şevke âb-ı hayat bahş eden,/Hıdr-ı bahreyn-i velâyettir sözün. | |
| Bihar | Denizler | Bütün ehl-i edyan, "melekü'l-cibal, melekü'l-bihar, melekü'l-emtar" gibi, her nev'e göre birer melek-i müekkel, vahyin ilhamı ve irşadıyla bulunduğunu kabul ederek, o namlarla tesmiye ediyorlar. | |
| Buhran | Bunalım,kriz | Bir-iki yerde bahsettiğim gibi, Fütuhü'l-Gayb kitabı ile ve dua ve himmetiyle imdadıma yetişti ve o buhranı geçirdim. | |
| Mütebahhir | Geniş bilgi sahibi | ...ulemanın ilmelyakîn suretinde kat'î ve kuvvetli delillerle, enbiyaların dâvâlarını ispat eden ve asfiya ve sıddîkîn denilen mütebahhir, müçtehid muhakkikler, onu dershanelerine çağırdılar. | |
| Tebahhur | Uzmanlaşmak | Evvelki keşşafın tebahhur-u fikrine ve mehaliki iktihamına bedel, bir küçük sefine ile bir pusula kifayet edecekti. | |
| Be-Hı-Te (1) | |||
| Baht | Talih | Azametli Bahtsız Bir Kıt'anın, Şanlı Tali'siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi | |
| Be-Hı-Ra (2) | |||
| Buhar | Gaz haline gelmiş su | Buhar, menfez bulmadıkça zelzele verir. | |
| Tebahhur | Buharlaşmış | Çok mâsumların kalblerinden hararet-i hüzünle tebahhur eden "ay," "vay" ve "ah"lar, rahmetli bir bulut teşkil edecektir. | |
| Be-Hı-Lam (2) | + | ||
| Bahil | Cimri | Öyle de, ahlâk-ı âliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinattaki nizam-ı hikmet-i İlâhiyenin medarlarından olan iktisat ise, sefillik ve bahillik ve tamahkârlık ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç münasebeti yok. | |
| Buhl | Cimrilik | + | Buhl ile hem zulmettik, haramı karıştırdık, ihtiyarla vermedikti. |
| Be-Dal-Elif (7) | + | ||
| Bed' | Başlama | Şimdi bed' edeceğim cevaba... | |
| Badi/Bâdî | Sebep; ilk | ...hilkat-ı âlemlere bâis ve bâdî olan iki cihan serveri, âcizlerin senedi Cenâb-ı Peygamber aleyhissalâtü vesselâm efendimizin ve etbâı ezvacının sefinemizin erkân ve etbâıyla müttefik olduğu ümit ve imanını besliyorum. | |
| İbtida | Başlangıç(ta) | ...hiçbirimizin haberimiz olmadan, ibtida te'lif ve birinci tesvidinde on bir "Kur'ân" kelimesi; birtek sayfada, birer satırda, bir sırada hatt-ı müstakim ile tevafukları tevafuk-u Kur'âniyedeki lem'a-i i'câziyenin bir şuâı şu risalede bu hârika letâfeti gösterdiğini,... | |
| Mebde | İlke, asıl | Kesretin mebdei vahdettir, müntehâsı da vahdettir. | |
| Mebadi | Mebdeler | Öyle ise, şu ehl-i edyandaki bu itikadat-ı umumiyenin sebebi ve senedi, tevatür-ü mânevî kuvvetini ifade eden pek çok kerrat ile melâike müşahedelerinden ve ruhanîlerin rüyetlerinden hasıl olan mebâdi-i zaruriyedir, esâsât-ı kat'iyedir. | |
| Mübteda | Fail grubu (gramer) | Bu cümlede mübteda ile haberin tarifleri tevhide işaret olduğu gibi, hasra da delâlet eder. | |
| Mübtedi | İlk, yeni | Mübtedi ve pek acemî bir çocuğun, üstadından aldığı dersi tekrarı misillû,... | |
| Be-Dal-Dal (2) | + | ||
| İstibdad | Despotluk | Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. | |
| Müstebid | İstibdadçı | Bunu, Halk Partisinin muannid müstebidleri anladıkları için, mânâsız bahaneyle habbeyi kubbe yaparak bu muameleyi yaptılar. | |
| Be-Dal-Ra (3) | + | ||
| Badire | Ansızın ortaya çıkan sıkıntı | ...onları pek çok çalkantılı badirelere sürükleyen Katolik mezhebine karşı da husumet hissini doğurmuştur. | |
| Bedr/Bedir | Dolunay | Felillâhilhamd, Hazret-i Fatıma'nın nesl-i mübareki, Hasan ve Hüseyin gibi iki nuranî silsilenin bedr-i münevveri, şems-i nübüvvetin mânevî ve maddî neslini idame ediyorlar. | |
| Be-Dal-Ayn (7) | + | ||
| Bedeat/Bedaat | İlk defa görülen güzellik | Lâfzın fesahatından, nazmın cezaletinden, mânânın belâgatından, mefhumların bedaatından, mazmunların beraatından, üslûbların garabetinden tevellüd eden nakş-ı acîbdir. | |
| Bedi' (Bediüzzaman) | Eşşiz güzellikte (Çağının eşsizi); Esma | + | Yolda, Bediüzzaman ve talebelerine yakın bir alâka duyan müfreze kumandanı Ruhi Bey kelepçeleri çözdürüyor. |
| Bid'a/Bid'at/Bidat | Dine aykırı yenilik | Bid'at taraftarı da olsa ilişmeyiniz. | |
| İbda' | Yoktan yaratma | Evet, Kadîr-i Zülcelâlin iki tarzda icadı var: Biri ihtirâ' ve ibdâ' iledir | |
| Maba'd/Mabad | (Bundan) sonra | (Mâba'dı var) Said-i Kürdî | |
| Mübdi' | Yoktan yaratan | Kezalik eşyanın teceddüd-ü emsal içindeki fena ve mevtleri dahi; Mübdi', Muîd, Vâris ve Bâis bir zatın bekasına zâhir bir bürhan-ı neyyirdir. | |
| Mübtedi' | Bidat ehli | Sana işkence eden bu mübtedi' ve kısmen münafık baştaki insanların takip ettikleri siyaseti nasıl görüyorsun ki ilişmiyorsun? | |
| Be-Dal-Lam (9) | + | ||
| Ebdal/Abdal | Evliyadan nuraniyet kazanmış bir taife | Hattâ, evliyadan, ziyade nuraniyet kesb eden ve abdal denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. | |
| Bedel | Karşılık | + | Ve onların bedeline o Arş-ı Azîm Sahibi, nihayetsiz cünud ve askerinden, başkalarını gönderir. |
| Budala | Ahmak | Benim gibi henüz kendini ıslah edemeyenler de, bazı budalaların ruhlarında sâfiyet ve hüsn-ü insaniyet aramaya çalışmayacaktı. | |
| Mübadele | Değiş-tokuş | Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. | |
| Mübeddel | Değiştirilmiş | Ve Hazret-i Kur'ân hesabına intizar buyurduğunuz ümitlerinizi, an-karîb mübeddel-i hakikat ve mü'minlere de selâmet-i iman tevfik buyursun. | |
| Mütebeddil | Değiş(k)en | Öyle ise, bu sahife-i hava, hakkalyakin, aynelyakîn, ilmelyakîn derecesinde bedahetle, Zât-ı Zülcelâlin hadsiz, gayr-ı mütenâhi ilmi ve hikmetle çalıştırdığı kalem-i kudret ve kaderin mütebeddil sahifesi ve bir Levh-i Mahfuzun âlem-i tagayyürde ve mütebeddil şuûnâtında bir Levh-i Mahv, İsbat namında yazar bozar tahtası hükmündedir. | |
| Tebadül | Karşılıklı değiştirme | Ta ki, intizam ve tefeyyüz ondan buna geçsin ve fazilet ve diyanet, bundan ona geçsin; tebâdül ile her biri ötekine bir kanat verip zülcenaheyn olsun. | |
| Tebdil | Değiştirme | + | Ben tebdil-i havaya çok muhtaç olduğum için, yazın dağlarda, kışın da kira ettiğim ayrı ayrı menzillerde gezmeye mecbur oluyorum. |
| Tebeddül | Değişme | Yalnız, zaman ve mekânın tagayyür etmesi tesiriyle tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kısmında müessistir. | |
| Be-Dal-Nun (1) | + | ||
| Beden | Gövde | + | Cevaben, o beden-i insan, hakikat ve hikmet diliyle ve intizamının lisan-ı hâliyle der ki: |
| Be-Dal-He (2) | |||
| Bedahat | Açıklık | ...şe'nin kemâli, zâtın kemâline, hadsen, zarureten, bedahaten delâlet eder. | |
| Bedihi | Apaçık | Mazide nazarî olan bir şey, müstakbelde bedihî olabilir. | |
| Be-Dal-Vav (3) | + | ||
| Badiye | Kır(sal), çöl | Bu nükteye binaen, bedevîlerin hallerini muhakeme etmek için, kendini o bâdiyede farz etmek gerektir. | |
| Bedavet | Bedevilik | Bedavette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. | |
| Bedevi | Bedâ'da yaşayan | Bir seferde Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın yanına bir bedevî geldi. | |
| Be-Zel-Ra (3) | + | ||
| Bezr/Büzr | Tohum | Meselâ, zerre gibi bir afyon büzrü, bir dirhem gibi bir zerdali nüvatı, bir kavun çekirdeği,... | |
| Mübezzir | Malını saçıp savuran | + | Câ-yı hayrettir ki, bazı müsrif ve mübezzir insanlar, böyle iktisatçıları hısset ile ittiham ediyorlar. |
| Tebzir | Malını boş yere harcama, israf | + | Ve hâkezâ, bütün Sünen-i Seniyyesinde, ahvâl-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer'iyesinde hadd-i istikameti ihtiyar edip, zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinap etmiştir. |
| Be-Ra-Elif (6) | + | ||
| Bari/Bâri | Her şeyi düzgün yaratan Allah | + | Bâri' Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden dilerim ve niyaz eylerim ki, âhir ömrüme kadar bu yolda hatve-endâz olayım... |
| Beraet | Suçsuzluğu ortaya çıkmak | + | Bu müdafaanın serdedildiği muhakeme, beraetle neticelenmiştir. |
| Beri | Kusursuz | + | Ve keza, Sâni-i Kadîm-i Ezelî, kâinatın ihtiva ettiği eşyanın cismiyet, cihetiyet, tagayyür, temekkün gibi istilzam ettikleri levazım ve evsaftan berî ve münezzehtir. |
| Müberra | Münezzeh, temiz | + | Halbuki Üstadım bu gibi isnatlardan müberrâdır. |
| Teberri | Uzak ve temiz olma | Benim Kur'ân'a hizmetkârlığımdan teberri edip kaçmayınız. | |
| Tebrie | Beraet etme | Mâbuda lâyık bir tarzda nefsini metheder; mâbuda lâyık bir tenzihle nefsini meâyipten tenzih ve tebrie eder. | |
| Be-Ra-Cim (3) | + | ||
| Burç/Burc | Kale | İşte, istikbalde anlaşılacak bu ulvî hakikate işareten ve küre-i arzın vazifesindeki hareketine ve seyahatine imâen ve semâvî burçlar, güneş itibarıyla muattal ve misafirsiz olduklarına... | |
| Buruc | Burçlar | + | Şu halde, burûc-u semâviye, arzın medar-ı senevîsinden temessül edecek. |
| Teberrüc | Açılmak | + | ...Güneş çiçeği denilen sarı çiçek ki; geceleri kapanıp nikaplanan, gündüzleri ise açılıp teberrüc eden ve baharın ibtidasından güzün intihasına kadar genç kalan bu çiçeği,... |
| Be-Ra-Dal (5) | + | ||
| Barid | Soğuk; sevilen şey | + | Hem memâlik-i bâride olan Avrupa'daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve câmiddirler. |
| Berd | Soğukluk | + | Demek o mertebedeki ateş, soğukluğuyla yandırır gibi tesir gösteriyor. Hem ateştir, hem berddir. |
| Bered | Dolu | + | Mezraası şöyledir ki, zemin kar ve bered ile tezemmül veya taammüm eden dağlarıyla ve rengârenk besâtîniyle süslendiği gibi,... |
| Burudet | Soğukluk | Ateşin bir derecesi var ki, burûdetiyle ihrak eder, yani ihrak gibi bir tesir yapar. | |
| Bürde | Hırka | Eğer tereddütle senin hayalin, hastalığı var ise Kaside-i Bürde'den olan... | |
| Be-Ra-Ra (2) | + | ||
| Ebrar | Hayırlı insanlar | + | Birinci kafile olan süedâ ve ebrar ise, zülcenâheyn olan Üstadı dinlediler. |
| Berr (Berri) | Kara (ile ilgili) | + | Nasıl sema, feza, arz, berr ve bahr, şecer, nebat, hayvan, efradıyla, eczasıyla, zerrâtıyla Seni biliyorlar, tanıyorlar ve varlığına ve birliğine şehadet ve delâlet ve işaret ediyorlar. |
| Be-Ra-Ze (4) | + | ||
| Bariz (Barize) | Aşikar | + | Buna bariz deliller pek çok var. |
| İbraz | Gösterme, sunma | ...herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semâvîdir. | |
| Mübareze | Çekişme, çatışma | Ben ve Risale-i Nur, sizinle değil mübareze, belki sizi düşünmek dahi vazifemizin haricindedir. | |
| Tebarüz | Ortaya çıkma | ...ve o her cihetle rahmetfeşan tezahür-ü rububiyet hakikatının içinde, tebarüz-ü ulûhiyet hakikatı bizzarure bilinmiş olmasıdır. | |
| Be-Ra-Ze-Hı (1) | + | ||
| Berzah | 2 şeyi ayıran engel; geçiş yeri | + | Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır. |
| Be-Ra-Sad (1) | + | ||
| Abras/Ebras | Alaca hastalığı, Abraş | + | ...nerede ise, -biiznillah- Ekmeh ve Ebrası (Yani anadan doğma gözsüzleri ve Baras dedikleri cesedi istila eden müdhiş hastalığı) ve daha bir çok müzmin hastalıkları iyi etmeye başlamış gibidir. |
| Be-Ra-Ayn (2) | |||
| Beraat | Kusursuzluk | Beyanındaki beraattir; yani, tefevvuk ve metanet ve haşmettir. | |
| Teberru | Bağış | Eğer dünyayı istese ve dileseydi, kendisine sunulan hediye ve behiyeleri, zekât ve sadakaları ve bu teberru ve terekeleri alsaydı, bugün bir milyoner olurdu. | |
| Be-Ra-Kaf (5) | + | ||
| Barika | Parıltı | Fakat tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. | |
| Berrak | Çok parlak | Cevv berrak, sâfi, hiçbir şey yokken, bir mahşer-i acaip gibi, dağvâri parçalar kendi kendine toplanmıyor. | |
| Berk | Şimşek | + | Evet, berkin çakmasıyla zulümat âlemi ölür. |
| Burak | Efendimizin miracta bindiği binit | Ve o arslan ata inkılâp eder. Burak gibi bineği olur. | |
| İbrik | Kap | ...bazan bir denizi bir ibrikte gösteriyor gibi... | |
| Be-Ra-Kef (7) | + | ||
| Barek (Barekallah) | (Allah) mübarek kılsın | + | Yani, bütün bu medar-ı tebrik ve mâşaallah ve barekâllah dediren bütün hâletler ve san'atlar... |
| Barik (Barika) | İnce, nârin; parıltı | Bu Furkan-ı Celîlüşşan, o tevhide nâtık burhan, bütün âyât sadık lisan, şuâât barika-i iman, beraber der ki:... | |
| Bereket | Bolluk, çokluk | + | Ben iktisat ve bereketle yaşıyorum. |
| Mübarek | Berekete mazhar | + | Bu mübarek mezraaya en mübarek ve nur'ânî ve verimli ve bereketli olan Nur tohumlarını ekiniz. |
| Tebareke | Allah mübaret etsin; Mülk suresi | + | Lâyüadd ve lâyuhsâ niam-ı Sübhâniyesine mazhar olduğum Allahü Zülcelâl Tebareke ve Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine hamd ve şükürden âciz, isyanla âlûde iken,... |
| Teberrük | Bereket sebebi (saymak) | Bu teberrüke karşı istiğnâ değil, belki bir iltifat-ı Ravza-i Mutahhara olduğundan, ona karşı dilencilikle iftihar ediyorum. | |
| Tebrik | Bereketle dua etmek | ...biz, hem o mâsumları ve o ümmîleri ve muallimlerini tebrik, hem peder ve validelerini tebrik, hem köylerini tebrik, hem memleketlerini, hem milletlerini, hem Anadolu'yu tebrik ederiz. | |
| Be-Ra-Mim (1) | + | ||
| Mübrem | Kaçınılmaz | Herşeyden ziyade imânın esasatıyla meşgul olmak kat'î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir. | |
| Be-Ra-He-Nun (3) | + | ||
| Berahin | Burhanlar | Ve rehberimiz şeriat-ı garrâ ve kılıcımız da berahin-i kàtıa ve maksadımız i'lâ-yı kelimetullahtır. | |
| Bürhan/Burhan | Kesin delil | + | ...bu defa da beraatimize ehemmiyetli bir sebep ve küfr-ü mutlakı kıran en keskin ve yüksek ve kuvvetli bir hüccet-i kàtıa ve bürhan-ı bâhirdir. |
| Müberhen | Delilli | Dâvâmız mücerret değil, herbirisi burhan-ı kat'î ile müberhendir. | |
| Be-Ze-Ze (1) | |||
| Bez | Hem bir zat-ı azîmin iltifatının zarfı ve iltifat ile verilen hediyeye sarılan bir parça bez, çendan zatında ehemmiyetsiz cüz'î bir şey olarak görünse de... | ||
| Be-Sin-Tı (5) | + | ||
| Basit (Basita) | Kolay | Basit topraktan, hadsiz hâcât-ı hayvâniye ve insâniyeye medâr olan maâdin ve hadsiz muhtelif nebâtâtın basit bir unsurdan, ... | |
| Bast | Yayma, genişleme | + | Hem şu hakikate bina edilen beyne'l-evliya kesretle vuku bulmuş olan bast-ı zaman hadiseleridir. |
| Besatet | Basitlik | Nazarları dahi dakik şeyleri görmediğinden, onların besâtet-i efkârını okşamak için, tekrarla, semâvat ve arzın yüzlerine yazılan âyetleri tekrar ediyor, o büyük harfleri kolaylıkla okutturuyor. | |
| İnbisat | Genişleme | İnbisat ve cevelâna müştak olan kalb ve ruh için kadere iman bir ağırlık, bir sıkıntı vermiyor mu? | |
| Mebsut (Mebsuten) | Yayılmış (doğru orantılı) | + | Zira eserler birbirini takiben neşrolundukça, kıymetleri de mebsutan tezayüd etmektedir. |
| Be-Sin-Mim (2) | + | ||
| Mütebessim | Gülümseyen | Evvelki yolumuzda pek müthiş görünürdü. Şimdi de mütebessim, her tarafa gülüyor, nâzeninâne niyaz ve âvâz. | |
| Tebessüm | Gülümseme | Nur değil, ateş saçarlar; tebessümle değil, vahşetle bana baktılar. | |
| Be-Sin-Mim-Lam (1) | |||
| Besmele | Bilmillahirrahmanirrahim | Demek besmelede İlâhî ve zımnî bir emir var. | |
| Be-Şın-Ra (9) | + | ||
| Beşaret | Müjde | Nübüvvet-i Ahmediyeye (a.s.m.) işârât ve beşaretleridir. | |
| Beşer | İnsan | + | Beşer salâh isterse, hayatını severse, zekâtı vaz' etmeli, ribâyı kaldırmalı. |
| Beşir | Müjdeleyen | + | ...o Beşîr ve Nezîrin (a.s.m.) basar ve basîreti, hakikatı hayalden tefrik edememekten münezzehtir, celildir, celîdir; ... |
| İstibşar | Müjdeleme | Ayâ, istibşar ve sürur veyahut telehhüf ve tahassürle cevap verecektir? | |
| Mübaşeret | Temas | Evet, kesb ise, mübaşeret-i cüz'iye olduğu için, hususî bir netice-i şerriyenin mazharı olur; ... | |
| Mübaşir | Temas eden | Ta dest-i kudret zahiren umur-u hasise ile mübaşir görünmesin. | |
| Mübeşşer (Mübeşşere) | Müjdelenen | Aşere-i Mübeşşere ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. | |
| Mübeşşir (Mübeşşire) | Müjdeleyen | + | Ramazan-ı Şerifin onuncu Cumartesi günü, saat on bir buçukta, herbir nüktesi nâmütenâhi hikmet ve hakikat müjdelerini hâvi ve mübeşşir, dokuz nükteli Ramazaniyeyi aldım. |
| Tebşir | Müjdeleme | Çünkü, inzar ve adem-i inzarı gören hayal, zıddiyet münasebetiyle, derhal tebşir ve adem-i tebşire intikal eder. | |
| Be-Şın-Şın (1) | |||
| Beşuş | Güleryüzlü | Kendileri uzun boylu, çok mehîb ve üzerlerinde siyah bir sako, mübarek sakalları siyah, pek az ağarmış, beşûş ve nuranî bir çehre…... | |
| Be-Sad-Ra (6) | + | ||
| Basar | Göz | + | Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. |
| Basıra | Görme (kuvvesi) | Hiss-i sâmia, bâsıra, zaika olduğu gibi, bir hiss-i sâdise-i sâdıka olan sâika vardır. | |
| Basir | Gören (esma) | + | Hem öyle Semî' ve Kerîm bir Kadîrden, öyle Basîr ve Rahîm bir Alîmden saadet ve bekàyı istiyor ki,... |
| Basiret | Gönül gözü | Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. | |
| Ebsar | Gözler | ...fakat zevil-ebsar olan bir kısım ehl-i hakikatın gözlerini oralarda kapadıkları olan cünun sahrasına, aklımın refakatı beraber olduğu halde, gözlerim açık olarak dâhil olduğum için; ... | |
| Mubsır (Mubsırat) | Görünen(ler) | + | Meselâ, mesmûat, mubsırat, me'kûlât âlemlerini ihata eden insandaki duygular, Sâniin sıfât-ı mutlakasını ve geniş şuûnatını fehmetmek içindir. |
| Be-Tı-Lam (6) | + | ||
| Batıl | Geçersiz | + | Bâtıl şeyleri tasvir, sâfi zihinleri idlâldir ve cerhdir. |
| Battal | Batıl, geçersiz | Evvelki üç yol muhal, battal, mümteni, gayr-ı kabil oldukları kat'î ispat edilse, bizzarure ve bilbedâhe, dördüncü yol olan tarik-i vahdâniyet şeksiz, şüphesiz sabit olur. | |
| Betalet | Avarelik, işsizlik | ...Cenâb-ı Hak da hayat için lâzım olan levazımatı küre-i arz ofisinde yaratıp cem ettikten sonra, o erzakın toplanmasını ve sair ahvalini insana yaptırır ki, insana bir meşguliyet, bir eğlence olsun ve atâlet, betâlet azabından kurtulsun. | |
| Butlan | Batıl olma | Çünkü, ferdî olmayan bir meslekte tevatür vardır; tevatürde butlan yoktur. | |
| Ebatıl | Batıl şeyler | Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (a.s.m.) harfiyen ittibâ yoluyla dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebâtılı ref' ve iptal ... | |
| İbtal/İptal | Batıl kılma | Çünkü gaflet, hissi iptal ediyor. | |
| Be-Tı-Nun (2) | + | ||
| Batın/Bâtın (Batıne) | İç; her şeyin iç yüzünü yaratan (Esma) | + | Arş Zahir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır. |
| Batn/Batın | Karın | + | Herşey, hatta meyvelerin içi dışından, batnı zahirinden daha muntazam, daha lâtif, daha san'atkârane olduğu gösterir ki; hüküm melekûtundur. |
| Be-Ayn-Sin (4) | + | ||
| Bais | Gönderen, Dirilten (Esma) | ...Cenâb-ı Hakkın Âdil ismi Hakîm burcunda, Rahmân ismi Kerîm burcunda, Rahîm ismi Gafûr burcunda (yani mânâsında), Bâis ismi Vâris burcunda, Muhyî ismi Muhsin burcunda, Rab ismi Mâlik burcunda tulû ettiler. | |
| Ba's/Baas | Gönderilme, dirilme | + | Ve ba'sü ba'delmevtte dahi aynı bu suhulet vardır. |
| Bi'set/Biset | (Peygamber) gönderilme | İşte, nev-i beşer, bi'set-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüz binlerle enbiya ve milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukàbilinde,... | |
| Meb'us/Mebus (Mebusan) | Milletvekili (Milletvekilleri); Elçi (peygamber) | + | Bu meb'usana hitap, namaz kılanlara altmış meb'us daha ilâve eder. |
| Be-Ayn-Dal (8) | + | ||
| Ba'de/Bade | Sonra | + | Ve ba'sü ba'delmevtte dahi aynı bu suhulet vardır. |
| Bu'd/Bud/Buud (Bu'diyet) | Uzaklık | + | Meselâ, biri kurb, diğeri bu'd olmak üzere, bize nâzır, şemsin iki ciheti vardır. |
| Baid | Uzak | + | Bu ise, Sâniin o şeyden hariç ve baîd olmamasına delâlet eder. |
| Ebad | Boyutlar | Kitab-ı âlemin evrakıdır eb'ad-ı nâmahdud, | |
| İstibad/İstib'ad | Akıldan uzak görme | Ekser küfür ve dalâlet, istib'addan ileri gelir. | |
| Mütebaid | Uzaklaşan, uzak | Hem o Kur'ân, mütebâid, müteaddit muhatabîn esnafına müteveccihen mütekellim olduğu halde, öyle bir suhulet-i beyanı, bir cezâlet-i nizamı, bir vuzuh-u ifhâmı var ki, güya muhatabı bir sınıftır. | |
| Tebaud | Birbirinden uzaklaşma | Tebâud ettikten sonra, hiç olmazsa bazı remizlerle o hakikat-i ekberin ve nur-u âzamın bazı şualarını muhtasaran göstereceğiz. | |
| Teb'id/Tebid | Uzaklaştırma | ...onun mânevî silsile-i şerâfet ve siyadetten tenzil ve teb'idini icap ettirmez. | |
| Be-Ayn-Dad (4) | + | ||
| Bauda | Sivrisinek | + | Evet, kudret-i ezeliye tarafından memur edilen baûda, yani sivrisineğin Nemrut'a olan galebesi; ... |
| Bazen | Ara sıra | Belki o mânâlar, seyyar seyyahlar gibi bazen bir kelime içinde gizlenir. | |
| Bazı (Baziyet) | Bir kısım | + | Bazı nevilere her anda muhtaçtır: Hüvallah gibi. |
| Teb'iz/Tebiz | Bir parça | ...ve مِنْ'deki teb'iz; ve nekâle bedel عَذَابٌ zikrindeki tehvin; ... | |
| Be-Ğayn-Dad (1) | + | ||
| Buğz | Düşmanlık, nefret | Sakınınız! Ulemaya buğzetmek bir hatardır. | |
| Be-Ğayn-Ye (2) | + | ||
| Baği/Bagi | Zalim, asi | Hem Vehhâbîlik damarı, hem müfrit Râfızîlerin mezhepleri İslâmiyete zarar vermesin diye, Sıffin Harbindeki bâğîlerden de bahis açmayı zararlı görüyorlar. | |
| Bağy | İsyan | + | Zulme adalet, cihada bağy, esarete hürriyet nâmı veriliyor. |
| Be-Kaf-Ra (1) | + | ||
| Bakar (Bakara) | Öküz/İnek (Sure adı) | + | Hattâ, o zamandaki Mısır milleti, sevre, bakara, ibadet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler. |
| Be-Kaf-Lam (1) | + | ||
| Bakl (Bakla) | Sebze | + | İkinci nevi semeresi ise, küçük büyük parmaklar miktarında, bakla gibi bir şey olup, misafirlere hazırlanmış bir oda şeklinde bükülmüş, içi boş bir menzildir gördüm. |
| Be-Kaf-Ye (4) | + | ||
| Baki (Bakiye) | Daimi; Esma | + | Bâb-ı Haşmet ve Sermediyet olup, ism-i Celîl ve Bâkî cilvesidir. |
| Bakiyye/Bakiye | Artan | + | ...hem vefat etmiş insanın bakıye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini,... |
| Beka | Daimilik | Sükûn ve tahassun, vücudunun illetidir, beka ve devamına değildir. | |
| İbka | Baki kılmak | Fakat, senin ağzından çıkan kelime gibi o gider; fakat binler misallerini kulaklara tevdi eder, dinleyen akıllar adedince mânâlarını akıllarda ibkà eder. | |
| Be-Kef-Ra (2) | + | ||
| Bakir (Bakire) | El sürülmemiş, yeni; evlenmemiş erkek (kız) | Bâkire, iki sülüs kadın, bir sülüs erkektir. | |
| Bekar | Evlenmemiş | Bekâr iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur. | |
| Be-Kef-Mim (2) | + | ||
| Ebkem | Dilsiz | + | Şimdiye kadar tenkit olunmaması, her meslek ve mezhep ve meşrep ehline hoş gelmesi ve mülhidlerin dil uzatamayıp ebkem kalmaları, kanaatimizin sıhhatine delâlet etmeye kâfidirler. |
| Be-Lam-Be-Lam (3) | |||
| Belabil | Bülbüller | Madem öyle, bırak şekvâyı, şükret; çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül. | |
| Bülbül | Kuş | Meselâ, meşhur bülbül kuşu, gülün aşkıyla maruf o hayvancığı, Fâtır-ı Hakîm istihdam ediyor. | |
| Tebelbül | Kavimde (dillerde) karışıklık | Hem bizde, iptida-yı Hürriyette, Babil Kal'asının harabiyeti zamanında "tebelbül-ü akvâm" tabir edilen teşâub-u akvam ve o teşâub sebebiyle dağılmaları gibi,... | |
| Be-Lam-Dal (3) | + | ||
| Beled (Belediye) | Yerleşim yerleri (Belde yönetimi); Sure adı | + | ...sekiz seneden beri yalnız iki defa yanıma gelen buranın ihtiyar müftüsü, belediye reisiyle hilâf-ı memûl bir surette gelmeleri ânında,... |
| Belde | Yerleşim yeri | + | Barla, millet-i İslâmiyenin, hususan Anadolu halkının başına gelen dehşetli bir dalâlet ve dinsizlik cereyanına karşı, Kur'ân'dan gelen bir hidayet nurunun, bir saadet güneşinin tulû ettiği beldedir. |
| Bilad | Beldeler | Nur talebeleri, bu zamanda ve bugünde ekser bilâd-ı İslâmiyede intişar etmişler ve çoklukla vardırlar. | |
| Be-Lam-Vav-Ra (2) | |||
| Billur | Parlak | ...o nurun billûr ışığı altında artık en ince çizgileri ve en hassas noktaları görüp sezebiliyoruz. | |
| Tebellür | Billurlaşma; meydana çıkma | Çünkü bu İlâhî dâvâ, Kur'ân-ı Kerîmin nur deryasında tebellür eden bir varlık olduğu gibi, Kur'ân'dan doğmuş ve Kur'ân'la beraber yaşayacaktır... | |
| Be-Lam-Sin (1) | + | ||
| İblis | Şeytan | + | ...ey İblis, ne sen ve ne de güvendiğin Avrupa feylesofları ve Asya münafıkları bunu diyemezsiniz ve diyememişsiniz ve diyemeyeceksiniz ve dememişsiniz ve demeyeceksiniz. |
| Be-Lam-Ayn (1) | + | ||
| Bel' | Yutma | Zira istiğna ve istiklâliyet hassasıyla mümtaz olan şeriattaki İlâhî hidayet, Roma felsefesinin dehâsıyla aşılanmaz, imtizaç etmez, bel' olunmaz, tâbi olmaz. | |
| Be-Lam-Ğayn (12) | + | ||
| Baliğ (Baliğa) | Ulaşan | + | Ve keza, kemâl-i cemâle bâliğ olan kemâl-i hüsn-ü san'at, resullerin delâletiyle olur. |
| Belagat/Belağat | muktezayı hale mutabakat | Belâgat, muktezâ-yı hale mutabakattan ibarettir. | |
| Belağ (Belağan mâ belâğ) | Yetişme | ...kullarının isyanlarına bakmayarak her istediklerini bilen, işiten ve beleğan mâ belâğ veren... | |
| Beliğ | Belagatlı | + | Beliğ bir kelâmın bir meziyeti şudur ki, söyleyenin ziyade meşgul olduğu san'atını, meşgalesini ihsâs etsin. |
| Bulega/Büleğa | Beliğ zatlar; belagat alimleri | O mağrur, mütekebbir, izzet-i nefisleri yaralanmış büleğa muaraza edemediler. | |
| Büluğ | Ergenlik | Vacip olmadığı halde, nafile nevinden yedi yaşından hadd-i bülûğa kadar büyükler gibi namaz kılıp oruç tutan çocuklar, mütedeyyin büyükler gibi büyük mükâfatı görmek için otuz üç yaşında olacaklar | |
| Eblağ | Çok beliğ | Kur'ân kitab-ı zikir, kitab-ı dua, kitab-ı dâvet olduğundan, içinde tekrar müstahsendir, belki elzemdir, belki eblâğdır. | |
| İblağ | Ulaştırma | ...Lemeat adlı ikinci bir eserimde Kur'ân'ın i'câz dereceleri, kırka iblâğ edilmiştir. | |
| Mübalağa | Abartma | Halbuki, bütün onlar ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduklarından, mücazefe ve mübalâğa, içlerinde yoktur. | |
| Mübelliğ | Duyuran | ...hem saltanat-ı Rububiyetin dellâlı ve mübelliğ-i marziyâtı ve kitab-ı kâinatın tercüman-ı âyâtı olan Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâmın risaletine şehadet etmek demek olan mağrib namazını kılmak... | |
| Tebliğ | Yayma, duyurma | Tebliğ ettiği dini de harika bir sür'atle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir. | |
| Tebellüğ | Duyurulma | Veya Cebrail (a.s.) Hazret-i Muhammed'e (a.s.m.) tebliğ ederken, her iki hazretin arasında yapılan tebliğ-tebellüğ vaziyetini dinler gibi ol. | |
| Be-Lam-He (2) | |||
| Ebleh | Ahmak | Ebleh bir divanenin elinden ne gelir ki onunla uğraşılsın? | |
| Belahet | Ahmaklık | Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise,... | |
| Be-Lam-Vav (5) | + | ||
| Bela | Musibet, imtihan | + | Bırak bîçare feryadı, belâdan kıl tevekkül. Zira feryat, belâ-ender hata-ender belâdır bil. |
| Beliyye | Bela | + | Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına iltica eder. |
| Belva | Dert, çile | Halbuki bu diş meselesi umûmü'l-belvâ suretinde o derece intişarı var ki, ref'i kabil değil. | |
| İbtila/İptila | İmtihan, tiryakilik | Evet, her kim fikren tarihe binip mazi cihetine gitse, şu zaman-ı hazırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı iptilâ, meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, âlemler görecek. | |
| Mübtela | Belaya uğramış, bağımlı | ...mübtelâ olduğum emrâz-ı kalbiyeyi tedavi ve yeniden hayat bahşetmiş olduğundan,... | |
| Be-Lam-Ye (1) | + | ||
| Bela/Belâ | Olumsuz soruya evet cevabı | + | Evet, belâ! Cenab-ı Hak Teala (C.C.) Kur'anında ferman ettiği gibi فَفِرُّوا اِلَى اللهِ başka kurtuluş mevkii, sığınacak yer, istinad edilebilecek mekân yoktur;... |
| Be-Nun-Vav (5) | + | ||
| Benat | Kızlar | + | Evet, kasavet-i mücessemenin misal-i müşahhası olan "ve'd-i benat" gibi umurlardan kalblerini taskîl etmesi... |
| Beni/Benî | Oğulları | + | İşte şu âyette, Benî İshak'ın kardeşleri olan Benî İsmail'den ve Hazret-i Mûsâ'dan sonra gelen Peygambere hitap ediyor. |
| Bin/İbn/İbni | Oğlu, oğul | + | Allâme-i Mağrib Kadı İyaz, Şifâ-i Şerifte, ulvî bir senetle, doğru ve sağlam bir an'ane ile, Hazret-i Abdullah ibni Ömer'den haber veriyor ki: |
| Bint | Kız | Seydânın bintü'l-fikri o güzel kıza, Hulûsi ile Abdülmecid'den maadâ her kim bakarsa câiz değildir. | |
| Ebna | Oğullar | Çünkü, insanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. | |
| Be-Nun-Ye (6) | + | ||
| Bani | (Kainatı) inşa eden (Esma) | Ve keza, pek çok san'at harikalarına ve nakış ve ziynetlerin garaibine müştemil olan bir binanın bâni ve sânisiz vücudu mümkün olmadığı gibi,... | |
| Bina | Yapı | + | ...Ayasofya gibi milyarlara değer mukaddes bir binaya, kanun-u zâlimanesine serfurû etmeyen birisi tahassun etse, o binayı harap etmek gibi, en dehşetli vahşetlere şu medeniyet fetvâ veriyor. |
| Binaenaleyh | Buna binaen | Binaenaleyh, yed-i kudretin tathir ve tenzih ettiği kadınların tavsifleri kabil değildir. | |
| Bünyan | Bina, duvar | + | Bu âyetler, İslâmiyetin muhteşem bünyanında, altından bir kordon gibi işlenmiştir. |
| Bünye | Vücut yapısı | ...o zerre herhangi bir bünyeye girse, o bünyenin bütün cihazatını, keyfiyetiyle teşekkülünü bilmesi lâzımdır. | |
| Mebni (Mebniyye) | Dayanmış | + | Hazret-i Âdem'in (a.s.) Cennetten ihracı ve bir kısım benî Âdem'in Cehenneme idhali ne hikmete mebnidir? |
| Be-He-Te (3) | + | ||
| Beht | Hayret, dehşet | Birincide, bütün hurufât-ı Kur'âniyenin adet itibarıyla işaret ve izah buyurulan tevafukları, garîk-ı beht ve hayret etti. | |
| Bühtan | İftira | Zira tahkik ve insafa zıd, o küfrî farzında (Eliyazübillah!..) bir mecmua-i riya, bühtan farzetmek demektir. | |
| Mebhut | Şaşkın | Cezire âlimleri Molla Said'in şöhretini işittikleri için, mebhût ve hayran bir vaziyette çaylarını bile unutarak Molla Said'in sualine intizar etmekte idiler. | |
| Be-He-Cim (3) | + | ||
| Behçet | Sevinç | + | ...Kur'ân hâdimlerinin kulûbu, behçet ve sürura müstağrak olarak, ilerlemek istedikleri hâlisâne emel ve gayelerinde adımlarını daha ziyade uzatmaya ve dairelerini daha ziyade tevsie başlamışlardır. |
| Behic (Behice) | Güzel | + | ...ziya-yı hakikatle tenevvür eden ve o menazir-i behîceyi seyreden ve o meyvelerden lezzet-i hakikiyye-i daimiyeyi duyan ... |
| İbtihac | Sevinç | Hubur ve ibtihaca müstağrak oluyor. | |
| Be-He-Ra (1) | |||
| Behre (Behresiz) | Nasip(siz) | Değil vukufsuz, garazkâr, mâneviyatta behresiz ehl-i vukufa karşı, belki en büyük âlim ve feylesoflarınıza karşı gündüz gibi ispat etmezsem, her cezaya razıyım! | |
| Be-He-Mim (3) | + | ||
| Behimiyye (Behimat) | Hayvan(lar) | + | Birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye,... |
| İbham/İpham | Kapalı bırakma | Bazan çekirdekleri, bazan nüveleri, bazan icmalleri, bazan düsturları, bazan alâmetleri, ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtar tarzında bulunurlar. | |
| Mübhem/Müphem | Belirsiz | Şu halde, müphem tarzdaki yirmi sene müphem bir ömür, bin sene muayyen bir ömre müreccahtır. | |
| Be-Vav-Be (2) | + | ||
| Bab | Kapı; bölüm | + | Bâb-ı Vaad ve Vaîddir. İsm-i Cemîl ve Celîlin cilvesidir. |
| Ebvab | Kapılar | ...o şeytanları ebvâb-ı semâdan o şahaplarla red ve tarddır. | |
| Be-Vav-Ha (2) | |||
| İbaha | Mübah (helal) kılmak | Cenâb-ı Hakkın sana in'âm ettiği vücudun, cismin, âzaların, malın ve hayvânâtın ibâhadır, temlik değildir. | |
| Mübah | Yapılıp yapılmamasına dair hüküm olmayan | Hem namaz kılanın diğer mübah, dünyevî amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. | |
| Be-Vav-Lam (2) | + | ||
| Bevl | İdrar yapma | Birden bir maraz veya bir iştah veya bevl gibi müheyyiç bir hal şiddetle senin hissine dokunur. | |
| Laubali (Lâ ubâlî ibaresinden) | Umursamaz | Evet, Hürriyetçilerin ahlâk-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâubalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden,... | |
| Be-Ye-Te (2) | + | ||
| Beyt/Beyit | Manzumenin 2 satırı | Üstad, Galip ve Süleyman, "Ümmî Sinan Divanı"nda mesleğimize ve Sözler'e dair tefe'ül edildi, şu beyitler çıktı. | |
| Beyt | Ev | + | Hubb-u Ehl-i Beyti meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse, Râfizî de olsa, zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. |
| Be-Ye-Dal-Ra (1) | |||
| Beyder | Harman yeri | Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. | |
| Be-Ye-Dad (3) | + | ||
| Beyaz | Ak | Arz ve semâ, güzellik müsabakasına girmek için lâzım gelen ziynetlerini takınıp hazırlandıkları zaman, arz, kış mevsiminde kardan mamul beyaz elbiselerini giyer, oturur. | |
| Beyza | Beyaz | Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya / Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma. | |
| Ebyaz | Beyaz | + | Gözünde bir nehar var; lâkin ebyaz ve muzlim. |
| Be-Ye-Ayn (4) | + | ||
| Bayii | Satıcı | ...bir mücevherat hazinesi ne kadar zengin ve ne kadar yüksek bir servete mâlik olursa olsun, bâyii, dellâlı, usûl-i bey'u şirâya âşinâ olmazsa,... | |
| Bey' | Satış/Alışveriş | + | ...bir mücevherat hazinesi ne kadar zengin ve ne kadar yüksek bir servete mâlik olursa olsun, bâyii, dellâlı, usûl-i bey'u şirâya âşinâ olmazsa,... |
| Bey'at/Beyat/Biat | Bağlılık bildirme | Hem ona karşı biat etmektir. | |
| Mübayaa | Satın alma | Hem oradaki meskeninize lâzım bazı şeyleri mübâyaa ediniz. | |
| Be-Ye-Nun (12) | + | ||
| Beyan | Açıklama | + | Bu âciz kardeşiniz, hem itiraz eden o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki,... |
| Beyn/Beyne | Arasında | + | İki zerre beyninde cazibeyi ele al, Git de, tâ şemsüşşümus ve kehkeşan beynindeki cazibenin yanında koy. |
| Beyyin (Beyyine/Beyyinat) | Açıklanmış (Sure adı) | + | Fakat ne çare, mesleğin lâzım-ı beyyini meslektendir. |
| Mabeyn | Arasında; Padişah yakınlarının odası | Fakat hakikatte mabeynlerinde uzak bir mesafe var. | |
| Mübayin | Zıt, farklı | Meslekleri birbirinden uzak ve meşrepleri birbirine mübayin olan o umum selim ve nuranî kalblerin... | |
| Mübeyyen | Açıklanmış | ...ve o Fâtır-ı Münevviri ki, celal ve cemalinin âyât ve beyyinatı ne mertebe mübeyyen ve muvazzahtır. | |
| Mübeyyin (Mübeyyine) | Açıklayan | + | Risale-i Nur, Kur'ân-ı Hakîmin hakikî bir tefsiridir. Âyetler, sırasıyla değil; devrin ihtiyacına cevap veren imanî hakikatleri mübeyyin âyetler tefsir edilmiştir. |
| Mübin | Açık | Kur'ân-ı Hakîmde İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin mükerrer yerlerde zikredilmiştir. | |
| Tebayün | Uyuşmazlık, zıtlık | Bu tebayün-ü efkâr ahlâk-ı İslâmiyenin esasını sarsmış, ittihad-ı milleti çatallaştırmış. | |
| Tebeyyün | Belli olma | Zaten iki sene mahkemelerin tetkikatıyla ve aleyhimdeki münafıkların plânları akîm kalmasıyla kat'iyen tebeyyün etmiş ki, şahsımda ve Nurlarda bu vatan ve millete zarar tevehhüm etmekle daha kimseyi kandıramazlar. | |
| Tebyin | Açıklama | Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur'ân'dan çıkacak diye haber verip bir lem'a-i i'caz gösterir. | |
| Tibyan | Açıklama | + | Zira o kırk envâ-ı i'câzından yalnız bir tekini ki, cezalet-i nazmıdır, İşârâtü'l-İ'câz'da sıkışmadı tibyânı. |