Risale:Dua Ayetleri

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Turker (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 05.04, 26 Eylül 2021 tarihli sürüm (→‎47. Âyet)
(fark) ← Önceki hâli | Güncel sürüm (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Kur'an-ı Kerim'de dua içeren ya da dua makamında okunabilen ayetin/ayetlerin dua olarak okunabilecek kısmı, ardından ayetin/ayetlerin tamamı ve en sonda meali verilmiştir. Duada geçen kısım mealde koyu renkle belirtilmiştir. Ayete tıklayarak ayet sayfasına gidebilirsiniz.

İçindekiler

1. Fatiha[düzenle]

1.-7. Âyetler[düzenle]

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ

مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَالضَّٓالّ۪ينَ

Fatiha 1-7: Rahmân, Rahîm olan Allah’ın ismiyle. * Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. * (O,) Rahmândır, Rahîmdir. * Dîn (hesab) gününün mâlikidir. * (Rabbimiz!) Ancak sana ibâdet ederiz ve ancak senden yardım dileriz. * Bizi dosdoğru yola hidâyet eyle! * Kendilerine ni‘met verdiğin kimselerin yoluna; gazab edilmiş olanların ve dalâlete düşenlerin (yoluna) değil!

2. Bakara[düzenle]

32. Âyet[düzenle]

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَٓا اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Bakara 32: (Melekler) dediler ki: “Seni (her türlü noksanlıktan) tenzîh ederiz; senin bize öğrettiklerinden başka bizim için bir ilim yoktur. Şübhe yok ki Alîm (her şeyi bilen), Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!”

126.-128. Âyetler[düzenle]

رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ اْلاٰخِرِۜ

رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

Bakara 126-128: O vakit İbrâhîm de: “Rabbim! Burasını emniyetli bir belde kıl ve halkını, içlerinden Allah’a ve âhiret gününe îmân edenleri mahsûllerle rızıklandır!” demişti. (Rabbi de ona) şöyle buyurdu: “İnkâr edene de (ni‘met veririm); fakat onu kısa bir müddet (dünya hayâtında) faydalandırır, sonra da onu ateş azâbına (girmeye) mahkûm ederim! O varılacak yer ise, ne kötüdür!” * Ve bir zaman İbrâhîm, İsmâîl ile berâber Beyt’in (Kâ‘be’nin) temellerini yükseltiyordu. (Ve şöyle duâ ediyorlardı:) “Rabbimiz! (Yaptığımızı) bizden kabûl buyur! Şübhe yok ki Semî‘ (her duâyı işiten), Alîm (her şeyi bilen) ancak sensin!” * “Rabbimiz! Bizi, sana teslîm olan kimseler eyle ve neslimizden sana teslîm olan bir ümmet (çıkar)! Bize, (râzı olacağın hac, kurban gibi) kulluk usûllerimizi göster ve tevbelerimizi kabûl buyur! Şübhesiz ki Tevvâb (tevbeleri çok kabûl eden), Rahîm (merhameti bol olan) ancak sensin!”

156. Âyet[düzenle]

اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ

Bakara 156: Onlar ki, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Muhakkak ki biz, Allah’a âidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!” derler.

201. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Bakara 201: Onlardan bir kısmı da: “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azâbından muhâfaza eyle!” der.

250. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَۜ

Bakara 250: (Tâlût ve ona itâat eden mü’minler) Câlût ve ordusuna karşı çıktıklarında ise şöyle dediler: “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebât ver ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!”

255. Âyet (Âyet-el Kürsî)[düzenle]

اَللّٰهُ لآَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَۚ اَلْحَىُّ الْقَيُّومُۚ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ى يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلاَّ بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلاَ يُح۪يطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلاَّ بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَۚ وَلاَ يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظ۪يمُ

Bakara 255: Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. (O,) Hayy (hayâtı ezelî ve ebedî olan)dır, Kayyûm (bütün mevcûdât kendisiyle kaim olan)dır. O’nu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutar. Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan O’nun huzûrunda şu şefâat edecek olan kimdir? (Onların) önlerindekini ve arkalarındakini (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Hâlbuki (onlar ise) O’nun ilminden, dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Kürsî’si gökleri ve yeri kaplamıştır; her ikisinin muhâfazası O’na ağır gelmez. Ve O, Aliyy(pek yüce olan)dır, Azîm (pek büyük olan)dır.

285.-286. Âyetler[düzenle]

لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠

سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ

رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَۚا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَۚا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

Bakara 285-286: Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene îmân etti, mü’minler de! Hepsi Allah’a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine: “Peygamberlerinden hiçbirinin arasında ayırım yapmayız” diye îmân ettiler ve şöyle dediler: “İşittik ve itâat ettik! Rabbimiz! Mağfiretini dileriz; dönüş(ümüz) ancak sanadır!” * Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir. (Ey mü’minler! Şöyle duâ ediniz:) “Rabbimiz! Eğer unutursak veya hatâ edersek, bizi mes’ûl tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere onu yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kendisine (dayanabilmek için) takatimiz olmayan şeyi de bize yükleme! Hem bizi affeyle! Ve bizi bağışla! Hem bize merhamet buyur! Sen bizim Mevlâmızsın; artık kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!”

3. Al-i İmran[düzenle]

8.-9. Âyetler[düzenle]

رَبَّنَا لاَتُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

رَبَّنَٓا اِنَّكَ جاَمِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَ رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لاَ يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟

Âl-i İmran 8-9: (Hem onlar derler ki:) “Rabbimiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalblerimizi (haktan) eğriltme! Ve bize, tarafından bir rahmet ihsân eyle! Şübhesiz ki Vehhâb (çok ihsân edici) olan, ancak sensin!” * “Rabbimiz! Hakkında şübhe olmayan (geleceği muhakkak) bir günde insanları bir araya getirici olan muhakkak ki sensin!” Şübhesiz Allah, va‘dinden dönmez.

16. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ

Âl-i İmran 16: Onlar ki: “Rabbimiz! Muhakkak ki biz îmân ettik; artık günahlarımızı bize bağışla ve bizi o ateşin azâbından muhâfaza eyle!” derler.

26. Âyet[düzenle]

اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ

Âl-i İmran 26: (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Ey mülkün (gerçek) sâhibi olan Allah! Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın! Hem dilediğini azîz edersin, dilediğini de zelîl kılarsın! (Her) hayır (ancak senin) elindedir! Şübhesiz ki sen, her şeye hakkıyla gücü yetensin!”

38. Âyet[düzenle]

رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ اِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ

Âl-i İmran 38: Orada Zekeriyyâ Rabbine duâ etti. Dedi ki: “Rabbim! Bana, tarafından temiz bir zürriyet ihsân eyle! Şübhesiz ki sen, duâyı hakkıyla işitensin.”

53. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اٰمَنَّا بِمَٓا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ

Âl-i İmran 53: (Havârîler:) “Rabbimiz! İndirdiğine îmân ettik ve peygambere tâbi‘ olduk. Artık bizi (seni ve peygamberlerini tasdîk eden) şâhidlerle berâber yaz!” (dediler).

147. Âyet[düzenle]

رَبَّنَااغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓى اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

Âl-i İmran 147: Bunun üzerine (onların:) “Rabbimiz! Bizim için günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sâbit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!” demelerinden başka bir sözleri olmadı.

173. Âyet[düzenle]

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ

Âl-i İmran 173: Onlar ki, (bir kısım) insanlar kendilerine: “Şübhesiz insanlar (düşmanlarınız), gerçekten size karşı toplandılar; işte onlardan korkun!” dediler de (bu) onların îmanlarını artırdı ve: “Allah bize yeter! Ve (O) ne güzel Vekîldir!” dediler.

191.-194. Âyetler[düzenle]

رَبَّنَا مَاخَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاًۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

رَبَّنَٓا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ

رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ى لِـْلا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّۗا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ اْلاَبْرَارِۚ

رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ

Âl-i İmran 191-194: Onlar ki, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine (yatar) iken Allah’ı zikrederler ve gökler ile yerin yaratılışı hakkında (derin derin) düşünürler. (Ve şöyle duâ ederler:) “Rabbimiz! (Sen) bunları boş yere yaratmadın; sen (bundan) münezzehsin, artık bizi ateşin azâbından muhâfaza eyle!” * Rabbimiz! Şübhesiz ki sen kimi ateşe koyarsan bu sebeble onu gerçekten rezîl edersin! Zâlimlerin ise hiç yardımcıları yoktur.” * Rabbimiz! Muhakkak ki biz, ‘Rabbinize îmân edin!’ diye îmâna çağıran bir da‘vetçiyi (peygamberi) işittik ve hemen îmân ettik. Rabbimiz! Artık bizim için günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi bizden ört ve canımızı ebrâr (içi dışı tertemiz olan iyi kulların) ile berâber al!” * Rabbimiz! Artık peygamberlerin vâsıtasıyla bize va‘d ettiklerini bize ver ve bizi kıyâmet günü rezîl etme! Şübhesiz ki sen, va‘d(in)den dönmezsin.”

4. Nisa[düzenle]

75. Âyet[düzenle]

وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يرًۜا

Nisâ 75: Hem size ne oldu ki, Allah yolunda ve (Mekke’de mahsur ve) çâresiz bırakılan erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda (O’nun rızâsı için) savaşmıyorsunuz? Onlar ki: “Rabbimiz! Bizi (de) halkı zâlim olan (mü’minlerin hicretiyle tamâmen müşriklerin elinde kalan) bu şehirden (Mekke’den) çıkar, bize tarafından bir sâhib gönder ve bize tarafından bir yardımcı gönder!” diyorlardı.

5. Maide[düzenle]

25. Âyet[düzenle]

رَبِّ اِنّ۪ى لآَاَمْلِكُ اِلاَّ نَفْس۪ى وَاَخ۪ى فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ

Mâide 25: (Mûsâ:) “Rabbim! Şübhe yok ki ben, kendimden ve kardeşimden başkasına sâhib olamıyorum; bu sebeble bizimle bu fâsıklar topluluğunun arasını ayır!” dedi.

114. Âyet[düzenle]

وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

Mâide 114: “Meryemoğlu Îsâ: ‘Ey Rabbimiz olan Allah! Bize gökten bir mâide (bir sofra) indir ki, (o iniş günü) bizim için, hem evvelimiz, hem âhirimiz (sonra gelenlerimiz) için bir bayram ve senden bir mu‘cize olsun! Bizi rızıklandır; çünkü sen, rızık verenlerin en hayırlısısın’ demişti.”

6. En’am[düzenle]

79. Âyet[düzenle]

اِنّ۪ى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذ۪ى فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ حَن۪يفًا وَمَٓا اَنَ۬ا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ

En’am 79: “Şübhesiz ki ben, Hanîf (hakka yönelmiş) olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben (sizin gibi) müşriklerden değilim!”

162. Âyet[düzenle]

اِنَّ صَلاَت۪ى وَنُسُك۪ى وَمَحْيَاىَ وَمَمَات۪ى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

En’am 162: De ki: “Şübhesiz benim namazım da ibâdetlerim de hayâtım ve ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!”

7. A’raf[düzenle]

23. Âyet[düzenle]

رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

A’raf 23: (Âdem ile Havvâ) dediler ki: “Rabbimiz! (Biz) kendimize zulmettik; artık bize mağfiret etmez ve bize merhamet etmezsen, mutlaka hüsrâna uğrayanlardan oluruz.”

43. Âyet[düzenle]

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لآَ اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ

A’raf 43: Hem onların (o mü’minlerin) sînelerinde kin (ve emsâli kötü hisler)den ne varsa (hepsini) çekip çıkarırız; (o Cennetlerde onların) altlarından ırmaklar akar. (Onlar da:) “Böylece bizi buna (bu mükâfâta vesîle olan amellere) hidâyet eden Allah’a hamd olsun; hâlbuki Allah bizi hidâyete erdirmeseydi, doğru yolu bulamazdık. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri (bize) hakkı getirmişlerdir!” derler. Derken (onlar:) “İşte size Cennet! İşlemekte olduğunuz (sâlih ameller)den dolayı ona vâris kılındınız!” diye nidâ olunurlar.

47. Âyet[düzenle]

رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟

A’raf 47: (O A‘râfdaki insanların) gözleri ateş ehli tarafına çevrildiği zaman ise: “Rabbimiz! Bizi zâlimler gürûhuyla berâber kılma!” derler.

89. Âyet[düzenle]

عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَۜا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ

A’raf 89: “Allah bizi ondan kurtardıktan sonra eğer (tekrar) sizin dîninize dönersek, şübhesiz ki Allah’a karşı, yalan iftirâ etmiş oluruz! Hem Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi müstesnâ, ona dönmemiz bizim için olacak şey değildir! Rabbimiz, her şeyi ilmen kuşatmıştır (bizim hâlimizi de bilir). Ancak Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasını hak ile aç (hüküm ver); çünkü sen (en müşkil şeyleri dahi) açanların (hüküm verenlerin) en hayırlısısın!

126. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِم۪ينَ۟

A’raf 126: “Ve (sen) sâdece, bize (o mû‘cizeler) geldiğinde Rabbimizin âyetlerine îmân ettik diye bizden intikam alıyorsun. Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman kimseler olarak vefât ettir!

143. Âyet[düzenle]

سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ

A’raf 143: Mûsâ ta‘yîn ettiğimiz vakitte gelip de Rabbi ona hitab buyurunca: “Rabbim! Bana (kendini) göster; sana bakayım!” dedi. (Rabbi) buyurdu ki: “(Sen) beni (bu dünyada) aslâ göremezsin; fakat dağa bak, şayet (o) yerinde durabilirse, o takdirde (sen de) beni görebilirsin!” Derken Rabbi dağa tecellî edince onu paramparça etti; Mûsâ da bayılarak (yere) düştü! Nihâyet ayılınca: “(Rabbim!) Seni her noksanlıktan tenzîh ederim! (Bu talebimden dolayı) sana tevbe ettim ve ben îmân edenlerin ilkiyim!” dedi.

151. Âyet[düzenle]

رَبِّ اغْفِرْ ل۪ى وَلِاَخ۪ى وَاَدْخِلْنَا ف۪ى رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ۟

A’raf 151: (Mûsâ:) “Rabbim! Bana ve kardeşime mağfiret eyle ve bizi rahmetine koy! Çünkü sen, merhametlilerin en merhametlisisin!” dedi.

155.-156. Âyetler[düzenle]

اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ

وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ى هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ

A’raf 155-156: Ve Mûsâ, ta‘yîn ettiğimiz vakit(te ta‘yîn ettiğimiz yere gelip mağfiret dilemeleri) için kavminden (buzağıya tapmayan) yetmiş adam seçti. Onları da o şiddetli sarsıntı yakalayınca (Mûsâ) dedi ki: “Rabbim! Eğer dileseydin (buzağıya tapanlara engel olmadıkları ve onları terk etmedikleri için) onları da (ve dileseydin) beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden bazı beyinsizlerin yaptığı şeyler yüzünden bizi helâk mı edeceksin? (Helâk etme yâ Rabbî!) Bu, senin imtihânından başka bir şey değildir. Onunla kimi dilersen (küfürlerindeki ısrarları sebebiyle) dalâlete atar, kimi de dilersen (hikmetine binâen kendi lütfundan) hidâyete erdirirsin. Sen bizim velîmizsin; artık bize mağfiret eyle; ve bize merhamet buyur; çünkü sen bağışlayanların en hayırlısısın!” * Ve (Mûsâ:) “Bize bu dünyada da, âhirette de iyilik yaz; şübhesiz ki biz sana yöneldik.” (dedi). (Allah ise) buyurdu ki: “Azâbımı, (kötülük yapanlardan) dilediğime isâbet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Fakat (âhirette) onu (günahlardan)sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize îmân edenlere yazacağım!”

9. Tevbe[düzenle]

14.-15. Âyetler (Şifa ayetleri)[düzenle]

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ

وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

Tevbe 14-15: Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azâb etsin ve onları rezîl etsin, hem onlara karşı size yardım etsin ve mü’minlerden bir topluluğun gönüllerine şifâ versin! * Hem kalblerinin öfkesini gidersin! Allah, dilediğinin tevbesini (kendi lütfundan) kabûl eder. Çünkü Allah, Alîm (her şeyi hakkıyla bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.

129. Âyet[düzenle]

حَسْبِىَ اللّٰهُۘ لآَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ

Tevbe 129: (Ey şefkatli Resûl!) Eğer (seni dinlemeyip senden) yüz çevirirlerse, artık de ki: “Allah bana kâfîdir! O’ndan başka ilâh yoktur! (Ben) O’na tevekkül ettim ve O, büyük arşın Rabbidir!”

10. Yunus[düzenle]

57. Âyet (Şifa ayeti)[düzenle]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِىالصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ

Yunus 57: Ey insanlar! Muhakkak ki size Rabbinizden bir nasîhat, gönüllerde olana bir şifâ ve mü’minler için bir hidâyet ve bir rahmet (olan Kur’ân) gelmiştir.

85.-86. Âyetler[düzenle]

عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَۚا رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ

وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

Yunus 85-86: Bunun üzerine dediler ki: “(Biz,) ancak Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz! Bizi o zâlimler topluluğuna bir fitne kılma (onları bize musallat etme)!” * “Ve bizi rahmetinle o kâfirler gürûhundan kurtar!”

11. Hud[düzenle]

47. Âyet[düzenle]

رَبِّ اِنّ۪ٓى اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْئَلَكَ مَالَيْسَ ل۪ى بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلاَّ تَغْفِرْ ل۪ى وَتَرْحَمْن۪ٓى اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

Hud 47: (Nûh) dedi ki: “Rabbim! Doğrusu ben, hakkında bilgi sâhibi olmadığım bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer bana mağfiret etmez ve bana merhamet etmezsen, hüsrâna uğrayanlardan olurum.”

12. Yusuf[düzenle]

33. Âyet[düzenle]

رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَىَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓى اِلَيْهِۚ وَاِلاَّ تَصْرِفْ عَنّ۪ى كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ

Yusuf 33: (Yûsuf) dedi ki: “Rabbim! Zindan bana, bunların beni kendisine da‘vet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden def‘ etmezsen, onlara meyleder ve câhillerden olurum.”

101. Âyet[düzenle]

فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ۪ فِى الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةِۚ تَوَفَّن۪ى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ى بِالصَّالِح۪ينَ

Yusuf 101: “Rabbim! Bana mülkden (bir nasib) verdin ve bana rüyâların ta‘bîrinden (bir ilim) öğrettin. Ey gökleri ve yeri hakkıyla yaratan! Sen, dünyada da âhirette de benim velîmsin (gerçek dostumsun). Canımı Müslüman olarak al ve beni sâlih kimseler arasına kat!

14. İbrahim[düzenle]

35.-38. Âyetler[düzenle]

رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْن۪ى وَبَنِىَّ اَنْ نَعْبُدَ اْلاَصْنَامَۜ

رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ى وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَىْءٍ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَٓاءِ

İbrahim 35-38: Bir zaman da İbrâhîm şöyle demişti: “Rabbim! Bu beldeyi (Mekke’yi) emniyetli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!” * “Rabbim! Çünkü onlar (o putlar), insanlardan birçoğunu dalâlete düşürdüler. Bundan sonra kim bana tâbi‘ olursa, artık muhakkak o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık şübhesiz ki sen, Gafûr (çok bağışlayan)sın, Rahîm (çok merhamet eden)sin.” * “Rabbimiz! Doğrusu ben zürriyetimden bir kısmını (oğlum İsmâîl ile annesi Hâcer’i), senin Beyt-i Harâm’ının (Kâ‘be’nin) yanında, ekinsiz bir vâdiye yerleştirdim; Rabbimiz! Namazı hakkıyla edâ etsinler (sana hakkıyla kulluk etsinler) diye (emrin üzere, böyle yaptım)! Artık (sen) insanlardan bir kısım gönülleri onlara meylettir ve onları mahsûllerden rızıklandır! Umulur ki şükrederler.” * “Rabbimiz! Şübhesiz ki sen, neyi gizler ve neyi açıklarsak bilirsin. Çünkü ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz!

40.-41. Âyetler[düzenle]

رَبِّ اجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪ىۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ

رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟

İbrahim 40-41: “Rabbim! Beni, namazı hakkıyla edâ eden bir kimse eyle; zürriyetimden de (böyle kimseler yarat)! Rabbimiz! Duâmı kabûl buyur!” * “Rabbimiz! Hesâbın görüleceği gün, bana, ana-babama ve (bütün) mü’minlere mağfiret eyle!”

16. Nahl[düzenle]

69. Âyet (Şifa ayeti)[düzenle]

ثُمَّ كُل۪ى مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ى سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاًۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ َلاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Nahl 69: “Sonra her çeşit meyvelerden ye de (bal yapmak için) Rabbinin (sana) kolaylaştırdığı (ve ilhâm ettiği san‘atın yayılım) yollarına gir!” Onların (o arıların) karınlarından, renkleri muhtelif bir içecek çıkar ki, onda insanlar için bir şifâ vardır. Şübhesiz ki bunda, düşünecek bir topluluk için kesin bir delil vardır.

17. İsra[düzenle]

24. Âyet[düzenle]

رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ى صَغ۪يرًۜا

İsra 24: Hem onlara merhamet(in)den alçak gönüllülük kanadını indir ve de ki: “Rabbim! (Onlar) beni küçük iken nasıl (merhamet edip) yetiştirdilerse, (sen de) onlara (öyle) merhamet eyle!”

80. Âyet[düzenle]

رَبِّ اَدْخِلْن۪ى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ى مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَص۪يرًا

İsra 80: Ve de ki: “Rabbim! Beni doğru olan (râzı olacağın) bir girdirişle (Medîne’ye) girdir ve beni doğru olan (râzı olacağın) bir çıkarışla (Mekke’den) çıkar ve bana tarafından yardımcı bir güç ver!”

82. Âyet (Şifa ayeti)[düzenle]

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلاَ يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلاَّ خَسَارًا

İsra 82: Hem Kur’ân’dan öyle şeyler indiriyoruz ki o, mü’minler için bir şifâ ve bir rahmettir; zâlimlere ise ancak hüsran arttırır.

18. Kehf[düzenle]

10. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّىْٔ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا

Kehf 10: Hani o gençler, Kehf’e (mağaraya) sığınmışdı da: “Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla!” demişlerdi.

39. Âyet[düzenle]

مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لاَقُوَّةَ اِلاَّ بِاللّٰهِۚ

Kehf 39: “Bağına girdiğin zaman: ‘Mâşâallah! Kuvvet ancak Allah’(ın yardımı) iledir!’ demen gerekmez miydi? Her ne kadar beni malca ve evlâdca kendinden daha az görsen de!”

19. Meryem[düzenle]

4. Âyet[düzenle]

رَبِّ اِنّ۪ى وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ى وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا

Meryem 4: Şöyle demişti: “Rabbim! Gerçekten ben (o hâldeyim ki) kemik(lerim) benden gevşedi (zayıfladı); (ihtiyarlıktan) baş(ım), beyaz alev aldı (saçlarım ağardı); Rabbim! Sana duâ (etmek) ile hiçbir zaman mahrûm olmadım.”

20. Taha[düzenle]

25.-28. Âyetler (Dili açmak istendiğinde)[düzenle]

رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ىۙ

وَيَسِّرْ ل۪ٓى اَمْر۪ىۙ

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ىۙ

يَفْقَهُوا قَوْل۪ىۖ

Taha 25-28: (Mûsâ) dedi ki: “Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver!” * “Ve işimi bana kolaylaştır!” * “Dilimden de düğümü çöz ki sözümü iyice anlasınlar!”

105.-107. Âyetler (Siğil için okunur)[düzenle]

وَيَسْئَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ى نَسْفًۙا

فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًۙا

لاَ تَرٰى ف۪يهَا عِوَجًا وَلآَ اَمْتًا

Taha 105-107: (Ey Resûlüm!) Sana (kıyâmet gününde) dağlar(ın nasıl olacağın)dan soruyorlar; de ki: “Rabbim (o gün) onları ufalayıp savuracak!” * “Onları(n yerlerini) dümdüz, bomboş bir hâlde bırakacak!” * “Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin!”

114. Âyet[düzenle]

رَبِّ زِدْن۪ى عِلْمًا

Taha 114: İşte gerçek hükümdâr olan Allah, çok yücedir. (Ey Habîbim!) Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’ân’(ı okuma)da acele etme! Ve “Rabbim! İlmimi artır!” de!

21. Enbiya[düzenle]

83. Âyet[düzenle]

رَبَّهُٓ اَنّ۪ى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ

Enbiya 83: (Ey Habîbim!) Eyyûb’ü de (an)! Hani Rabbine: “(Rabbim!) Zarar gerçekten bana dokundu; sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye nidâ etmişti. [Risale-i Nur’da şu açıklama vardır: “Fakat, âyetten iktibas suretinde, bizler münâcâtımızda ‘rabbi innî messeniyeddurru ve ente erhamurrahimîn’ demeliyiz.”]

87. Âyet[düzenle]

لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ

Enbiya 87: Zünnûn’u da (balık sâhibi Yûnus’u da an)! Hani (kavmine) kızan biri olarak, (bizden izinsiz) gitmişti de kendisini (bu yüzden) aslâ sıkıştırmayacağımızı sanmıştı; derken (balığın karnında) karanlıklar içinde (kalıp): “Senden başka ilâh yoktur; seni tenzîh ederim! Gerçekten ben (nefsine) zulmedenlerden oldum!” diye nidâ etmişti.

89. Âyet[düzenle]

رَبِّ لاَتَذَرْن۪ى فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَۚ

Enbiya 89: Zekeriyyâ’yı da (yâd et)! Hani (o da) Rabbine: “Rabbim! Beni tek bırakma; sen (herkes fenâ bulduktan sonra, bâki kalarak) vârislerin en hayırlısısın” diye nidâ etmişti.

112. Âyet[düzenle]

رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَاتَصِفُونَ

Enbiya 112: (Peygamber:) “Rabbim! (Müşriklerle aramızda) hak ile hüküm ver! Bizim Rabbimiz, Rahmân (pek merhametli olan)dır, sizin isnâd etmekte olduğunuz vasıflara karşı (kendisinden) yardım istenendir” dedi.

23. Mü’minun[düzenle]

26. Âyet[düzenle]

رَبِّ انْصُرْن۪ى بِمَا كَذَّبُونِ

Mu’minun 26: (Nûh:) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et!” dedi.

29. Âyet[düzenle]

رَبِّ اَنْزِلْن۪ى مُنْزَلاً مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ

Mu’minun 29: Ve (yine) de ki: “Rabbim! Beni mübârek bir menzile indir; çünkü sen, indirenlerin en hayırlısısın!”

39. Âyet[düzenle]

رَبِّ انْصُرْن۪ى بِمَا كَذَّبُونِ

Mu’minun 39: (O peygamber:) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et!” dedi.

93.-94. Âyetler[düzenle]

رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ى مَا يُوعَدُونَۙ

رَبِّ فَلاَ تَجْعَلْن۪ى فِى الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

Mu’minun 93-94: (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Rabbim! Eğer onların tehdîd edilmekte oldukları şeyi mutlaka bana göstereceksen, o hâlde Rabbim, beni o zâlimler topluluğunun içinde bulundurma!”

97.-98. Âyetler[düzenle]

رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

Mu’minun 97-98: Ve de ki: “Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.” * “Rabbim! (Onların) yanımda bulunmalarından dahi sana sığınırım.”

109. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ

Mu’minun 109: “Çünkü kullarımdan bir zümre vardı ki: ‘Rabbimiz! (Biz) îmân ettik; artık bizi bağışla; bize merhamet buyur; sen merhametlilerin en hayırlısısın!’ diyorlardı.”

118. Âyet[düzenle]

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ

Mu’minun 118: (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Rabbim! Bağışla! Merhamet eyle! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!”

25. Furkan[düzenle]

65. Âyet[düzenle]

رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًۗا

Furkan 65: Ve onlar ki: “Rabbimiz! Cehennem azâbını bizden uzaklaştır! Çünkü onun azâbı devamlıdır” derler.

74. Âyet[düzenle]

رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا

Furkan 74: Yine onlar ki: “Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden göz aydınlığı olacak (sâlih) kimseler ihsân eyle ve bizi takvâ sâhiblerine imam (her hususda kendisine tâbi‘ olunan rehber) kıl!” derler.

26. Şuara[düzenle]

80. Âyet (Şifa ayeti)[düzenle]

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفٖينِۖ

Şuara 80: “Hem hastalandığım zaman da bana O şifâ verir!”

83.-89. Âyetler[düzenle]

رَبِّ هَبْ ل۪ى حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ى بِالصَّالِح۪ينَۙ

وَاجْعَلْ ل۪ى لِسَانَ صِدْقٍ فِى اْلاٰخِر۪ينَۙ

وَاجْعَلْن۪ى مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ

وَاغْفِرْ ِلاَب۪ٓى اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ

وَلاَتُخْزِن۪ى يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ

يَوْمَ لاَيَنْفَعُ مَالٌ وَلاَ بَنُونَۙ

اِلاَّ مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

Şuara 83-89: “Rabbim! Bana hikmet ihsan buyur ve beni sâlih kimseler arasına kat!” * “Sonraki (ümmet)ler içinde benim için bir lisân-ı sıdk (güzel bir medihle anılmayı) nasîb eyle!” * “Ve beni Naîm Cennetinin vârislerinden kıl!” * Babamı affet; çünkü o dalâlete düşenlerdendir.” * “Ve (insanların) diriltilecekleri gün, beni utandırma!” * O gün ki, (onda) ne mal fayda verir, ne de evlâd! * Ancak Allah’a selîm (sağlam) bir kalble gelen müstesnâ.

118. Âyet[düzenle]

فَافْتَحْ بَيْن۪ى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ى وَمَنْ مَعِىَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

Şuara 118: “Artık, benimle onların arasını ayırarak aç (aramızda hüküm ver); beni ve benimle berâber bulunan mü’minleri de kurtar!”

169. Âyet[düzenle]

رَبِّ نَجِّن۪ى وَاَهْل۪ى مِمَّا يَعْمَلُونَ

Şuara 169: “Rabbim! Beni ve âilemi, bunların yapmakta oldukları şeyden kurtar!” (dedi.)

27. Neml[düzenle]

15. Âyet[düzenle]

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ

Neml 15: (Habîbim, yâ Muhammed!) And olsun ki (biz) Dâvûd’a ve Süleymân’a bir ilim verdik de: “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun!” dediler.

19. Âyet[düzenle]

رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓى اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلٰى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ى بِرَحْمَتِكَ ف۪ى عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ

Neml 19: Bunun üzerine (Süleymân) onun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve dedi ki: “Rabbim! Beni ve ana-babamı ni‘metlendirdiğin ni‘metine şükretmemi ve râzı olacağın sâlih ameller işlememi bana ilhâm eyle ve rahmetinle beni sâlih kullarının arasına kat!”

28. Kasas[düzenle]

16. Âyet[düzenle]

رَبِّ اِنّ۪ى ظَلَمْتُ نَفْس۪ى فَاغْفِرْ ل۪ى

Kasas 16: (Mûsâ:) “Rabbim! Doğrusu ben nefsime zulmettim; artık beni bağışla!” dedi. Bunun üzerine (Allah da) onu bağışladı. Çünkü Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (çok merhamet eden) ancak O’dur.

21. Âyet[düzenle]

نَجِّن۪ى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟

Kasas 21: Bunun üzerine (Mûsâ) korkuya kapılan biri olarak (ve etrâfı) gözetleyerek oradan (şehirden) çıktı. “Rabbim! Beni bu zâlimler topluluğundan kurtar!” dedi.

24. Âyet[düzenle]

رَبِّ اِنّ۪ى لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَىَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ

Kasas 24: Bunun üzerine (Mûsâ) o ikisinin yerine (hayvanlarını) sulayıverdi; sonra gölgeye çekildi de: “Rabbim! Gerçekten ben, bana indireceğin her hayra muhtâcım!” dedi.

29. Ankebut[düzenle]

30. Âyet[düzenle]

رَبِّ انْصُرْن۪ى عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟

Ankebut 30: (Lût:) “Rabbim! Bu fesadcılar topluluğuna karşı bana yardım et!” dedi.

35. Fatır[düzenle]

34. Âyet[düzenle]

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓى اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ

Fatır 34: Sonunda (Cennete girince) derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamd olsun! Şübhesiz ki Rabbimiz, gerçekten Gafûr (çok bağışlayan)dır, Şekûr (mükâfâtımızı fazlasıyla veren)dir.”

37. Saffat[düzenle]

100. Âyet (Salih çocuk istendiğinde)[düzenle]

رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنَ الصَّالِح۪ينَ

Saffat 100: “Rabbim! Bana sâlihlerden (olacak bir çocuk) ihsân eyle!”

38. Sad[düzenle]

35. Âyet[düzenle]

رَبِّ اغْفِرْ ل۪ى وَهَبْ ل۪ى مُلْكًا

اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

Sad 35: Dedi ki: “Rabbim! Bana mağfiret buyur ve bana, benden sonra hiç kimseye nasîb olmayacak bir saltanat ihsân et! Şübhesiz ki Vehhâb (çok ihsân edici) olan ancak sensin!”

40. Mü’min[düzenle]

7.-8. Âyetler[düzenle]

رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ

رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ ۨالَّت۪ى وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ

Mü’min 7-8: Arşı taşıyan ve onun etrâfında bulunan (melek)ler, Rablerine hamd ile (O’nu) tesbîh ederler ve O’na îmân ederler ve (kendileri gibi) îmân edenler için mağfiret dilerler. (Şöyle derler:) “Rabbimiz! (Sen) her şeyi rahmet ve ilim cihetiyle kuşatmışsındır; artık tevbe edip senin yoluna uyanlara mağfiret eyle ve onları Cehennem azâbından koru!” * “Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve nesillerinden sâlih olan kimseleri, kendilerine va‘d buyurduğun Adn Cennetlerine koy! Şübhesiz ki Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!”

27. Âyet[düzenle]

اِنّ۪ى عُذْتُ بِرَبّ۪ى وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لاَ يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟

Mü’min 27: Mûsâ da: “Doğrusu ben hesab gününe inanmayan her kibirli kimseden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah)a sığınırım” dedi.

41. Fussilet[düzenle]

44. Âyet (Şifa ayeti)[düzenle]

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلاَ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَعْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ ۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لاَيُؤْمِنُونَ ف۪ٓى اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟

Fussilet 44: Ve şâyet (biz) onu yabancı (dilde) bir Kur’ân yapsaydık, elbette: “Âyetleri (anlayacağımız bir dil ile) açıklanmalı değil miydi? Arab olana yabancı (dilde kitab) olur mu?” diyeceklerdi. De ki: “O, îmân edenler için bir hidâyet ve bir şifâdır!” Îmân etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’ân), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlar (sanki) uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).

43. Zuhruf[düzenle]

13.-14. Âyetler (Bineğe binildiğinde okunması sünnettir)[düzenle]

سُبْحَانَ الَّذ۪ى سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ

وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ

Zuhruf 13-14: Tâ ki, onların sırtlarına kurulasınız; sonra üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin ni‘metini anarak: “Münezzehtir O (Allah) ki, bunu bize itâatkâr kıldı; yoksa (biz) buna güç yetirici kimseler değildik; çünkü şübhesiz biz, gerçekten Rabbimize dönecek olanlarız” diyesiniz.

79. Âyet (Temre için)[düzenle]

اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَۚ

Zuhruf 79: Yoksa (müşrikler) bir işi (peygambere tuzak kurmayı) sıkı mı tuttular (karar mı verdiler)? Doğrusu biz de (cezâlarını vermeyi) sıkı tutanlarız.

44. Duhan[düzenle]

12. Âyet[düzenle]

رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ

Duhan 12: (O zaman insanlar:) “Rabbimiz! Bizden bu azâbı aç (kaldır); (artık) şübhesiz biz inanan kimseleriz” (derler).

46. Ahkaf[düzenle]

15. Âyet (40 yaşına gelince okunur)[düzenle]

رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓى اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلٰى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ ل۪ى ف۪ى ذُرِّيَّت۪ىۚ اِنّ۪ى تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّ۪ى مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

Ahkaf 15: (Biz) insana, ana-babasına iyilik etmeyi de tavsiye ettik. Anası onu zahmetle (karnında) taşımış ve onu zahmetle doğurmuştur. Hem (ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihâyet gücü kemâle erip, (yaşı) kırk seneye vardığı zaman dedi ki: “Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin ni‘metine şükretmemi ve râzı olacağın sâlih bir amel işlememi bana ilhâm eyle ve benim için zürriyetim içinde iyi hâl(in devâmını) nasîb et! Doğrusu ben, sana tevbe ettim ve şübhesiz ben, (sana) teslîm olanlardanım.”

54. Kamer[düzenle]

10. Âyet[düzenle]

رَبَّهُٓ اَنّ۪ى مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

Kamer 10: Bunun üzerine Rabbisine: “Gerçekten ben mağlûbum (bu müşriklere karşı çâresizim); artık (bana) yardım et!” diye yalvardı.

59. Haşr[düzenle]

10. Âyet[düzenle]

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِاْلا۪يمَانِ وَلاَ تَجْعَلْ ف۪ى قُلُوبِنَا غِلاً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا رَبَّنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟

Haşr 10: Onlardan (Muhâcirlerle Ensâr’dan) sonra gelenler ise derler ki: “Rabbimiz! Bize ve îmân (ciheti) ile bizi geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret eyle! Kalblerimizde îmân edenlere karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Şübhesiz ki sen, Raûf (çok şefkat eden)sin, Rahîm (çok merhamet eden)sin!”

60. Mümtehine[düzenle]

4.-5. Âyetler[düzenle]

رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ

رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَۚا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Mümtehine 4-5: İbrâhîm’de ve onunla berâber bulunanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Hani kavimlerine şöyle demişlerdi: “Doğrusu biz, sizden ve Allah’dan başka tapmakta olduklarınızdan uzak kimseleriz! Sizi (bâtıl dîninizi) inkâr ettik; artık (siz) tek olarak Allah’a îmân edinceye kadar, sizinle bizim aramızda ebedî olarak düşmanlık ve kin başlamıştır.” * Ancak İbrâhîm’in (îmân etmemiş) babasına olan (şu) sözü müstesnâ: “(Allah’dan) senin için mutlakā mağfiret dileyeceğim; fakat senin için Allah’dan (gelecek) hiçbir şeye (bir hidâyet ve mağfirete) mâlik değilim!” (Ve onlar şöyle duâ ettiler:) “Rabbimiz! Ancak sana tevekkül ettik ve sana yöneldik; dönüş de ancak sanadır!” * “Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir imtihan (vesîlesi) kılma! (Onları bize musallat etme!) Rabbimiz! Bize mağfiret eyle! Şübhesiz ki Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen) ve Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!”

66. Tahrim[düzenle]

8. Âyet[düzenle]

رَبَّنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْلَنَۚا اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ

Tahrim 8: Ey îmân edenler! (Samîmî bir tevbe olan) Tevbe-i Nasûh ile Allah’a tevbe edin! Olur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve Allah, peygamberi ve onunla berâber îmân edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar! Onların nûru önlerinde ve sağlarında koşar (da): “Rabbimiz! Nûrumuzu bize tamamla ve bize mağfiret eyle! Şübhesiz ki sen, her şeye hakkıyla gücü yetensin!” derler.

68. Kalem[düzenle]

51.-52. Âyetler (Nazara karşı)[düzenle]

وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ

وَمَا هُوَ اِلاَّ ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ

Kalem 51-52: Doğrusu inkâr edenler Kur’ân’ı dinlediklerinde, nerede ise seni gözleriyle devireceklerdi ve (hasedlerinden): “Şübhesiz ki o, gerçekten bir mecnundur!” diyorlar. * Hâlbuki o (Kur’ân), âlemler için bir nasîhatten başka bir şey değildir.

71. Nuh[düzenle]

24. Âyet[düzenle]

وَلاَتَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلاَّ ضَلاَلاً

Nuh 24: “Böylece birçoklarını gerçekten dalâlete düşürdüler. (Rabbim!) O zâlimlere, (mü’minlere kurdukları o tuzaklarda) şaşkınlıktan başka bir şey artırma!

28. Âyet[düzenle]

رَبِّ اغْفِرْ ل۪ى وَلِوَالِدَىَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلاَ تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلاَّ تَبَارًا

Nuh 28: “Rabbim! Bana, ana-babama, evime mü’min olarak girene, (bütün) mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara mağfiret eyle! Zâlimlere de helâktan başka bir şey artırma!”

112. İhlas[düzenle]

1.-4. Âyetler[düzenle]

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ

اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ

İhlas suresi: De ki: “O Allah, Ehad’dir (birdir)!” * “Allah, Sameddir (her şey her cihetle O’na muhtaç olduğu hâlde, O hiçbir şeye muhtaç olmayandır)!” * “Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır!” * “Ve O’na hiçbir şey denk olmamıştır!”

113. Felak[düzenle]

1.-5. Âyetler[düzenle]

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ

مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ

وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِۙ

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

Felak suresi: De ki: “Felak’ın (sabahın) Rabbine sığınırım!” * “Yarattığı şeylerin şerrinden!” * “Ve karanlığı bastığı zaman, gecenin şerrinden!” * “Ve düğümlere üfleyen (büyücü)lerin şerrinden!” * “Ve hased ettiğinde, hased edenin şerrinden!”

114. Nas[düzenle]

1.-6. Âyetler[düzenle]

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ

مَلِكِ النَّاسِۙ

اِلٰهِ النَّاسِۙ

مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ

اَلَّذ۪ى يُوَسْوِسُ ف۪ى صُدُورِ النَّاسِۙ

مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

Nas suresi: De ki: “Nâs’ın (insanların) Rabbine sığınırım!” * “İnsanların Melik’ine (mutlak sâhib ve sultânına)!” * “İnsanların İlâhına!” * “O çok sinsi vesvese verenin şerrinden!” * “O ki, insanların sînelerinde vesvese verir!” * “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan!”