<?xml version="1.0"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xml:lang="tr">
	<id>https://nurpedia.org/api.php?action=feedcontributions&amp;feedformat=atom&amp;user=%C4%B0brahimigde</id>
	<title>Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi - Kullanıcı katkıları [tr]</title>
	<link rel="self" type="application/atom+xml" href="https://nurpedia.org/api.php?action=feedcontributions&amp;feedformat=atom&amp;user=%C4%B0brahimigde"/>
	<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/wiki/%C3%96zel:Katk%C4%B1lar/%C4%B0brahimigde"/>
	<updated>2026-09-18T15:25:52Z</updated>
	<subtitle>Kullanıcı katkıları</subtitle>
	<generator>MediaWiki 1.46.0</generator>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Ali_%C3%87elik&amp;diff=45587</id>
		<title>Ali Çelik</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Ali_%C3%87elik&amp;diff=45587"/>
		<updated>2024-07-23T18:54:31Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Kabri Kuleönü Köy Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Mübarekler Heyeti]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Hafız Nur Talebeleri]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Erkan-ı Sitte (Talebe)]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Buyuk_ruhlu_kucuk_ali.jpg|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;Bu madde Kuleönlü Küçük (Hafız) Ali hakkındadır. Hafız Ali isimli diğer kişiler için [[Hafız Ali (Tavzih)]], Ali isimli diğer kişiler için [[Ali (Tavzih)]]  sayfasına gidin&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Ali Çelik&#039;&#039;&#039; ya da Risale-i Nur&#039;da geçen adıyla &#039;&#039;&#039;büyük ruhlu küçük Ali&#039;&#039;&#039; ya da &#039;&#039;&#039;Küçük Hafız Ali&#039;&#039;&#039;, Üstad Bediüzzaman hazretleri Barla&#039;dayken ağabeyi Sarıbıçak Mustafa Hulusi ile beraber ona talebe olmuş ve 40 sene evinden çıkmadan Risale-i Nur&#039;ları Kur&#039;an hattıyla 17 defa yazmış bir nur talebesidir. Gece-gündüz risale yazması için hanımı tarla işlerini görerek fedakarane ona yardımcı olmuştur. Ağabeyi Mustafa Hulusi&#039;nin kaleminin de ona verildiğini Üstad beyan etmiştir.&amp;lt;ref name=&#039;a&#039;&amp;gt; Ömer Özcan. Ağabeyler Anlatıyor-1.&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; Küçük Ali, Ali Ulvi, Sarıbıçak Ali, Ali Sarıbıçak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; [[Isparta]]&#039;nın [[Atabey]] ilçesinin [[Kuleönü]] köyü, 1324 (1907)&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 13 Kasım 1974&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Kuleönü köy mezarlığı&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/qPPHMrQhPKhH9rMc9]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&amp;quot;Bana rüyamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bedîüzzaman’ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi, hemen uyandım. Peder ve validem ehl-i kalp olduğundan, rüyayı anlattım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pederim “Bu zat Barla’ya henüz yeni geldi. Bir iki sene kadar oldu. Git, müracaat et.” dedi. Ben dedim: “Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük manevî bir doktorun yanına bu yaralar ile nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?” Bana “Git!” denildi. Hitap iki oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hemen sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce bir iki dakika titredim. Sonra fesübhanallah dedim. Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczalara tahammül edemeyecekler. O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti.&amp;quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi Yedinci Mektup&#039;un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir (Barla)#Kuleönü’nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa’nın kardeşi Küçük Ali’nin fıkrasıdır|Risale-i Nur&#039;da Geçen Kendi ifadesiyle - Barla Lahikasından]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
Kuleönü’nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa’nın kardeşi &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin fıkrasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Bulunduğumuz asrın yaralılarından, manevî doktora muhtaç bir gencin fıkrasıdır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz, şefkatli, muhterem Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bulunduğumuz asır, manevî seferberlik (harp) zamanı olduğundan, vücudumdaki yaralara baktıkça, yaralar gitgide daha fazlalaşmakta iken bir gün işittim ki “Sağdan sola geçiniz.” diye ilan ediyorlar. Ve otuz iki harfin birkaç adedini gaib edip ilan edince öyle bir yara daha açıldı ki evvelki yaraları unutturdu. Nasıl ki nass-ı Kur’an’da:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
{{Arabi|اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا}}&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ashab-ı Kehf efendilerimiz beş veya sekiz delikanlı –asrımızdaki tahammül edilmeyen fenalık gibi– o asırda fenalıktan, fitneden kaçarak mağaraya iltica ettiler. Sebebi ise din-i hak üzere bulunan ehl-i imanı, zamanlarının padişahı olan Dakyanus putperestliğe davet edip kabul edenleri putlara kurban kestirip kabul etmeyenleri katliam ettiği sırada, Ashab-ı Kehf efendilerimiz mağaraya çekildiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben de asrımıza ve yaralarımıza baktıkça, bütün gün ruhum çırpınmakta iken “Acaba bu karmakarışık zamanda, benim gibi böyle manevî yaralı gençler, o mahkeme-i kübrada, Cenab-ı Vâcibü’l-vücud ve Takaddes Hazretlerinin huzurunda, Peygamberimiz Muhammed Mustafa aleyhissalâtü vesselâm Efendimizden nasıl şefaat dileyebilirler?” diyerek, bütün gün ruhum ağlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Madem Muhammed aleyhissalâtü vesselâma, binlerce maddî ve manevî yaralılar, dilsizler, nüzul olmuş, bütün kalbi kararmış, imanı yok bedevî adamlar, Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın yanına vardığında, bir saat, bir gün sohbet-i Nebevîde bulunur; sonra kavim ve kabilelerine rehber ve muallim olarak döndüler. Ve madem kıyamete kadar bâki bıraktığı Kur’an ve Kur’an’ın tayin etmiş olduğu manevî doktorlar, kıyamete kadar gelecek mü’minlere maddî ve manevî doktorluk vazifesini görecekler. Ve şimdiki hal vilayetimiz dâhilinde bulunan manevî doktora müracaat edeyim diyerek, ruhum her an gezmekte iken bîhuş olup yattım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bana rüyamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bedîüzzaman’ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi, hemen uyandım. Peder ve validem ehl-i kalp olduğundan, rüyayı anlattım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pederim “Bu zat Barla’ya henüz yeni geldi. Bir iki sene kadar oldu. Git, müracaat et.” dedi. Ben dedim: “Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük manevî bir doktorun yanına bu yaralar ile nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?” Bana “Git!” denildi. Hitap iki oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hemen sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce bir iki dakika titredim. Sonra fesübhanallah dedim. Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczalara tahammül edemeyecekler. O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Avdetten bir iki ay sonra, hemen askere gittim. Terhis oluncaya kadar; yirmi mah mukaddem bu yaralar içinde, her saat ve her dakika “El-mevtü hakkun” kaziyesini düşünüp “Acaba benim halim ne olur?” derdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Memlekete avdetimde, ağabeyim Mustafa’yı görünce ruhum biraz genişledi. Acaba bu nereden ileri geliyor, dedim. Bir iki gün sonra, mübarek ramazan-ı şerif gecesi üçüncü hitap olarak yine rüyamda, memleketimizin kenarında, Üstadım Bedîüzzaman, elinde bir asâ, çoban olup dellâllığını ilan ediyor. Ve diyor: “Ben Kur’an’ın dellâlıyım.” diye yüksek sesle bağırıyor, ilan ediyor. Ben heyecanımdan hemen uyandım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek bakınız ey kardeşlerim ve bütün mü’minler! Üstadım Hazretleri değil memleketimize, bütün üç yüz elli milyon Müslüman’a her saat, her dakika, her an bağırıyor. Benim gibi zahir kulağıyla dinlemeyiniz, kalp kulağıyla dinleyelim ki her an bağırıp çağırdığını işitelim. Madem bu elmas ve cevherler, bu sergiler asrımıza verilmiş; bütün asrımızda kazancımızı versek yine o elmasların birinin fiyatını veremeyeceğiz. Bahar mevsimi geçmeden bütün cevherlerden alalım. O cevherler ise Risale-i Nur Külliyatıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben âciz de Yirmi Dördüncü Söz’ün Dördüncü ve Beşinci Dal’ını okumaya ve yazmaya başladım. Ve yaralarımın birer birer kuruduğunu hissedince, Mektubat ve Sözler’i bütün kuvvetimle yazmaya karar verdim. Benim gibi yaralı kardeşlerime, bütün Müslümanlara, bütün kuvvetimle bağırıyorum: “Eyvah! Bu asrımızda, bu yaralar ile nasıl istirahat edebiliriz, yoksa… Bu asrın manevî doktoru ve ilaçları ise Kur’an’dan tereşşuh eden Risale-i Nur ve Mektubatü’n-Nur’dur. Onlara sıkı sarılalım.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Âciz Talebeniz &#039;&#039;&#039;Ali Ulvi&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi Yedinci Mektup&#039;un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir (Barla)#Kuleönü’nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa’nın kardeşi Küçük Ali’nin fıkrasıdır|Barla Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup&#039;un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayeti]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Merhum büyük kardeşim Mustafa, risalenin şakirdleriyle velayetin şakirdlerini ve birbirinin arasındaki dereceyi anlatmak istiyor. Bu meseleyi Risale-i Nur halletmiş. Hem tevhid-i âmî ile tevhid-i hakikiyi göstermiş. Hem gözü kapalı olarak gitmenin ve gözü açık olarak gitmenin farkını Risale-i Nur beyan etmiş. Hem âlem-i yakaza ile âlem-i menamı Risale-i Nur keşfetmiş. Hem âlem-i misal ile âlem-i şehadeti birbirinden Risale-i Nur ayırmış. Hem velayet-i kübrayı, velayet-i vustâyı, velayet-i suğrayı ve birbirinin farkını tamamıyla Risale-i Nur göstermiş. Bir sohbette, bir kademde –sahabelerin meseli gibi– zahirden hakikate geçmenin sebeplerini anlatmış. Hem tarîkat şeyhlerinin ve Eimme-i Erbaa’nın caddelerini Risale-i Nur beyan etmiş. Hem ilmelyakîn, aynelyakîn, hakkalyakîn ile elde edilen imanın farklarını Risale-i Nur göstermiş. Hem Hazret-i Ebubekir-i Sıddık (ra) ve Hazret-i Ömer (ra) ve Hazret-i Osman’ın (ra) meşrebini Risale-i Nur takip etmiş. Hem İmam-ı Ali’nin (ra) bir veled-i manevîsi olduğunu, Celcelutiye’yi tefsir ile Risale-i Nur’un kıymetini ve vazifesini Risale-i Nur göstermiş. Hem Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın Mehdi ve İsa aleyhisselâm ve Deccal ve Ye’cüc Me’cüc ve Sedd-i Zülkarneyn hakkındaki müteşabih hadîsleri Risale-i Nur tevil etmiş, esas maksadı anlatmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmam-ı Ali (ra), Şah-ı Geylanî (ra), Sekizinci, On Sekizinci, Yirmi Sekizinci Lem’alar ile ve Sekizinci Şuâ ile keramat-ı evliya hak olduğunu ve yerde iken arş-ı a’zamı müşahede ettiklerini Risale-i Nur beyan etmiş. Hem umum müçtehidler “Mütekellimînden birisi gelecek, hakaik-i imaniyeyi ve bütün mesaili vâzıh bir surette beyan edecek.” diye müjdelerini, Risale-i Nur hâdisat-ı âlem ile ispat etmiş. Hem bütün her asırda gelen mebuslar, veliler keşfiyatlarında “Birisi gelecek, şarktan bir nur zuhur edecek.” diye Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini ve Üstadımın şahs-ı manevîsini ve talebelerin şahs-ı manevîsini görüp, bütün ümmet-i Muhammed’e (asm) Risale-i Nur’un faziletini, ehemmiyetini, kıymetini ve emr-i Peygamberî ile bütün ümmet virdlerinde azab-ı kabirden ve âhir zamanda gelecek fitneden, Deccal’ın şerrinden istiaze etmelerini ve yapacağı maddî ve manevî tahribatını Risale-i Nur tamir yaptığını görmüşler. Müjdeler, beşaretler, işaretler, remizler ile haber verdiklerini Risale-i Nur; Eskişehir, Denizli, Afyon, İstanbul gibi hâdisat-ı âlem ile göstermiş.&lt;br /&gt;
Elhasıl: Asırlardan beri beklenilen ve muntazır kalınan zat, Risale-i Nur imiş. Hattâ Üstadın kendisi de bir zaman böyle bir zatın geleceğine muntazır imiş. Halbuki ne ağabeyim Mustafa’nın ve ne de benim haddim değil ki Risale-i Nur’un kıymetini ve vazifesini beyan edeyim, heyhat! Risale-i Nur, Kur’an’ın has tefsiri olduğundan Kur’an’a bağlıdır. Kur’an ise arş-ı a’zama bağlıdır. Onun için Risale-i Nur’u Kur’an medh ü sena edebilir. Birinci Şuâ’da otuz üç âyetiyle işaret etmiş.&lt;br /&gt;
Bunu yazmaktan maksadım; ağabeyim Mustafa’ya, Risale-i Nur’dan meded ve Kur’an’dan şefaat ve Üstadımdan dua istemektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebeniz &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi Yedinci Mektup&#039;un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir (Barla)#cite_ref-5|Barla Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup&#039;un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayeti, Haşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Üç cesetli bir ruhun bir fıkrasıdır. Yani Hâfız Ali, Sabri, &#039;&#039;&#039;Sarıbıçak Ali&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Otuz Birinci Mektup’un On Yedinci Lem’a’sının On Yedinci Nota’sının yedi meselesinden İkinci Meselesi iken Yirminci Lem’a olan İhlas Risalesi’ni aldım. Kuleönü’nde kardeşim Ali Efendi ile Yirmi Birinci Lem’a namıyla projektör-misal, geceleri gündüze çeviren, pek mübarek ve çok kıymettar ve gayet müessir bir risale ile Yirmi İkinci Lem’a olan On Yedinci Nota’nın Üçüncü Meselesi iken Lemaat’a karışmakla, sosyalizm ve Bolşevizm oyunlarıyla, âlem-i insaniyetin fıtrat-ı hayat-ı hakikiyesini unutturmak, ebedî zulümatı, müsavat-ı esasiye namıyla kendi şahıslarını istisna ederek, millet-i İslâmiyeyi esassızlığa attıkları gazlı bombalarıyla bir nevi geceyi getirdikleri gibi güya istila ettiği manevî toprakta, kuvve-i inbatiyeye medar olacak bir hayat dahi bırakmayarak ihrak ettikleri bir anda, şu Lem’a o âlemi tenvir ile güneşi gösterip âb-ı hayatı ile o yanık zemin üzerini yeşerttiğini gösteriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cümlemiz, hâk-i pây-i ekremîlerine yüzler sürerek mübarek dest-ü dâmen-i kerîmanelerini öperiz efendim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
{{Arabi|اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى}}&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İslâm karyesinden Ali (rh)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kuleönü’nden Ali&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat&#039;ın Üçüncü Kısmı (2) (Barla)#cite_ref-5|Barla Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup&#039;un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayeti, Haşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mustafalar, &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;, mübarek ve münevver kardeşler! Mektubunuz, Büyük Ali’nin mektubu gibi acib bir hakikati ifade eder. O hakikat, Risale-i Nur hakkında haktır. Fakat benim haddim değil ki o hududa gireyim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet {{Arabi|عُلَمَاءُ اُمَّتٖى كَاَنْبِيَاءِ بَنٖى اِسْرَائٖيلَ}} ferman etmiş. Gavs-ı A’zam Şah-ı Geylanî, İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi hem şahsen hem vazifeten büyük ve hârika zatlar bu hadîsi, kıymettar irşadatlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan hikmet-i Rabbaniye onlar gibi ferîdleri ve kudsî dâhîleri ümmetin imdadına göndermiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi ise aynı vazifeye fakat müşkülatlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı manevî hükmünde bulunan Risaletü’n-Nur’u ve sırr-ı tesanüd ile bir ferd-i ferîd manasında olan şakirdlerini bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak bir dümdarlık vazifesi var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#2. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hem Lütfü hem Abdurrahman hem Hâfız Ali hükmünde &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; sizin namınıza da Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiye’nin tefsir ve tercümesini istemiş. Benim şimdi onun ile meşgul olmaya ne vaktim var ne de halim müsaade eder. İnşâallah ileride Risaletü’n-Nur’un başka bir şakirdi o vazifeyi yapacak. Hem Yirminci Mektup ile Otuz İkinci Söz bir derece o Lem’a’yı izah ederler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#5. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hüsrev’in tevafuklu yazıları, hususan yaldızlı Mu’cizat-ı Ahmediye (asm) nüshası ve Büyük ve &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;lerin risaleleri buralarda tatlı hem çok fütuhatı var. İnşâallah o mübarek kalemlerin daha çok fütuhatı olacak ve göreceğiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#9. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; kardeşim! Senin, büyük manevî hediyen beni cidden çok şaşırttı, çok mütehayyir etti. O mükemmel yazılar, Büyük Ali’nin, yoksa &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin mi bilemedim. Benim için yeniden dünyaya bir Abdurrahman, bir Lütfü gelmiş gibi Büyük Hâfız Ali’nin sisteminde bir kahraman yardımcı ve iki mübarek ve hâlis ve kıymettar Mustafaların elinde bir elmas kılınç, buranın fethinde benim gibi bir âcizin muavenetine koşuyor gördüm. Mâşâallah, Büyük Hâfız Ali’nin nurani ve büyük fabrikası Kuleönü’nü de içine almış gibi aynı kalem, aynı tarz, aynı iktidar göstermişsin. Risale-i Nur’un tam kametine yakışacak nakışlarla murassa elbise giydirmişsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#14. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mübarek Heyeti’nin büyük bir kahramanı Büyük Ali’nin sisteminde &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin Mu’cizat-ı Kur’aniye’si, Mu’cizat-ı Ahmediye’nin tam mutabık bir bâki pırlanta tarzında mevki aldı. Erhamü’r-Râhimîn her harfine mukabil yazana on sevap ihsan eylesin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#41. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mübarekler kahramanlarından &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin mektubu da bana büyük bir ümit verdi. Merhum Abdurrahman’ın elhak tam bir halefi olan kıymettar ve mübarek büyük kardeşi olan Mustafa Hulusi’nin, Hâfız Ahmed isminde mübarek bir mahdumu, peder ve amcaları sisteminde Risale-i Nur’a hizmet etmesi, yeniden Abdurrahman dünyaya gelmesi kadar beni müferrah etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#42. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mübareklerin kahramanlarından büyük Abdurrahman’ın, &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin, Hâfız Mustafa’nın faaliyet ve gayretleri ve Hâfız Mustafa’nın bu defaki mektubundaki bazı noktaları, beni sürur yaşıyla ağlattırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Önceki Mektuplar (Kastamonu)#54. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Siz, tedbir-i maddiyeyi benden daha iyi bilirsiniz. Fakat madem Hüsrev’le Rüşdü, Risale-i Nur’da çok ehemmiyetli rükünlerdir. Hem etraflarında Risale-i Nur’un çok ehemmiyetli şakirdleri var. Ve madem Hâfız Ali, Tahirî, Hâfız Mustafa, &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; Risale-i Nur hizmetinde tam muvaffakıyetleriyle tam makbul oldukları tahakkuk etmiş. Bu iki cereyan baştaki iki göz gibi olmalı. Tam bir tesanüd lâzım ki bu ağır defineye omuzları dayanabilsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Sonraki Mektuplar (Kastamonu)#32. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu defa Hüsrev’in, Hâfız Ali’nin, Hâfız Mustafa’nın, &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin birbirine hitaben yazdıkları dört mektuplarını okudum. En derin kalbimde bir sürur, bir hiss-i şükran, bir memnuniyet hissettim. Bu çok kıymettar kardeşlerimin ne derece âlîhimmet ve yüksek ruhlu, Risale-i Nur hizmetinde ne derece fedakâr olduklarını anladım. Ve Risale-i Nur böyle kuvvetli ve hâlis ellere tevdi edildiğinden bize kat’î kanaat verdi ki Risale-i Nur mağlup olmayacak. Bu kuvvetli tesanüd, onu daima yaşattırıp parlattıracak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, kardeşlerim! Sizler, ihlas sırrını tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza, hakikaten bir hârikadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hâfız Ali’nin hakikaten müstesna bir mahviyet ve tevazuu içinde ihlası ve fena fi’l-ihvan düsturunu muhafaza etmesi ve Hüsrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlası ve mahviyeti; Hâfız Mustafa’nın hizmet-i Nuriyede büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakati ve fedakârane teslimiyeti ve hem Abdurrahman hem Lütfü hem Hâfız Ali manasını taşıyan &#039;&#039;&#039;büyük ruhlu Küçük Ali&#039;&#039;&#039;, Risale-i Nur hizmetini dünyada her şeye tercihen hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilafa karşı kuvvetli mukavemeti bulunduğunu bu dört mektubunuz bana bildirdi. Aynı sistemde, meselede alâkadar kahraman Tahirî ve kahraman Rüşdü’nün dahi aynı hakikatte ve aynı ahlâkta bulunduklarını hiç şüphe etmiyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu altı rüknün, bu muvakkat sarsıntıdan, hakiki bir tesanüdle birbirine el ele, omuz omuza, baş başa vermesi, altı yüz belki altı bin kıymet-i maneviyeyi alıyor diye Cenab-ı Hakk’a Risale-i Nur hesabına hadsiz şükür ediyoruz ve sizi de tebrik ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat&#039;tan Sonraki Mektuplar (Kastamonu)#36. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Zaten kaç sene evvel, o Alevî köyünde üç Ali’nin himmetiyle masumlar Risale-i Nur’u şevk ile yazmalarını işittim. Hattâ o zamanda, o köyü de duama dâhil etmiştim. İnşâallah yine orada imam olmak istenilen kardeşimiz Ali’nin himmetiyle ve Hâfız Ali’nin (rh) vârisi &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; gibi kardeşlerimizin gayretiyle, onların hakkındaki dualarım boş gitmeyecek; o köydeki iki kısım Sünnî, Alevî ittifak edecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#34. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâniyen: &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin büyük kardeşi mübarek Mustafa’nın Abdurrahman’dan irsiyet aldığı vazifesini, kahraman kardeşi ve mübarek mahdumu o vazifeyi tamamıyla görüyorlar. Onun vazifesi ve hizmeti devam ediyor, merak etmesin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#38. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mahkeme tarafından bana iade edilen ve daha elime geçmeden postadan müsadere edilen, Mübarekler Heyeti’nin pehlivanı &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin bir mektubunu gördüm ki her iki senede bir defa bütün Risale-i Nur’u yazmaya karar vermiş ve yapmış. Bu kahramanlığı ile benim, Risale-i Nur’un birinci şakirdi olan büyük Mustafa’da hakiki bir Abdurrahman’ı ve arkasında çok Abdurrahmanları göreceğim diye keşfiyatımı tam tasdik etmiş ve o mübarek Mustafa’nın vazifesini tam yapmış. Ve Hâfız Mustafa dahi Hâfız Ali zamanında tam bir muavini ve vefatından sonra tam bir vârisi olduğunu hapiste gösterdi. Demek, Mübarek Heyet-i Âlîsinde on sekiz sene evvel ümit ettiğim hizmet-i Nuriyeyi tam yapmışlar ve yapıyorlar. Ektikleri tohumlar, onlar çalışmasalar da onların bedeline mahsulat veriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#44. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Merhum şehit Hâfız Ali’nin (rh) kitaplarıyla beraber bana gelen, Mübareklerin pehlivanı ve Abdurrahmanların kahramanı büyük ruhlu &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin “Sikke-i Tasdik-i Gaybî” namındaki mecmuası çok güzel ve münasiptir. Fakat Lâhika’da ve bilhassa Emirdağı parçasında, Risale-i Nur’un kerametlerine alâkadar zelzele ve yağmur ve kuşlar bahisleri gibi daha münasip gördüğünüz mektuplar, o Sikke’nin âhirine girse daha güzel olur. Bu münasebetle Mübarekler Heyetinin bayramlarını tekrar tebrik ile &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’ye bin bârekellah derim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#47. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâniyen: Mübareklerin pehlivanı hem Abdurrahman hem Lütfü hem Büyük Hâfız Ali manalarını taşıyan büyük ruhlu &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; kardeşimiz bir sual soruyor. Halbuki o sualin cevabı Risale-i Nur’da yüz yerde var. “Risale-i Nur’un erkân-ı imaniye hakkında bu derece kesretli tahşidatı ne içindir? Bir âmî mü’minin imanı büyük bir velinin imanı gibidir diye eski hocalar bize ders vermişler?” diyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elcevap: Başta Âyetü’l-Kübra hem Yirmi Sekizinci Mektup’un Üçüncü Mes’ele’sinin İkinci Nokta’sında meratib-i imaniye bahislerinde ve âhire yakın müceddid-i elf-i sânî İmam-ı Rabbanî beyanı ve hükmü ki “Bütün tarîkatların müntehası ve en büyük maksatları, hakaik-i imaniyenin inkişafıdır. Ve bir mesele-i imaniyenin kat’iyetle vuzuhu, bin kerametlerden ve keşfiyatlardan daha iyidir.” ve Âyetü’l-Kübra’nın en âhirdeki ve Lâhika’dan alınan o mektubun parçası ve tamamının beyanatı cevap olduğu gibi Meyve Risalesi’nin tekrarat-ı Kur’aniye hakkında Onuncu Meselesi, tevhid ve iman rükünleri hakkında tekrarlı ve kesretli tahşidat-ı Kur’aniyenin hikmeti, aynen bitamamiha onun hakiki tefsiri olan Risale-i Nur’da cereyan etmesi de cevaptır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem iman-ı tahkikî ve taklidî ve icmalî ve tafsilî ve imanın bütün tehacümata ve vesveseler ve şüphelere karşı dayanıp sarsılmamasını beyan eden Risale-i Nur parçalarının izahatı, büyük ruhlu &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin mektubuna öyle bir cevaptır ki bize hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#51. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Medar-ı hayret bir latîf inayettir ki Büyük Mustafa’yı (rh) aynen merhum Abdurrahman gibi hem sadakatiyle hem kalemiyle hem iktidarıyla Nurlara hizmet edeceğini kalbime ihtar edilmesiyle o zamanda Abdurrahman’ın vefatını unutmaya çalıştım. Hakikaten &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;, o hatıra-i gaybiyeyi kalem cihetinde dahi tam tamına tasdik ettirdi. Kardeşinin kalemini kendisi aldı. Sarı bıçağı, elmas kılıncı yaptı. Demek o zaman, onu da mübarek Mustafa’nın ruhunda hissetmiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#33. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Merhum Büyük Ali’nin tam vârisi ve tam bir sistemi ve merhum Abdurrahman’ın tam misli ve halefi ve mübareklerin pehlivanı ve kahramanı &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin iki büyük ve pek güzel hediye-i Nuriyesini aldık. Fakat Zülfikar’ın âhirinde Hizb-i Nuriye’nin parçası yazılmamış; o parçayı da o hârika kalemiyle yazsın, bana göndersin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#56. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Asâ-yı Musa âhirlerinde –bazı nüshalarında– mübarekler pehlivanı büyük ruhlu &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; namında bir kardeşimizin sualine karşı verdiğim bir cevap var. Onu okuyunuz ki o zata bazı muterizler Risale-i Nur’un kıymetini bir derece kırmak için demişler: “Herkes Allah’ı bilir. Âdi bir adam, bir veli gibi Allah’a iman eder.” diye Nurların pek yüksek ve pek çok kıymettar ve gayet lüzumlu tahşidatını ziyade göstermek istemişler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#1. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mübarekler pehlivanı ve Nur’un büyük Abdurrahman’ı büyük ruhlu &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin Lemaat’taki muvaffakıyetine binler bârekellah ve masum mahdumu Nur Mehmed’in hâfızlığına bin mâşâallah veffekakellah deriz. Fakat Lem’alar mecmuasında Siracünnur’a ve Sikke-i Gaybiye ve Tılsımlar’a giren parçalar mükerrer olmamak için tensibinize havale ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü Kısım Mektuplar (Emirdağ-1)#38. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
İşte o Mustafa’nın küçük kardeşi olan &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039; kendi güzel, sıhhatli kalemiyle yedi yüzden ziyade Nur Risalelerini yazmakla tamamıyla bilfiil bir Abdurrahman olduğu gibi müteaddid Abdurrahmanları da yetiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:26. Lem&#039;a#cite_note-7|Lem&#039;alar, 12. Rica, Hâşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
([[Risale:Fihrist (Lem&#039;alar)#Yirmi İkinci Lem&#039;a|Lem&#039;alar, 22. Lem&#039;a&#039;nın Fihristi]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yüksek ve ciddi irşadlarınızla adım atmayı en büyük bir maksat bilen talebeleriniz, son zamanlarda şâyan-ı şükran bir vaziyete girdiler. Hulusi-i Sânî beş on arkadaşıyla; Hâfız Ali, civarındaki yirmi yirmi beş arkadaşıyla; mübarekler, otuz otuz beş refikleriyle ve bilhassa Hacı Hâfız köyünde Ahmedler ve Mehmedlerin çok hâlis gayretleriyle umumiyet itibarıyla hem hiç mübalağasız bin kalemle, belki daha fazla; en geride kalan Isparta’da ise kahraman Rüşdü’nün ve risaleleri kendine tamamen yazan Mehmed Zühdü’nün ve &#039;&#039;&#039;Küçük Ali&#039;&#039;&#039;’nin ve Osman Nuri gibi faal talebelerin gayret ve himmetleriyle otuz ile kırk arasında, hattâ bir cihette mümtaziyet kazanan Mehmed Zühdü’nün Küçük Hâfız Ali gibi hem Risaletü’n-Nur’u yazarak hem kendi evinde yüz elli kadar çocuğu serbest olarak üç aydan beri okutmasıyla ve civarında diğer köylerde bulunan on beş yirmişer arkadaşlarıyla talebeleriniz, Kur’anî hizmetlerinde gayretli bir surette çalışmaktadırlar. Mübareklerin yazdıkları gibi dört köyde dört ay zarfında elifba okumayan kırk elli adam, Risaletü’n-Nur’u mükemmel yazmaya muvaffak olmaları, hârika bir keramet-i Risaletü’n-Nur olduğuna kanaatimiz geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur şakirdlerinden&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hüsrev&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Hüsrev’in Bir Fıkrasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Ali Çelik 4.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
*[[Mustafa Çelik]]: Büyük ruhlu Küçük Ali&#039;nin ağabeyi&lt;br /&gt;
*[[Nur Mehmed Çelik]]: Büyük ruhlu Küçük Ali&#039;nin evladı&lt;br /&gt;
*[[Hacı Osman Gök]]: Büyük ruhlu Küçük Ali&#039;nin dayısı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Ke%C3%A7eci_%C5%9Eeyh_Mustafa&amp;diff=45584</id>
		<title>Keçeci Şeyh Mustafa</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Ke%C3%A7eci_%C5%9Eeyh_Mustafa&amp;diff=45584"/>
		<updated>2024-07-23T14:30:15Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Kabri Isparta Karaağaç Mahallesi Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Eskişehir Hapsi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Fotoğrafsız]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Gül Fabrikası]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;Benzer isimli bir nur talebesi için [[Mustafa Üstün|Şeyh Mustafa]] sayfasına bakın&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Keçeci Şeyh Mustafa&#039;&#039;&#039; oğlu Mehmed Zühdü ile birlikte kendi medresesinde çocuklara hem Kur&#039;an hem de Risale-i Nur dersi veren Isparta nur talebelerindendir. Bu hizmetlerinden dolayı evladıyla birlikte defalarca tevkif edilirler. Eskişehir hapsinde yatmış ve mahkemesinde 6 ay ceza almıştır.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; Keçeci Şeyh Mustafa Efendi, İmamoğlu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Isparta, 1863&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 1934&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Isparta Sermet mahallesi (yeni adıyla Karaağaç Mahallesi) mezarlığı&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/f4117EX8Wba3GZg96]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mehmed Zühdü, babası Şeyh Mustafa&#039;ya &#039;Barla&#039;ya bir hoca gelmiş, insanın kalbindekileri biliyormuş. Biz de ziyaretine gitsek&#039; dediğinde &#039;Bırak elin Kürd&#039;ünü!&#039; diye itiraz edermiş. Baba-oğul bir gün gül bahçesine çalışmaya giderler. Bir bülbül Şeyh Mustafa&#039;nın cübbesinin koluna girer, Şeyh Mustafa onu yakalayamaz. Bu olaydan sonra Şeyh Mustafa oğlu Mehmed Zühdü&#039;ye &#039;Barla&#039;daki hocayı ziyarete gidelim&#039; der. Ertesi gün Barla&#039;ya vardıklarında Üstad onları dış kapıda karşılar, hoş geldiniz dedikten sonra &#039;Kardeşim Mustafa! Daha dün sizinle beraber idik&#039; der. Ehl-i kalb olan Şeyh Mustafa&#039;da şimşekler çakar. Ani bir değişiklik olur. Üstad. &#039;Sizi Risale-i Nur talebeliğine kabul ettim&#039; der ve Risale-i Nur hizmetlerinden bahseder. &#039;Zararın neresinden dönerseniz kârdır&#039; der ve onlara bazı risaleler vererek bunları yazmalarım ister. Bundan sonra baba-oğul aşk ve şevkle Kur an ve imana hizmet yarışına girişirler. Evlerini medrese gibi kullanmaya başlarlar.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Hüsrev’in fıkrasıdır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cemaziye’l-âhir ayında vuku bulan وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ âyetinin ifade ettiği hâlâtın bir numunesini izah eden hâdisat-ı semaviye ile Kur’an’ın semasında parlayan lafza-i Celal yıldızlarının acib ve tatlı tevafuklarını ders veren o kıymettar mektubunuzu, Hâfız Ali kardeşimiz de dâhil olduğu halde Re’fet, Bekir, Lütfü, Rüşdü, &#039;&#039;&#039;Keçeci Mustafa Efendi&#039;&#039;&#039; ve ağabeyim Ali Efendi ile beraber okuduk. O gece meclisimiz pek tatlı idi. Hâdisat-ı semaviyeyi hayret ve taaccüble ve pek büyük bir sevinçle karşılayarak Mele-i A’lâ’nın bayramlarına biz de iştirak etmiştik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#6. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Başta Hüsrev, Bekir Bey, Rüşdü, Hâfız Ahmed, Sezai, &#039;&#039;&#039;Keçeci Şeyh Mustafa&#039;&#039;&#039;, Tenekeci Mehmed Efendi gibi has kardeşlerinize selâm ve dua ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşiniz Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#15 Şubat 1934|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hâfız Ahmed Efendi On Dokuzuncu Mektup’u yazacaktı, acaba başladı mı? Ona çok selâm ediyorum. Yazı hizmeti ehemmiyetlidir, kaç cihette ibadettir. Senin mübarek hanenizdeki masumlara dua ediyorum ve malûm ders arkadaşlarına çok selâm ediyorum. &#039;&#039;&#039;Keçeci Şeyh Mustafa Efendi&#039;&#039;&#039; bazı risaleleri yazıyordu. İnşâallah böyle kudsî hizmete öyle mübarek zatlar iştirak ederler. Ona da bilhassa selâm ediyorum ve duasını istiyorum. Hacı İbrahim Efendi ve Bedreddin’i, Re’fet’i tahattur ettikçe ekseriyetle onları hatırlıyorum. Onlara da bilhassa selâm ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşiniz Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#11 Temmuz 1934 Çarşamba|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Diğer bir rüyada &#039;&#039;&#039;Keçeci Mustafa Efendi&#039;&#039;&#039;’nin hafidi Bekir yine hâdise-i elîmeden bir iki gün sonra görüyor ki: Güneş kıble tarafından çıkıyor. Şuâatı içinde güneş yüzünde Risale-i Nur nâşirinin sureti temessül edip aynen güneşin kursunda görünüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Risale-i Nur’un Müsadere Hâdisesi Münasebetiyle Isparta Süleyman’ı Rüşdü’nün, Evvelki Fıkrasına Zeyl Olarak Yazdığı Bir Fıkrasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hem ezcümle &#039;&#039;&#039;Keçeci Mustafa&#039;&#039;&#039; ile oğlu Hâfız Mehmed bu zatların benimle münasebetleri yalnız yirmidokuzuncu sözü kendisine yazması ve oğlunun bu kış bir tek defa yanıma gelmesidir. Bu muhterem ihtiyarı ve bizimle alakası pek az oğlunu medar-ı taayyüşlerinin alıp fakir halleriyle beraber tayinsiz tevkifhanede süründürmek on nüfus çoluk çocuğunu perişan edecek derecede tespit edilmeyen benim mevhum suçumdan nasıl mesul olabilir. Bir an evvel bu biçarelerin bu beladan kurtarmak, çoluk ve çocuklarının içine göndermek mahkemenin adaletinden beklenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Eskişehir_Mahkemesi_(1935)_(Müdafaalar)#Elhas.C4.B1l|Lem&#039;alar, 27. Lem&#039;a]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Keçeci Şeyh Mustafa Kabir.JPG]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*[[Mehmed Zühdü Bedevi]]: Keçeci Şeyh Mustafa&#039;nın oğlu&lt;br /&gt;
*[[Bekir (Keçeci Mustafa)]]: Keçeci Şeyh Mustafa&#039;nın hafidi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Nuri_Benli&amp;diff=45583</id>
		<title>Nuri Benli</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Nuri_Benli&amp;diff=45583"/>
		<updated>2024-07-23T14:28:21Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Engelli Kişiler]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Isparta Yenice Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Gül Fabrikası]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Denizli Hapsi]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Nuri Benli.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Nuri Benli&#039;&#039;&#039; Isparta nur talebelerinden olup Risale-i Nur vasıtasıyla iman ve Kur&#039;an hizmetlerinde bulunmuştur. Çanakkale gazisi olup bir kolu çolaktı. Isparta&#039;nın ilk oteli onundu ve Üstad Isparta&#039;ya ikinci gelişinde Fıtnat hanıma ait evde kalmaya başlayıncaya kadar bu otelde Üstadı misafir etti. Bir odasını dershane olarak döşemişti. Otelin altındaki bakkal dükkanında Risale-i Nur&#039;ların teksirle çoğaltıldığı dönemde ihtiyaç olan mumlu kağıt ve teksir kağıdı tedarik eder, maddi yardımda da bulunurdu.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; Çolak Nuri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Isparta, 1889&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 1963&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Isparta Yenice mahalle mezarlığı&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/VuEujZMg4v4EqH8q7]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat o hilaf-ı me’mul birden bu hâdiseden ruhuma gelen heyecan ve manevî darbe ve Nur hizmetine ehemmiyetli zarar gelmek düşünmesiyle, hiç ömrümde görmediğim bir sıkıntı ve âsabımda manevî yaralar açıldı. İhtiyarsız teessürat beni çok eziyordu. Birden Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn, kemal-i merhametinden o teessürat-ı manevî yaralarıma tam bir merhem olarak çok fedakâr &#039;&#039;&#039;Nuri Benli&#039;&#039;&#039;’yi ve Kastamonu kahramanı Sadık Bey’i ve İnebolu kahramanlarından İsmail’i tam bir merhem ve ilaç olarak ikinci gün gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#51. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Risale-i Nur tesmiyesinin dokuz sebepleri içinde yalnız birisine ilişmişler. &amp;quot;Nur isimli, has şakirtlerinden göremiyoruz&amp;quot; demişler. Haşiyede cevap verildiği gibi, şimdi de &#039;&#039;&#039;Nuri Benli&#039;&#039;&#039; ve Küreli Saatçi Nuri, Nur hizmetinde mümtazdırlar. Demek tenkit edemiyorlar, cüz’î bahanelere mecbur oluyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Şualar, 14. Şua)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Nuri Benli Kabir.JPG]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Mehmed_Ali_Babacan&amp;diff=45582</id>
		<title>Mehmed Ali Babacan</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Mehmed_Ali_Babacan&amp;diff=45582"/>
		<updated>2024-07-23T14:27:08Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Kabri Isparta Yenice Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Gül Fabrikası]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mehmed Ali Babacan.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mehmed Ali Babacan&#039;&#039;&#039; ya da &#039;&#039;&#039;Terzi Mehmed&#039;&#039;&#039; Ispartalı nur talebelerindendir. 1951 yılında Üstad hazretlerini Eskişehir Yıldız otelinden Isparta&#039;ya getirmiş, 1952&#039;de İstanbul&#039;a giderken yine Üstada eşlik etmiştir. Esas mesleği terzilik idi. Üstadın naaşının Urfa&#039;dan nakli sırasında 99 gün tutuklu kalmıştır.&amp;lt;ref name=&#039;a&#039;&amp;gt;Isparta Kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; Asım&#039;ın Varisi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Isparta, 1901&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 1991&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Isparta Yenice mezarlığı&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/RsQJJu7oRMACHJ4v5]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstad hazretlerini ilk defa 1934 senesinde Isparta hapishanesinin penceresinde görmüştü. Hapishanenin penceresinden kendisine selâm vermişti.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;http://www.sorularlarisale.com/makale/1937/babacan_mehmed_ali.html&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Babacan Mehmed Ali&#039;&#039;&#039;’nin fıkrasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-ı Vâcibü’l-vücud ve Takaddes Hazretlerinin, Cibril-i Emin vasıtasıyla, âhir zaman nebisi Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz’e gönderilen ve bugüne kadar muhafaza edilen Kur’an-ı Hakîm’i hakikatiyle ve hak sözler ile Hakk’ın yaratmış olduğu kullarına tercümanlık eden ve Hakk’ın rızası için gece ve gündüz dua eden, hakiki saidden bir muhabbetname aldım ki o da Üstadım Efendimin mektubudur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ciddi ve samimi dostumuz ve kardeşimiz bulunan Âsım Bey’e vardığımda müjdeledi. Beş dakika kadar görüştüm. Ve göndermiş olduğunuz emanetleri alırken öyle sevindik ki bülbülün gül dalında seher vaktinde aşkından ağzından çıkarmış olduğu nağmeler gibi işittik. Onun için birbirimizle ne konuştuğumuzu bilemedik. Bildiğim şu kadar ki: Yalnız ayrılırken çok şükür Cenab-ı Allah’a, böyle envar-ı Kur’aniyeyi neşreden bir Üstadımız varken hiçbir vakit saadetimizden mahrum kalmayız diye bildik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Babacan&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(1)_(Barla)#Babacan Mehmed Ali’nin fıkrasıdır|Barla Lahikası]]&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
(&#039;&#039;&#039;Babacan Mehmed Ali&#039;&#039;&#039;’nin fıkrasıdır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ey benim ruh-u canım Üstadım Hazretleri!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Size karşı hakkıyla talebelik vazifesini îfa edemiyorum ve Risale-i Nur’a tam hizmet edemiyorum. Çünkü Risale-i Nur’la tezahür eden kuvvet ve kudret, zekâvet, esrar ve envarı düşündükçe, tefekkür ettikçe kendimden geçip bîhuş kalıyorum. Öyle yüksek yerlere çıkamıyorum. İnşâallah Cenab-ı Hakk’ın izniyle, kullarına bahşetmiş olduğu en kıymettar cevahirden bin kat ziyade kıymetli bulunan Kur’an-ı Hakîm’in sırlarını izhar eden risalelerden gücüm yettiği kadar istifadeye çalışacağım. Gündüz derd-i maişetle vakit bulamadığımdan gecenin bir kısmını o Nurlarla ışıklandıracağım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O Nurları yazdıkça kalemim ve kalbim gayet şirin ve ruhanî bir sevinç hissediyorum. Cenab-ı Hakk’a nasıl hamd ve şükredeceğimi bilemiyorum. Bazen o Risale-i Nur’un envarına karşı ihtiyarım elimden gidiyor. Gafletli geçmiş zamanımı düşündükçe mahzun ve mükedder bulunuyorum. Bu Nurları bulduktan sonra istikbalimi gördükçe kahkaha ile gülüyorum, ferah oluyorum ve müferrah oluyorum. On beş senedir böyle bir hizmeti arzu ediyordum. Dünyanın çok safahat-ı hayatını ve zevkiyatını gördüm. Bu ebede karşı arzuyu tatmin ve işbâ etmiyordular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte tam o arzuyu tatmin ve temin edecek gıdayı Risale-i Nur’da buldum, elhamdülillah. Şimdiye kadar nefsim dünyanın zahirî zevklerine kapılmış ve beni diğer bir âlemin zindanlarına kadar sevk etmeyi kurmuş ve bir derece muvaffak olmuştu ve bana binmişti. Şimdi وَ هُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ olan Cenab-ı Mevla ve Takaddes Hazretlerine hadsiz hamd ve şükrediyorum ki Said isminde bir zatın vasıtasıyla esrar-ı Kur’aniyeyi benim imdadıma yetiştirdi. Nefs-i emmarenin o beliyyesinden kurtuldum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On beş senedir hakikate giden yolu aramak için çok kapılar çaldım. Çoklarında dünyaya ait ziynetleri gördüğümden geri çekildim fakat lillahi’l-hamd tam bir kapı buldum. Cenab-ı Hak beni o kapıya tam hizmetkâr yapıp sebat versin. Bu zulmetli asırda hakaik-i imaniyenin envarını neşreden Risale-i Nur, ne derece parlak olduğu ve herkese menfaatli bulunduğu inkâr edilmez. İnkâr edilse bilmemezlikten ve anlamamazlıktandır. “Anlayana sivrisinek saz gelir, anlamayana davul zurna az gelir.” Cenab-ı Hak gözlerimizin perdelerini kaldırsın, hakaiki hakkıyla bize göstersin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Babacan Mehmed Ali&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(1)_(Barla)#34. Parça|Barla Lahikası]]&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Başta Bedreddin, kayınpederin Hacı İbrahim ve âhiret hemşirem olarak ihvanınızın bayramını tebrik ve selâm ve dua ediyorum. &#039;&#039;&#039;Babacan&#039;&#039;&#039; orada ise ona çok selâm ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşiniz Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#24. Parça|Barla Lahikası]]&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Nur’un makinistleri, Medresetü’z-Zehranın faal, muktedir şakirdlerinden &#039;&#039;&#039;Terzi Mehmed&#039;&#039;&#039;, Halil İbrahim, masumların küçük kahramanlarından Talat ve arkadaşları hem bizleri hem bütün Nur şakirdlerini memnun ettikleri gibi inşâallah ileride bu memlekete, bu hizmet-i Nuriye ile çok büyük fayda ve netice verecekler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Risale:Kastamonu_ve_Emirdağ%27da_Yazılan_Mektuplar_(Barla)#6. Parça|Barla Lahikası]]&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Nakkaş Mehmed ve &#039;&#039;&#039;Âsım’ın vârisi Babacan&#039;&#039;&#039; hem hayatta hem Risale-i Nur hizmetinde bulunmaları beni mesrur eyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#37. Parça|Kastamonu Lahikası]]&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kalemlerini, ümmiliğime yardım veren Medrese-i Nuriye’nin üstadı Hacı Hâfız ve mahdumu ve iki kardeş Mustafa ve Salih ve iki kardeş Ahmed ve Süleyman ve beş kardeş beraber talebe olup üçü bize yardım etmeleri ve &#039;&#039;&#039;Babacan&#039;&#039;&#039; da Âsım’ın ruhunu şâd edip o sistemde yardımımıza koşması ve Zekâi de Lütfü’nün ruhunu mesrur edip eski Zekâi gibi vazifesine sarılması ve Marangoz Ahmed ve Kâtip Osman ve Mehmed Zühdü ve Nuri ve Tenekeci Mehmed gibi eski kıymettar hizmetleriyle Isparta’yı nurlandıran diğerleri gibi Kastamonu’nun tenvirine de koşmaları ve şimdi tanıdığım Mustafa ve Mustafa ve Mustafa ve Eyyüb, kalemleriyle eski dost gibi ümmiliğime yardım etmeleri elbette şüphesiz فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ müjdesini tam tasdik ederler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#39. Parça|Kastamonu Lahikası]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mehmed Ali Babacan kabir.JPG]]&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Burhan_%C3%87ak%C4%B1n&amp;diff=45581</id>
		<title>Burhan Çakın</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Burhan_%C3%87ak%C4%B1n&amp;diff=45581"/>
		<updated>2024-07-23T14:24:56Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Kabri Isparta Yenice Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Gül Fabrikası]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Burhan Çakın.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Burhan Çakın&#039;&#039;&#039; Isparta nur talebelerinden olup Süleyman Rüşdü&#039;nün kardeşidir. Mesleği berberliktir. Afyon hapsinde hapis yatanlar arasındadır. Ümmi olmakla beraber Risale-i Nurların saklanması ve taşınması gibi hizmetlerde bulunmuş ve bu gibi hizmetlerinden dolayı Bediüzzaman hazretleri tarafından kahraman olarak anılmıştır. Özellikle kardeşi Süleyman Rüşdü hapisteyken ailesinin ve evlatlarının ihtiyaçlarıyla ilgilenmiştir. Siyasilerin 1930&#039;ta onu Serbest Fırka&#039;ya davet etme isteklerine karşılık onlara &amp;quot;Nur Talebelerinin siyasetle alakalarının olmadığını&amp;quot; bildirir.&amp;lt;ref name=&#039;a&#039;&amp;gt;http://www.sorularlarisale.com/makale/1994/burhan_berber_cakin.html&amp;lt;/ref&amp;gt;&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 1898&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 1950&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Isparta Yenice mezarlığı&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/F55JFiLVPsehCMYTA]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evvela: Re’fet, Edhem ve Çalışkanlar ve &#039;&#039;&#039;Burhan&#039;&#039;&#039; gibi Nur nâşirlerini tahliye etmeleri gösteriyor ki Nurların intişarı yasak değil ve mahkeme ilişemiyor. Hem cemiyetçilik bulunmadığına bir karar alâmetidir. Hem meselemizi uzatmada, Nurlara nazar-ı dikkati geniş bir dairede celbetmesinden, onları okumasına bir umumî davet ve resmî bir ilanat hükmünde işiten müştakların okumak heveslerini tahrik ettiğinden, sıkıntımızdan, zarardan yüz derece ziyade bize ve ehl-i imana menfaatlere vesiledir. Zaten bu zamanda, en geniş daire-i zeminde, en dehşetli ve küllî bir hücumda tecavüz eden dalalet ordularına karşı böyle kudsî bir ders, bu suretle atom bombası gibi inşâallah tesirini göstermeye bir işarettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:14._Şuâ#63. Parça|Şualar, 14. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kâtip Osman’ın mektubunda, kahraman Rüşdü’nün bahadır biraderi &#039;&#039;&#039;Burhan&#039;&#039;&#039;’ın, risalelerin kurtulmasına çok hizmet ettiğini yazıyor. Zaten o cesur kardeşimizin eskiden de bu çeşit hizmetleri vardı. Hem ona hem Risale-i Nur’un kurtulmasına çalışanlara ve medhali bulunanlara, hattâ mahkeme reisine ve insaflı azalarına hem dua hem teşekkür ediyoruz. Münasip görülse mahkeme reisine hususi teşekkürümüzü beyan edersiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#93. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Ve bilhassa Isparta’da kahraman Rüşdü’nün kahraman kardeşi &#039;&#039;&#039;Burhan&#039;&#039;&#039; bizi çok minnettar ettiğini ve az bir işle bize ve Risale-i Nur’a pek çok iş gördüğünü söyleyiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#38. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Râbian: Rüşdü’nün çok defadır hususi selâm eden kahraman biraderi &#039;&#039;&#039;Burhan&#039;&#039;&#039; –eskiden beri– ümmiliğiyle beraber, Nurlara lüzumlu zamanlarda ehemmiyetli hizmetleri için onu da haslar sırasında her gün ismiyle kazançlarımızda hissedar ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#22. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık, bahtiyar kardeşim Süleyman Rüşdü!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seni ve kardeşin kahraman &#039;&#039;&#039;Burhan’ı&#039;&#039;&#039; ve senin iki mübarek, masum evladını ve senin hane halkını, Risale-i Nur namına ve umum şakirdler hesabına, ruh u canımızla sizi tebrik ediyoruz. Böyle kudsî ve daimî sevap kazandıracak uhrevî bir hizmete muvaffakıyetinizi, Isparta ve bu memleket istikbalde alkışlayacaktır. Size çok hayırlı duaları kazandıracak. İnşâallah, Zülfikar gibi daha çok emsaline muvaffak olursunuz. Bu acib şerait içinde bu fevkalâde muvaffakıyet hem Zülfikar’ın hem sadakatinizin bir kerametidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok mübarek olan senin rüyan ki emr-i İlahî ile Kur’an’ı Hazret-i Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâma vermek, Hazret-i Cebrail’in vazifesinin bir cilvesidir. İşarettir ki bu hizmetiniz hem rıza-yı İlahiyeye hem rıza-yı Peygamberîye (asm) muvafıktır. Mu’cizat-ı Kur’aniye’yi, Mu’cizat-ı Ahmediye vasıtasıyla ümmet-i Muhammediyeye (asm) tebliğ etmek manasıyla senin rüyan tabir edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nasıl bir küçücük cam parçasında güneşin bir timsali, ziyasıyla o elindeki camı tutanla münasebettar olur; bir nevi muhabere eder. Öyle de hususi bir tecelli ile rüyalarda –selef-i salihînde bu çeşit rüyalar görülmüş– makbuliyet ve rıza alâmetidir. Hazret-i Peygamber’in (asm) yanında gördüğün adam da Nur ve Risale-i Nur şakirdlerinin şahs-ı manevîsidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#5. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kahraman &#039;&#039;&#039;Burhan’ın&#039;&#039;&#039; Serbest Fırkasının reisine verdiği cevap güzeldir. Evet Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatleriyle bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşâallah bir sebep çıkar (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Demokrat çıktı, bir derece kırdı.&amp;lt;/ref&amp;gt;) o istibdadı kıracak, masum ve mazlum Nurcuları kurtaracak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır. Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tabi ve dâhil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinad olur. Fakat siyaset hesabına değil belki Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bazı kardeşler, Nurlar namına değil belki kendi şahısları namına girebilir. Hususan mübarek Isparta’nın şimdiye kadar Nurlar medresesi olması ve muarızların dahi ona çok ilişmemesi noktasında, dâhilde tarafgirane vaziyet almamak, muterizlerin nedametine ve hakikate dönmelerine bir vesile olabilir. Siz daha iyi bilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#29. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bizi ve Risale-i Nur’u çok minnettar eden kahraman &#039;&#039;&#039;Burhan’ın&#039;&#039;&#039; mektubunda yazılan hastaya Cenab-ı Hak şifa versin ve kardeşimiz Zekâi’nin vefat eden validesine çok rahmet eylesin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#15. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
İnebolu kahramanlarından Berber Ali Osman’ın masum mahdumunun güzel yazısıyla gönderdiği mektuba baktım, birden hatırıma geldi: Üç mühim Nur merkezinde üç berber tam birbirine benzer bir tarzda Nur’a büyük hizmetleri hem her birisi çocuklarıyla Nur’a çalışmaları, beni mesrur eyledi. &#039;&#039;&#039;Berber Burhan&#039;&#039;&#039;, Berber Hıfzı, Berber Ali Osman; Nur’un birer kıymetli kahramanlarıdır. Allah onları çoluk ve çocuklarıyla dünyada ve âhirette mesud etsin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#54. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâlisen: Risale-i Nur’un kerameti olarak yangına dair yazılan bir parça, bir haftadan beri size göndermek için bekliyordu. Çünkü ziyade evhamlarından postahanelere çok dikkat ettiklerinden posta ile göndermedik. Sizin de mahkemece hakiki vaziyetinizi merak ediyoruz. Kardeşimiz &#039;&#039;&#039;Burhan’ın&#039;&#039;&#039; bir küçük musibeti varmış diye yazıyor. Ne imiş, merak ettik. Cenab-ı Hak def’etsin. Hem Re’fet Bey hem Abdullah Çavuş’un mektuplarından çok memnun oldum. Onlara hususan selâm ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#63. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâlisen: Merhum &#039;&#039;&#039;Burhan&#039;&#039;&#039;, Nur’un ümmi ve gizli kahramanı idi. Hem onun akrabasını hem Isparta’yı hem Medresetü’z-Zehra şakirdlerini taziye ediyorum. Beş altı gün evvel haber almıştım. Şimdiye kadar beş altı gün zarfında belki bin defa ona dua etmişim. Çünkü altı günde virdimde dört yüze yakın اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ dediğimde onu da niyet ediyorum. Bütün okuduklarımı &#039;&#039;&#039;Burhan’a&#039;&#039;&#039; hediye ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#42. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Burhan Çakın Kabir.JPG]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*[[Süleyman Rüşdü Çakın]]: Burhan Çakın&#039;ın küçük kardeşi&lt;br /&gt;
*[[Meliha]]: Burhan Çakın&#039;ın kardeşinin kızı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=S%C3%BCleyman_R%C3%BC%C5%9Fd%C3%BC_%C3%87ak%C4%B1n&amp;diff=45580</id>
		<title>Süleyman Rüşdü Çakın</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=S%C3%BCleyman_R%C3%BC%C5%9Fd%C3%BC_%C3%87ak%C4%B1n&amp;diff=45580"/>
		<updated>2024-07-23T14:23:39Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Isparta Yenice Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Varis]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Denizli Hapsi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Erkan-ı Sitte (Talebe)]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Eskişehir Hapsi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Gül Fabrikası]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Süleyman Rüşdü Çakın.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü Çakın&#039;&#039;&#039; Isparta&#039;da Risale-i Nur ile imana-Kur&#039;an&#039;a hizmet etmiş, Üstad hazretlerinin vasiyetnamesinde ismi varisleri arasında geçen ve 1934&#039;te Eskişehir, 1943&#039;te Denizli ve 1958 Ankara hapislerinde bulunmuş bir nur talebesidir. 1. Cihan harbine ve İstiklal savaşına katılmıştır. Ticaretle iştigal etmiştir.&amp;lt;ref name=&#039;a&#039;&amp;gt;Isparta Kahramanları, Yazar: Himmet KOÇOĞLU&amp;lt;/ref&amp;gt;&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;http://www.sorularlarisale.com/makale/10609/suleyman_rustu_cakin.html&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; Rüşdü, Yıldırım Süleyman Rüşdü, Rüşdü Efendi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Isparta, 1899&amp;lt;ref name=&#039;a&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Isparta, 1974&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;http://www.sorularlarisale.com/makale/10609/suleyman_rustu_cakin.html&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Isparta Yenice mezarlığı&amp;lt;ref&amp;gt;Isparta Kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/F55JFiLVPsehCMYTA]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O vâsi meydanlık, âlem-i İslâmiyet’tir. Meydanlığın nihayetindeki mescid, Isparta vilayetidir. Etrafı bulanık çamurlu su, hal ve zamanın sefahet ve atalet ve bid’atlar bataklığıdır. Sen selâmetle, bulaşmadan, süratle mescide eriştiğin; herkesten evvel envar-ı Kur’aniyeye sahip çıkıp kalbini bozmadan sağlam kaldığına işarettir. Mesciddeki küçük cemaat ise Hakkı, Hulusi, Sabri, Süleyman, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Bekir, Mustafa, Ali, Zühdü, Lütfü, Hüsrev, Re’fet gibi Sözler’in hameleleridir. Ufak kürsü ise Barla gibi küçük bir köydür. Yüksek ses ise Sözler’deki kuvvet ve sürat-i intişarlarına işarettir. Birinci safta sana tahsis edilen makam ise Abdurrahman’dan sana münhal kalan yerdir. O cemaat; telsiz âletlerin âhizeleri hükmünde, bütün dünyaya ders işittirmek istemek işareti ve hakikati ise inşâallah tamamıyla sonra çıkacak. Şimdi efradı birer küçük çekirdek iseler de ileride tevfik-i İlahî ile birer şecere-i âliye hükmüne geçerler ve birer telsiz telgrafın merkezi olurlar. Sarıklı küçük genç bir zat ise Hulusi’ye omuz omuza verecek belki geçecek birisi, nâşirler ve talebeler içine girmeye namzettir. Bazılarını zannederim fakat kat’î hükmedemem. O genç, kuvve-i velayetle meydana atılacak bir zattır. Sair noktaları sen benim bedelime tabir et.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:28._Mektup#Yedincisi|Mektubat, 28. Mektup, 1. Mesele, 7. Nükte]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim Hoca Sabri, Hâfız Ali, Mesud, Mustafalar, Hüsrev, Re’fet, Bekir Bey, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Lütfüler, Hâfız Ahmed, Şeyh Mustafa vesaire…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sizlere meraklı ve medar-ı sual olmuş dört küçük meseleyi malûmat kabîlinden muhtasar bir surette beyan etmekliğe kalbimde bir hatıra hissettim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:16._Lem%27a|Lem&#039;alar, 16. Lem&#039;a]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hem çok âlimlerin (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;İran’ın âdil padişahlarından Nuşirevan-ı Âdil’in veziri, akılca meşhur âlim olan Büzürücumhur’dan (Büzürg-Mihr) sormuşlar: “Neden ulema, ümera kapısında görünüyor da ümera ulema kapısında görünmüyor. Halbuki ilim, emaretin fevkindedir?”&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cevaben demiş ki: “Ulemanın ilminden, ümeranın cehlindendir.” Yani ümera, cehlinden ilmin kıymetini bilmiyorlar ki ulemanın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulema ise marifetlerinden mallarının kıymetini dahi bildikleri için ümera kapısında arıyorlar. İşte Büzürücumhur, ulemanın arasında fakr ve zilletlerine sebep olan zekâvetlerinin neticesi bulunan hırslarını zarif bir surette tevil ederek nazikane cevap vermiştir.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hüsrev&amp;lt;/ref&amp;gt;) ve ediblerin (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Bunu teyid eden bir hâdise: Fransa’da ediblere, iyi dilencilik yaptıkları için dilencilik vesikası veriliyor.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;&amp;lt;/ref&amp;gt;) zekâvetlerinin verdiği bir hırs sebebiyle fakr-ı hale düşmeleri ve çok aptal ve iktidarsızların fıtrî, kanaatkârane vaziyetleri ile zenginleşmeleri kat’î bir surette ispat eder ki: Rızk-ı helâl, acz ve iftikara göre gelir; iktidar ve ihtiyar ile değil. Belki o rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile makûsen mütenasiptir. Çünkü çocukların iktidar ve ihtiyarı geldikçe rızkı azalır, uzaklaşır, sakîlleşir. اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لَا يَفْنٰى hadîsinin sırrıyla kanaat, bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise bir maden-i hasaret ve sefalettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:19._Lem%27a#cite_ref-4|Lem&#039;alar, 19. Lem&#039;a, 7. Nükte, Haşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Yazıda usanan ve ibadet ayları olan şuhur-u selâsede sair evradı, beş cihetle ibadet sayılan (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Bu kıymetli mektupta Üstadımızın işaret ettiği beş nevi ibadetin kendilerinden izahını talep ettik. Aldığımız izah aşağıya yazılmıştır.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1 – En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2 – Üstadına neşr-i hakikat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3 – Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4 – Kalemle ilmi tahsil etmektir.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5 – Bazen bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî olan ibadeti yapmaktır.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hüsrev, Re’fet&amp;lt;/ref&amp;gt;) Risale-i Nur yazısına tercih eden kardeşlerime iki hadîs-i şerifin bir nüktesini söyleyeceğim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:21._Lem%27a#cite_ref-3|Lem&#039;alar, 21. Lem&#039;a, Bir kısım kardeşlerime hususi bir mektuptur, Haşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu manevî reçete, bütün yazdıklarımızın fevkinde bir süratle (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Bu risale, dört buçuk saat zarfında telif edilmiştir.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Evet Re’fet, Evet Hüsrev, Evet Said&amp;lt;/ref&amp;gt;) telif edildiği gibi hem umuma muhalif olarak tashihata ve dikkate vakit bulmayarak telifi gibi gayet süratle ancak bir defa nazardan geçirildi. Demek, müsvedde-i evvel hükmünde müşevveş kalmıştır. Kalbe fıtrî bir surette gelen hatıratı, sanatla ve dikkatle bozmamak için yeniden tetkikata lüzum görmedik. Okuyan zatlar, hususan hastalar bazı nâhoş ibarelerden veyahut ağır kelimelerden ve ifadelerden sıkılıp gücenmesinler, bana da dua etsinler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:25._Lem%27a#cite_ref-1|Lem&#039;alar, 25. Lem&#039;a, Haşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
evafukat-ı latîfedendir ki Re’fet Bey’in birinci tesvidden gayet süratle yazdığı nüsha ile beraber, Hüsrev’in yazdığı diğer bir nüshada, ihtiyarsız hiç düşünmeden satır başlarında gelen elifleri saydık; aynen bu وَهُوَ لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ cümlesine tevafuk ediyor. (Hâşiye[5]) Hem bu risalenin müellifinin Said ismine, bir tek fark ile yine tevafuk ediyor. (Hâşiye[6]) Yalnız risalenin unvanına ait yazıdaki bir elif hesaba dâhil edilmemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cây-ı hayrettir ki &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’nün yazdığı nüsha, hiç elif hatıra gelmeden ve düşünmeden, yüz on dört elif, yüz on dört şifa-yı kudsiyeyi tazammun eden yüz on dört suver-i Kur’aniyenin adedine tevafukla beraber وَهُوَ لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ şeddeli lâm bir sayılmak cihetiyle yüz on dört harfine tam tamına tevafuk ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:25._Lem%27a#Yirmi Beşinci Deva|Lem&#039;alar, 25. Lem&#039;a, 25. Deva]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
([[Risale:Fihrist_(Lem%27alar)|Lem&#039;alar, 1.-16. ve 24. Lem&#039;aların fihristi]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu sürur içinde mektubunuzu ve Sekizinci Remzi okudum. Okurken her bir cümlenin nihayetinde “Var ol, mesud ol, bahtiyar ol Üstadım!” nidaları kalbime tercümanlık eden lisanımdan ihtiyarsız dökülüyordu. İlk defa Bekir Ağa ile bir defa &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi kardeşimle, bir defa da Re’fet Bey kardeşimle okudum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi_Yedinci_Mektup%27un_Üçüncü_Zeyli_(Barla)#24. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; fıkrasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pek kıymettar ve pek muhterem Üstadım Efendim Hazretleri!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nurlarıyla kara kalbimi nurlandırmış olduğunuz Mektubatınızdan, i’caz-ı Kur’anîden İhlas-ı Şerif, Muavvizeteyn, Fatiha-i Şerif surelerinin tevafukat-ı hurufiye sırlarını gösterir Yirmi Dokuzuncu Mektup’un Sekizinci Remz’ini din kardeşlerimle birlikte okuduk. Çok şükür, bin şükür elhamdülillah. Cenab-ı Vâcibü’l-vücud ve Takaddes Hazretlerinin kelâmı olan Kur’an-ı Azîm-i Hakîm’in sırlarına hayret ve bütün kalbimle ve lisanımla ‌اَللّٰهُمَّ نَوِّرْ قُلُوبَنَا بِنُورِ الْاٖيمَانِ وَ الْقُرْاٰنِ‌ dedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstadım, yeni tevafukatlı Kur’an-ı Azîmüşşan’ın baş tarafına, bu Remzin ilâvesi hak ve hakikati ilan maksadına muvafık olsa da okudukça doymak ve usanmak bilinmeyen ve her okudukça dünya lezzetinden bin kat fazla lezzet veren ve kararmış kalpleri nurlandıran ve bize bizim lisanımızla hallerimizi teşrih ve tarîk-ı hakkı gösteren risale-i pür-nurlarınızda da beraber ayrıca bulunması ve Kur’an-ı Hakîm’in başına mümkün olursa hem Arapçasının ve hem de Türkçesinin konulması muvafık olacağı zannındayım, Efendim Hazretleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi_Yedinci_Mektup%27un_Üçüncü_Zeyli_(Barla)#Rüşdü’nün fıkrasıdır|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sevgili Üstadım! Her bir risale aramızda pek büyük bir sevinçle karşılandığı ve hayretle okunduğu ve lâyık olduğu şekilde hürmet gördüğü için her nasılsa vaki olan hatam hakkındaki mektubunuzu aldığım vakit, kıymettar Üstadım bu hali bize ihtar etmeseydiniz, biz hiçbir vakit böyle şeyle meşgul olmayacaktık ve “Yanlış var.” diyenlere karşı da hak dava edeceğimizde hiç tereddüt etmeyecektik. Sure-i Kevser’in ve Sekizinci Remzin tevafukat-ı hurufiyeleri üzerinde birer birer tetkikatta bulunmuş ve hiçbirinde noksan bulamamıştık. Esasen bu tetkikatımız, noksan aramak gayesiyle değil belki tevsi-i malûmat ve bir de manevî gıdamızı almak için vuku buluyordu. Bu akşam fakirhanede Re’fet, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi kardeşlerimle oturmuş bu hususta tekrar konuşmuştuk. Hepimiz diyorduk: Üstadımız bize söylemekte, hiçbir şeyden çekinmediğini biliyoruz. İşte bu hal bize kâfidir. Şimdiye kadar da böyle bir şey vuku bulmuş değildir. Bu hususta en büyük şahit; bu risaleler, ilmi kendilerine isnad eden zatların ellerinde gezdiği halde, onları da tasdike mecbur etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi_Yedinci_Mektup%27un_Üçüncü_Kısmı_ve_Üçüncü_Zeylin_Nihayetidir_(Barla)#3. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kardeşim Hüsrev, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Size üstad ve talebeler ve ders arkadaşları içinde fayda verecek bir fikrimi beyan edeceğim. Şöyle ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sizler –haddimin fevkinde– bir cihette talebemsiniz ve bir cihette ders arkadaşlarımsınız ve bir cihette muîn ve müşavirlerimsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatadır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla insaf odur ki: Bir seyyie, bir hata görünse de sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hakaike dair mesailde külliyatları ve bazen de tafsilatları sünuhat-ı ilhamiye nevinden olduğundan hemen umumiyetle şüphesizdir, kat’îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telakkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir. Çünkü hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat münasebat-ı tevafukiyeye dair işaretler, mutlak ve mücmel ve küllî surette sünuhat-ı ilhamiyedir. Tafsilat ve teferruatta bazen perişan zihnim karışır, noksan kalır, hata eder. Bu teferruatta hatam, asla ve mutlaka zarar îras etmez. Zaten kalemim olmadığından ve kâtip her vakit bulunmadığından tabiratım pek mücmel ve nota hükmünde kalır, fehmi işkâl eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım! Benim hatamı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hattâ başıma vursanız Allah razı olsun diyeceğim. Hakk’ın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs-i emmarenin enaniyeti hesabına, Hakk’ın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilirsiniz ki şu zamanda şu vazife-i imaniye çok mühimdir. Benim gibi zayıf, fikri çok cihetlerle inkısam etmiş bir bîçareye yüklenmemeli, elden geldiği kadar yardım etmeli. Evet, mücmel ve mutlak hakaika biz, zahirî vesile olup çıkıyor. Tanzim ve tasfiye, tasvir ise kıymettar, muktedir ders arkadaşlarıma aittir. Bazen onlara vekaleten tafsilata, tanzimata girişiyorum, noksan kalıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi_Yedinci_Mektup%27un_Üçüncü_Kısmı_ve_Üçüncü_Zeylin_Nihayetidir_(Barla)#18. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Re’fet Bey ve Hüsrev gibi Risale-i Nur şakirdlerinin Risale-i Nur bereketine işaret eden, buldukları latîf bir tevafuktur&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur’un Isparta’ya ne derece rahmet olduğuna delâlet eden bir tevafuk-u acibe:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur’un mazhar olduğu inayatın külliyetinden mühim bir ferdi de şudur ki: Isparta vilayeti sekiz seneden beri Risale-i Nur’un müellifini sinesinde saklamıştı ve Barla gibi şirin bir nahiyesinde –Cenab-ı Hakk’ın lütf u keremiyle– muhafaza etmişti. Bu müddet zarfında yavaş yavaş intişar eden Risale-i Nur’dan Isparta’da binler adam imanlarını takviye ettiler. Bilhassa gençler pek çok istifade ve istifaza ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstadımızın Isparta’da çok talebesi bulunduğundan ruhen yağmurun gelmesini istiyordu. Aynı günde öyle bir yağmur geldi ki elli seneden beri Isparta böyle bir hâdiseyi görmemiş. O yağmur yüzde doksan dokuz menfaat vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki o tevafuk tesadüfî değil; bu rahmet, Isparta’ya rahmet olan Risale-i Nur’a bakıyor. Lillahi’l-hamd. Bu kerem-i İlahî neticesi olarak Üstadımız diyor ki “Isparta bana Barla’yı unutturdu. Unutamayacağım bir şey varsa o da –her yerde olduğu gibi– Barla’da bulunan ciddi dost ve talebelerimdir.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebesi Mustafa, Talebesi Lütfü, Hizmetkârı &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hizmetkârı Hüsrev, Daimî Hizmetkârı Bekir Bey, Daimî Hizmetkârı Re’fet&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi_Yedinci_Mektup%27un_Üçüncü_Kısmı_ve_Üçüncü_Zeylin_Nihayetidir_(Barla)#Re’fet Bey ve Hüsrev gibi Risale-i Nur şakirdlerinin Risale-i Nur bereketine işaret eden, buldukları latîf bir tevafuktur|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Garib ve latîf bir tevafuktur ki Isparta’da cumartesi gecesinde başıma gelen gayet sıkıntılı bir hâdiseyi sekiz sene kemal-i sadakatle, hiç gücendirmeden bana hizmet eden Sıddık Süleyman aynı zamanda, benim gibi aynı sıkıntı çektiğinden ve sebebini de bilmediğinden Isparta’ya pazardan evvel geldi. Sıkıntısının manevî sebebini de anladı. Süleyman’ın ne kadar selim bir kalbi bulunduğu malûmdur. Hem aynı gecede, has talebelerin içinde letafet-i kalbiyle mümtaz Küçük Lütfü, bu fıkrada mezkûr rüyayı ve sıkıntıyı görüp aynı sıkıntıma iştirak ve az bir tabir ile aynı vaziyetimi müşahede ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elhasıl: Süleyman’ın selim kalbi, Lütfü’nün latîf ruhu imdadıma koşmak istemişler. Demek ki Risale-i Nur’un şakirdlerinin ruhları birbiriyle alâkadardır. Cesetleri müteaddiddir, ruhları müttehid hükmündedir. هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖى&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039; namındaki kardeşimiz, bu hâdise gecesinden evvel –sabahleyin– bana ve Bekir Bey’e dedi ki: “Ben bu gece bir rüya gördüm. Bu rüyada siz Üstadımı valinin makamında vali olarak gördüm. Etrafınızda hükûmet adamları bulunuyordu. Elinizde bulunan küçük bir kâğıda not yapmışsınız, nutuk söyleyecekmişsiniz. Sonra bir daha gördüm ki: Üstadım siz, Bekir Bey ve Hüsrev bir faytona binmişsiniz, hükûmetten eve geliyordunuz.” dedi. O sabahın akşamı, hükûmet dairesinde aynı hal vuku bulmuş, faytonda aynı adamlar bulunup selâmetle eve dönülmüştür. İsticvab makamında söylenen sözler tam yerinde olduğu için nutuk suretinde ona görünmüş. Hem Hâfız Ali –aynı gecede– bana olan hücumu ve sû-i kasdı kendine karşı görmüş. Sabahleyin başındaki kasketinin siperliğini dikmiş tâ hücumdan kurtulsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elhasıl: Risale-i Nur’un şakirdlerinin şahs-ı manevîsi kerametkârane bir hassasiyet gösteriyor ki Hâfız Ali ulvi sadakatiyle, birinci Süleyman selim kalbiyle, ikinci Süleyman Rüşdü müstakim aklıyla, Küçük Lütfü latîf nuruyla üstadlarının imdadına manen koşmuşlar, sıkıntısına iştirak ile tahfifine çalışmışlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Said&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Yirmi_Yedinci_Mektup%27un_Üçüncü_Kısmı_ve_Üçüncü_Zeylin_Nihayetidir_(Barla)#cite_ref-8|Barla Lahikası, Haşiye]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
(&#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi’nin fıkrasıdır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ey aziz Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar azîm ihsanınız, beni sevgili Üstadımızın nezdinde talebelerin en sonuncusu olmak şerefini kazandırdığını tahattur ettirdikçe, Cenab-ı Vâcibü’l-vücud Hazretlerine gece ve gündüz dua ediyorum. Ve bazı vakitlerde başım secdede olduğu halde, mütemadiyen ağlıyorum. Günahımın azameti, cürmümün hadsizliği, beni titretirken sevgili Üstadımın duası, Cenab-ı Hakk’ın rahmeti, beni teselli ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her gönderdiğiniz risaleyi kemal-i iştiyakla okuyorum. Kıymetli kardeşlerimle belki her gün bir yerdeyim. İstifadem pek çok. Siz Üstadımın manevî feyizlerini her vakit risalelerden alıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet aziz Üstadım, hissiyatımı yazabilsem her hafta mektuplarımla mukabele edecektim ve size mektup yazmak da benim için en büyük meserrettir. Affınıza istinad ederek zahiren sükûtla ve manen dergâh-ı Hudâ’ya el açtığım vakitlerde, size âciz &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; talebeniz, aczini takdim ettikçe sevgili Üstadımdan bi’l-mukabele gördüğüm lütuflar karşısında, gözyaşlarımla cevaplar i’ta eyliyorum, efendim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebeniz &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(1)_(Barla)#10. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Evet, ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenab-ı Hak beni bu memleketin evladına hizmetkâr etmiş ki dokuz sene mütemadiyen bu memleketteki milletin ondan dokuz kısmının saadetine kendi dilleriyle hizmet ettiğim, bu havalideki insanlara malûmdur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem ben bu memlekette Hulusi, Sabri, Hâfız Ali, Hüsrev, Re’fet, Âsım, Mustafa Çavuş, Süleyman, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Mustafa, Zekâi, Abdullah gibi yirmi otuz Müslüman Türk gençlerini âdeta yirmi otuz bin millettaşlarıma tercih ettiğimi ve onları o otuz bin adam yerine kabul ettiğimi, bu dokuz senedeki Türkçe âsâr ile ve hizmet ile göstermişim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(1)_(Barla)#30. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i Kur’aniyede fedakâr arkadaşlarım Sabri, Hâfız Ali, Hüsrev, Re’fet, Bekir, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendiler!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşlerim, bu ramazan-ı şerifte size âlem-i nurdan bahisler açmak arzuları var idi. Maalesef bir hâdise, zulmet âleminden bahsetmeye beni mecbur ediyor. Bu yeni hâdise için etraftaki dostlar lisan-ı kāl ve hal ile meraklı, endişeli bir tarzda benden istizah istiyorlar. Onları ve sizleri meraktan kurtarmak için o hâdiseyi iki kısım olarak bir parça beyan edeceğim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#2. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim, hizmet-i Kur’aniyede çalışkan arkadaşlarım Sabri, Hüsrev, Hâfız Ali, Re’fet, Bekir, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Size cemaziye’l-âhir ayında vuku bulan bir hâdise-i semaviye münasebetiyle bir mesele beyan edeceğim. Şöyle ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#Yıldız Mektubu|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
(Hüsrev’in fıkrasıdır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cemaziye’l-âhir ayında vuku bulan وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ âyetinin ifade ettiği hâlâtın bir numunesini izah eden hâdisat-ı semaviye ile Kur’an’ın semasında parlayan lafza-i Celal yıldızlarının acib ve tatlı tevafuklarını ders veren o kıymettar mektubunuzu, Hâfız Ali kardeşimiz de dâhil olduğu halde Re’fet, Bekir, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Keçeci Mustafa Efendi ve ağabeyim Ali Efendi ile beraber okuduk. O gece meclisimiz pek tatlı idi. Hâdisat-ı semaviyeyi hayret ve taaccüble ve pek büyük bir sevinçle karşılayarak Mele-i A’lâ’nın bayramlarına biz de iştirak etmiştik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#6. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Evet iki sene evvel, bütün ramazanda üç ekmek, bir okka pirinç ona ve dört kedisine kâfi geldiği gibi; bir sene evvel üç francala, bir ramazan yine kâfi gelmişti. Bu ramazan-ı şerifte otuz günde, yarım okka yoğurtla, yarım okkadan daha az pirinç ve dört kuruşluk bir francala yediğini (yalnız bir iki kupa çay içmek ve iftar zamanında bir çay kaşığı bal yemek müstesna) başka bir şey yemediğini bizzat müşahede ettik (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Üstadımız has hizmetçilerinden başka, hiç kimseyi ihtiyarıyla kabul etmez. Hattâ daimî hizmetinde bulunan iki üçümüzün beraber bulunduğunu istemez. Şimdiye kadar hizmet edenlerden maadasını, beş on günde bir defa bile kabul etmez, geri gönderir. Eski zamanını düşünüp, şimdi dahi siyasetle ve ahval-i âlemle münasebettar olduğunu tevehhüm edenlerin, asılsız vehimlerini kat’î reddedecek şu halidir ki on üç sene evvel, günde belki dokuz gazete okurken, dokuz senedir biz şehadet ediyoruz ki bir tek gazeteyi bile ne okudu ve ne de okutturdu, ne istedi ve ne de arzu ettirdi.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Münavebe ile yanında bulunan &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Münavebe ile yanında bulunan Hüsrev, Münavebe ile yanında bulunan Re’fet, Sekiz senelik bir arkadaşı Bekir, Barla’da daimî hizmetkârı Mustafa Çavuş, Sekiz senelik hizmetinde bulunan bir arkadaşı Barlalı Süleyman&amp;lt;/ref&amp;gt;).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem daimî hizmetinde olan bir arkadaşı &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi, üç okkası beş kuruşa satılan ufak balıklardan güzelce kızartılmış üç tane getirmişti. Bunları Üstadımıza yedirmek için ısrar etti. Hem &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi’nin hatırını kırmamak hem de balıkları sevdiği için yedi. O balık yüzünden beş saat mütemadiyen sancı çekti. Bu sancı başladıktan üç saat sonra, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi’ye dedi ki: Hüsrev’deki paramdan balığın fiyatını al, sancı devam ediyor, dediği halde balıkların fiyatını almadığı için iki saat daha devam ediyor. En nihayet dedi ki: “Aman parayı al, beni bu sancının verdiği ızdıraptan kurtar.” &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi balığın fiyatını aldığı dakikada, sancı birden bire kesildi. Biz Üstadımızın halinden, vaziyetinden, bu acib hali aynen gördük. İşte Üstadımız hakkında, ne ile yaşıyor diyenler, hatalarını tashih etsinler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bekir, Re’fet, Hüsrev, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#Ehl-i dünyanın Üstadımız hakkındaki asılsız üç vehimleri münasebetiyle, bir kardeşimizin ettiği sualine karşı cevaptır|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, ciddi, sıddık kardeşlerim, hizmet-i Kur’aniyede samimi ve kuvvetli arkadaşlarım Sabri, Hüsrev, Ali, Re’fet, Bekir, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki sizleri hudutsuz bir sahra-yı hakikatte bana enis arkadaş ve yoldaş vermiş. Bu acib sahradaki hareket ve sülûk, bazen pek ince ehemmiyetsiz görünen bir şeyde mühim istifadeler edilir. Onun için zahir nazarda malayani zannedilen bazı meselelerde, fazla takip ediyorum ve ziyade nazar-ı dikkatinizi celbediyorum. Ezcümle; Onuncu Söz’deki elif tevafukatı, mühim bir mesele gibi nazar-ı dikkatinize gösteriyorum. Bunun sırrı şudur ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#11. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Orada Şeyh Mustafa, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; gibi kardeşlerime çok selâm ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#16. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Senin rüyan ise çok mübarektir. Tabiri pek zahirdir. Isparta bir camidir. Hüsrev, Re’fet, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; gibi zatların samimi mütesanid heyetin şahs-ı manevîsi sana Said suretinde gösterilmiş. Risaleler ile verdiğiniz ders ise vaaz u nasihat suretinde gösterilmiş. Sen namazı kılmadığınızdan geç kalıp acele ederek derse yetişmek tabiri; Sözler’in neşri haricinde bazı vezaif-i diniye hem bir parça tembellik, sizi birincilik hakkın olan birinci derste ikinci derecede kaldığınıza işaret edip seni ikaz ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#17. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hacı İbrahim Efendi’ye bilhassa selâm ediyorum. Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hâfız Ahmed, Sezai Efendilere selâm ediyoruz. Âhiret hemşireme de dua ediyorum. Senin bu defaki mektubun bir parçası Mektubat içine dercedildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#19. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Başta Hüsrev, Bekir Bey, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hâfız Ahmed, Sezai, Keçeci Şeyh Mustafa, Tenekeci Mehmed Efendi gibi has kardeşlerinize selâm ve dua ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#15 Şubat 1934|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Başta Hüsrev, Bekir Bey, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Lütfü, Hâfız Ahmed, Sezai, üç Hoca, üç Mehmed, hanenizdeki üç masum ve kayınpederin olarak oradaki kardeşlerimize selâm ve dua ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#9 Mayıs 1934 Çarşamba|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Her ne ise… Şimdi çok konuşmaya vaktim yoktur. Hattâ fihristenin en kolay, en mühim, en âhir parçasını dahi yazamıyorum. Senin ders arkadaşların bilhassa Hüsrev, Bekir, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Lütfü, Şeyh Mustafa, Hâfız Ahmed, Sezai, Mehmedler, Hocalara selâm ve mübarek hanende mübarek masumlara dua ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#20 Haziran 1934 Çarşamba|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Başta (Gavs-ı A’zam’ın tabiriyle Bekir Bey) bizim tabirimizle Bekir Ağa, Ahmed Hüsrev, Lütfü, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hâfız Ahmed, kayınpederin Hacı İbrahim Bey ve Sezai Bey olarak umum kardeşlerinize selâm, dua ediyorum. Ve mübarek ve bahtiyar Bedreddin’in başından öperim. O, Kur’an’ı okudukça bana dua etsin. Öyle masumun duası inşâallah hakkımızda makbuldür. Onun validesi olan âhiret hemşireme ayrıca dua ediyorum. Bedreddin gibi bir evlat sahibesi olduğundan tebrike şâyandır. Bedreddin’in okuduğu her bir harf-i Kur’an’ın, on sevaptan tut tâ bine kadar uhrevî meyveleri vardır. Hem validesinin defter-i a’maline hem hoca ve üstadının defter-i a’maline dahi o sevaplar kaydolunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#28. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; gönderdiği otuz liradan yirmi yedisini posta ile size gönderdim. Siz ona gönderirsiniz. Ona da öyle yazdım. Benim ihtiyacım olmadığından ve kaideme muhalif olduğundan kabul edemedim. Yalnız onun hayırlı niyeti için ehemmiyetli hayırlara sarf edilmek suretiyle, onun hesabına otuzdan üç banknot aldım. Sizlere ve sizinle alâkadar olanlara pek çok selâm ve dua ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşiniz Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#30. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Latîf ve manidar bir tevafuktur ki Hüsrev senin için Yirmi Dokuzuncu Söz’ü yazıyordu. Yazdığı vakitte Hüsrev vasıtasıyla çok mübarek ramazan hediyesi aynı anda gelmesiyle beraber, aynı gecede ben senin hanen tarafına ve hanene geldiğimi rüyada gördüğüm gibi; iki gece evvel, elhak ikinci bir Hüsrev ve ikinci bir Süleyman olan &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;, aynen sizi görmüş. Bundan anladık ki bizler bir menzil içindeki adamlar hükmündeyiz. Maddeten uzaklık tesiri yok ve birbirimize karşı münasebet-i âdiye dahi kaydedilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Mektubat%27ın_Üçüncü_Kısmı_(2)_(Barla)#31. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
İstanbul’da Mehmed Feyzi, Eski Said’in risalelerini ararken aynı günde kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, bir dükkânda mevcudunu toplamış, almış idi. Küçük Hüsrev müteessir olarak başka yerde aramış, İşaratü’l-İ’caz’ı bulmuş. Tahminen demiş ki: Bana sebkat eden, herhalde benden ilerideki Ispartalı kardeşlerimdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Kastamonu_ve_Emirdağ%27da_Yazılan_Mektuplar_(Barla)#1. Parça|Barla Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu defa, elmas kalemli Mübarekler tarafından bir sual var. Şimdilik cevap elimde değil. Eğer elime verilse size gelir. Her gün hatırımda bulunan &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Re’fet, Süleyman, B M ve H K ve Abdullah ve sair isimlerini beyan etmediğim kıymettar kardeşlerim ile hususi konuşmadığımdan gücenmesinler çünkü hizmetinizin azameti ve ehemmiyeti ve muarızların kuvveti ve şeytaneti nisbetinde ihtiyata ve dikkate mecburuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#1. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; ve Re’fet’in sıhhatleri ve kemal-i sadakat ve sebatları, hazîn endişelerimi izale etti. Isparta talebeleri hatırları için ben Isparta’yı kendi karyem Nurs ile beraber duamda dâhil ediyorum. Hattâ emvatına, Nurs emvatı gibi dua ediyorum. Hakiki vatanım ve memleketim nazarıyla o vilayete bakıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#3. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hüsrev kardeş! Kasem ederim benim elimden gelseydi, yalnız bu defa altın yaldızla yazdığın Mu’cizat-ı Ahmediye’ye mukabil her bir sahifesine, yalnız maddî bir ücret olarak birer altın hediye edecektim. Hakikaten ebedî bir gül fabrikasına kâtip tayin edildiğinize kanaatim kat’iyet kesbetti. Rabb-i Rahîm’e hadsiz hamd ü sena olsun. Tasavvurumda Hüsrev, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; bir tek isim gibi olmuş. İkinizi, Risale-i Nur’a ait her şeyde beraber biliyorum ve buluyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#26. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gavs-ı A’zam’ın فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ teminkârane fıkrası, şimdiye kadar Risale-i Nur’un şakirdleri hakkında tamamen mutabık çıktı. İnşâallah Hüsrev, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Re’fet gibi kardeşlerimizin, bilhassa Hüsrev gibi çok metin bir rüknün müfarakatı sureten elîm ve zararlı göründüğü halde, gayet hayırlı bir suret almasını rahmet-i İlahiyeden ümitvarız. Hattâ hapsimiz musibeti, gerçi zahiri bir azap idi fakat hakikat noktasında hizmetimiz hakkında büyük bir inayet ve rahmete çevrildi. Lillahi’l-hamd sizlerin gayretinizle o havalide çok Hüsrevler var, meydana çıkmaya başlamışlar. Belki çok zamandan beri mütemadiyen çalışmaktan Hüsrev’e bir istirahat verildi ve kıymettar kalemi yerinde mübarek lisanı ve hâlisane ahvali yine kudsî hizmetini idame etmesini inayet-i İlahiyeden ümitvarız. Nasıl ki Feyzi ve Salahaddin’in askerliği de öyle mübarek oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşlerim! Bu hâdise münasebetiyle Risale-i Nur’un tam mutabık çıkan bir ihbar-ı gaybîsini beyan ediyorum:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hüsrev ve Hulusi ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; ve Re’fet gibi Risale-i Nur’un çok şakirdleri, meslek-i askeriye ve bu ikinci Harb-i Umumiye’ye münasebettar bir surette girmelerini ve ikinci bir Harb-i Umumî olacağını ve iştirakimizi yani talebelerin iştirakini altı yedi sene evvel haber vermiş. Çünkü Yirmi Sekizinci Lem’a olan İkinci Keramet-i Aleviye’nin İkinci Emare’de فَيَا حَامِلَ الْاِسْمِ bahsinde فَقَاتِلْ وَلَا تَخْشَ beraber olsa bin dokuz yüz kırk küsur oluyor. Allahu a’lem, o tarihte bir harb-i umumîye iştirakimizi yani eski müttefikle değil belki taraftarane onun hasmıyla iştirake işaret ediyor diye haber vermiş. İşte şimdi aynı tarihtir ki Risale-i Nur’un erkân-ı mühimmesi iştirak ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#47. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kâtip Osman’ın hakikatli rüyası elhak büyük bir hakikate işaret veriyor, çok mübarek ve müjdelidir. &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; rüyasında, Peygamberimizin (asm) emriyle Hazret-i Sıddık (ra) minberde Yirmi Dokuzuncu Söz’ü hutbesinde göstermesi gibi; o gökten inen huriye de lâhikayı hutbe olarak okuması, Risale-i Nur’un makbuliyetine güzel bir işarettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#49. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Mübareklerin kahramanlarından büyük Abdurrahman’ın, Küçük Ali’nin, Hâfız Mustafa’nın faaliyet ve gayretleri ve Hâfız Mustafa’nın bu defaki mektubundaki bazı noktaları, beni sürur yaşıyla ağlattırdı. Yalnız bu kadar var ki bir zarf içinde gönderilen yirmi beş banknot bulundu, kimin tarafından olduğunu bilemedik. Bilirsiniz ki bütün ömrümde kimseden hediyeleri kabul edemiyorum. Hattâ &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; bu defaki hediyesini reddedip hatırını kırdım, geri çevirdim. Cenab-ı Hak, beni muhtaç bırakmıyor. İnsanlara da muhtaç etmiyor. Beni merak etmeyiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Mübarekler Heyeti’nde öyle bir şahs-ı manevî hissediyorum ki kaidemi ona karşı muhafaza edemiyorum. O şahs-ı manevîyi kızdırmamak ve rencide etmemek için yalnız o paradan borç olarak beş lirayı bu bayram umûr-u hayriyesine sarf etmek için kabul ettim. Yirmisini Sabri vasıtasıyla ve namıyla geri gönderip iade ediyorum, gücenmeyiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#54. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hüsrev, Re’fet, &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; vaziyetlerini de merak ediyorum. Ve bilhassa Hüsrev ne haldedir? Ve Nur Fabrikasının sahibi Hâfız Ali rahat mıdır?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#55. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Halil İbrahim’in mektubu, belki her mektubu hem onun hem İnce Mehmed’in namına kabul ediyorum. İkisine, Hüsrev’le &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; gibi bir ruh iki ceset nazarıyla bakıyorum. Cenab-ı Hak onları muvaffak etsin ve emsalini oralarda çoğaltsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#75. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Üçüncüsü: Risale-i Nur’un eski ve ehemmiyetli ve çalışkan bir şakirdi olan Kâtip Osman’ın sadık ve hikmetli rüyası ve mutabık tabiri onları müferrah ettiği gibi bizleri de mesrur eyledi. Ve o mektubuyla, merak ettiğim şeyleri ve Hüsrev ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hâfız Ali, Zühdü Bedevî, Nuri ve Nur Fabrikası sahibi, Tahirler, mübarekler heyeti, medrese-i nuriye ve ümmi ihtiyarlar ve masum çocuklar, umumlarının selâmlarını yazıyor. Biz de onlara birer birer selâm ediyoruz. Muvaffakıyetlerine ve selâmetlerine dua ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#77. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu dakikada Hüsrev, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Re’fet, Isparta’nın Hâfız Ali’si askerlikten ne vakit geleceklerini merak ediyorum. Hususan Hüsrev’in kalemi, ne vakit Risale-i Nur’un fatihane intişarına kavuşacak diye bilmek istiyorum. Onlara da selâmımı tebliğ ediniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#87. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kâtip Osman’ın mektubunda, kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; bahadır biraderi Burhan’ın, risalelerin kurtulmasına çok hizmet ettiğini yazıyor. Zaten o cesur kardeşimizin eskiden de bu çeşit hizmetleri vardı. Hem ona hem Risale-i Nur’un kurtulmasına çalışanlara ve medhali bulunanlara, hattâ mahkeme reisine ve insaflı azalarına hem dua hem teşekkür ediyoruz. Münasip görülse mahkeme reisine hususi teşekkürümüzü beyan edersiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#93. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâniyen: Hâfız Ali’nin mektubunda, kahraman &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’nün gelmesini tebşir ediyor. Biz de ona “Binler safalarla geldin!” deyip ve üç cihetle onu ve masumlarını tebrik ediyoruz. Ve Hasan Âtıf’ın, Demirci Mehmed namını verdiği Bedevî kardeşimize yazdığı uzun mektubu buradaki kardeşlerimize ihlas noktasında ehemmiyetli tesiri var. İhlas Risalesi’nin sırrını ve düsturlarını yerleştirmeye çalışması, bizi çok mesrur eyledi. Cenab-ı Hak onun gibi hâlis kardeşleri çoğaltsın. Ve Âtıf’ın o mektubunda Medrese-i Nuriye’deki kahramanlardan kıymettar bir iki yüksek ihtiyarın Risale-i Nur’a parlak irtibatları bizi sürur yaşıyla ağlattırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#96. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi benim tarafımdan Şükrü Efendi’ye, Çocuk Taziyenamesi olan On Yedinci Mektup’u, benim yerimde okusun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#9. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem Kâtip Osman’ın hem mübareklerden İbrahim’in hem Nur fabrika sahibinin hem Hulusi-i Sâni’nin mektupları bir iki günde geldiler. Merak ile mahzun kalbimizi müferrah eylediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kâtip Osman’ın mektubunda, hususi selâmlarını gönderdiği zatların, hususan kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Zühdü Bedevî ve Nuri kardeşlerimize hâssaten ve umuma selâm ve selâmetlerine dua. Ve Hüsrev’in yakında gelmesinin tebşiri, onun hakkındaki merakımızı izale etti. Mâşâallah Kâtip Osman da Hüsrev gibi mûcib-i merak noktaları yazıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun mektubunu getiren Halıcı İbrahim demiş ki: “Sıddık &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039; buraya gelmek ihtimali var.” O kahraman kardeşim yakînen bilsin ki ben, ondan ziyade ona müştakım. Fakat o her gün, has dairesinin birinci safında manen yanımızda bulunuyor, manevî kazançlarımıza da hissedar oluyor. Bizim mesleğimizde sohbet-i suriye ehemmiyeti azdır. Hem bu dehşetli ameliyat-ı dâhiliye hengâmında ve yol masrafı çok ziyade olduğundan, gelmek münasip olmuyor. Ve vehham ehl-i dünya, burada ziyade bize dikkat ediyorlar. Hattâ bu bayramda kapımı ziyaretçilere kapadık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hâfız Ali’nin mektubunda &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; bir teşebbüsü var ki gençlere ait dört beş parça ders ki Hâfız Mustafa’ya vermiştim ki tabetsin. Cenab-ı Hakk’a şükür, sizin kesretli kalemleriniz matbaaya ihtiyaç bırakmıyor. Eğer kolayca, ucuzca mümkün olsa eski veya yeni hurufla yaparsınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#17. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kardeşlerim! Bu defa Hilmi Bey ile gelen Re’fet ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; mektupları bizi çok sevindirdi. Zaten Hüsrev, Re’fet, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Risale-i Nur’a intisapta eskiden beri beraber bulunmalarından ben, birisini tahattur etsem üçü birden hatıra geliyor. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür ki bu dehşetli fırtınalar onları ve sizleri sarsmadı. Mâşâallah Re’fet şimdi de eski sadakatini ve tam alâkasını tamamıyla muhafaza ettiğini anladık. Bir iki senedir ondan hiçbir mektup ve hizmet-i Kur’aniyedeki vaziyetinden bir haber alamamıştım, merak ediyordum. Bu defa mektubunda “Ne vakit bir araya gelsek Sözler’den birini açıp okuyoruz, tatlı tatlı istifade edip üstadımızla görüşüyoruz.” demesi, bizi sürur ile şükre sevk etti. Sadakatte namdar &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; mektubunda merak ettiğim noktaları beyan etmesi ve hizmet-i Nuriye tevakkuf etmemesi ve sizlere sıkıntı olmaması, bizi çok mesrur eyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#18. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu defa Hâfız Ali’nin mektubunda büyük bir beşaret hissettik ki Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ımızı tabedilecek esbab var, maniler yok. Madem mübarek Hüsrev geldi; en birinci hak, bu meselede onundur. Ve madem iki Ali ile Tahirî, Hâfız Mustafa, hârika tesanüdleriyle ve şimdiye kadar bütün Risale-i Nur talebelerini sevindiren ve ehl-i imanı memnun ve minnettar eden meydandaki hizmetleriyle ve kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; lâyetezelzel sadakatiyle, Hüsrev’le beraber bu büyük ve ağır ve kıymettar hizmet-i Kur’aniyeye kemal-i tesanüdle çalışmak lâzımdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sakın, dikkat ediniz! İhtilaf-ı meşrebinizden ve zayıf damarlarınızdan ve derd-i maişet zaruretinizden ehl-i dalalet istifade edip birbirinizi tenkit ettirmeye meydan vermeyiniz. Meşveret-i şer’iye ile reylerinizi teşettütten muhafaza ediniz. İhlas Risalesi’nin düsturlarını her vakit göz önünüzde bulundurunuz. Yoksa az bir ihtilaf, bu vakitte Risale-i Nur’a büyük bir zarar verebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hattâ sizden saklamam, işte şimdi Feyzi de Emin de biliyorlar ki mabeyninizde gayet ehemmiyetsiz bir tenkit, bize burada zarar veriyor gibi size, hiç bilmediğim halde, bu noktaya dair iki mektup yazdım ve ruhen çok endişe ediyordum. “Acaba yeni bir taarruz mu var?” diye muzdarip idim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem o zarardandır ki mübarek Hüsrev’in gelmesiyle yeni bir şevk ve süratle bize Hizb-i Nurî’nin arkasına ilhak edilen münâcat parçası on beş gün tehire uğradı. On beş gün evvel bize geleceğini tahmin ediyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan kusursuz olmaz ve rakipsiz de olmaz. Risale-i Nur’un kahraman şakirdleri her müşkülata galebe ettikleri gibi inşâallah bu ehemmiyetli ve dehşetli mevsimde yine galebe ederler. Safvet ve ihlaslarını bozmayacaklar ve hizmetlerine fütur getirmeyecekler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siz, tedbir-i maddiyeyi benden daha iyi bilirsiniz. Fakat madem Hüsrev’le &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Risale-i Nur’da çok ehemmiyetli rükünlerdir. Hem etraflarında Risale-i Nur’un çok ehemmiyetli şakirdleri var. Ve madem Hâfız Ali, Tahirî, Hâfız Mustafa, Küçük Ali Risale-i Nur hizmetinde tam muvaffakıyetleriyle tam makbul oldukları tahakkuk etmiş. Bu iki cereyan baştaki iki göz gibi olmalı. Tam bir tesanüd lâzım ki bu ağır defineye omuzları dayanabilsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ederiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#32. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hüsrev’in uzun ve tesirli ve kıymettar mektubu ve hâşiyesinde kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; küçücük mektubu ve pek çok alâkadar olduğum ehemmiyetli kardeşlerimizin kalemleriyle bize yardımları ve Risale-i Nur’la iştigali her şeye tercih etmeleri ve Hüsrev’in de mütemadiyen geleliden beri çalışması ispat ediyor ki Isparta tamamıyla Risale-i Nur’a sahip olmuş ve bir Said yerinde, bin Said’i bulmuş. Cenab-ı Hakk’a nihayetsiz şükür, sena ve hamdolsun. Mu’cizeli Kur’an’ımızın matbaa ve teclid masrafı otuz bin liraya çıkması cihetiyle, bu azîm mesele şimdilik tehir etmesine mecburiyet var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Re’fet Bey’in bizi hayrete düşüren hayretli ve garib mektubunun baştaki kısmı, Lâhika’ya medar-ı ibret olarak yazıyoruz. Ve bilhassa “Ene ve Zerre” namındaki Otuzuncu Söz’ü her mü’minin ezber etmesi zarurîdir demesi ve o eserin kıraatından sonra Barla’da Abdurrahîm namını kazanan ve “yâ Rahîm yâ Rahîm” zikrini bize işittiren mübarek kedinin bir kardeşi olarak diğer mübarek bir kedi, ezan-ı Muhammedîyi (asm) müştakane, insan gibi dinlemesi, bize de sizin kadar hayret ve sürur verdi. Ve ezan-ı Muhammedîyi (asm) tam zuhuruna işaret müjdesi telakki ettik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve Kâtip Osman ve Mehmed Zühdü gibi hizmet-i Kur’aniyede eski ve ehemmiyetli ve kıymettar Tenekeci Mehmed’in de rüyası ehemmiyetlidir. Allah hayretsin. Isparta için çok hayırdır, onun içinde ehemmiyetli bir müjde var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Re’fet kardeşimizin mektubu dört cihetle beni memnun etmiş. Zaten eskiden beri Hüsrev, Re’fet, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;; hayalimde, tasavvurumda birleşmişler. Cenab-ı Hakk’a şükür ki onlardan ümit ettiğim kemal-i sadakat ve sebat devam ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem Hüsrev’in ve Hâfız Ali’nin mektuplarında isimleri bulunan sebatkâr kardeşlerime ve Kâtip Osman ve Mehmed Zühdü ve Isparta Hâfız Ali’si ve Sava kahramanlarına birer birer selâm ve dua ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi bu mektubu yazarken, Risale-i Nur santralı Sabri’nin mektubunu Emin getirdi. Açtık, yağmursuzluk bahsine dair Risale-i Münâcat’ın kesretle yazılması bereketiyle yağmurun gelmesi ve rahmet-i İlahiyenin fakir fukaraya imdat eylemesini yazdığını gördük. Benim için ehemmiyetli bir meseleyi halletti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Burada da yağmura şedit ihtiyaç vardı. Yağmur gelecek hiçbir alâmet hissetmiyorduk. Bu kaht zamanında yağmursuzluk, fakir fukaraya çok ağır gelmişti. Ben üç defa namazdan sonra, masum fukaraları ve aç kalan hayvanları ve Risale-i Nur’u şefaatçi yapıp dua ettik. Birden aynı gece, me’mulümüzün fevkinde, duanın tam kabulünü gördük.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben hayretle bu cüz’î duamız, bu küllî meseleye ne derece dahli olduğunu bilemedim. Dedim: “Her halde çok mühim dualara, duamız da binden bir hissesi olmuş.” Şimdi tahakkuk etti ki Isparta nuranileri; nurlu, manevî duaları bizi de o rahmetten hissedar eyledi. Hattâ o duama arkamdan âmin diyenlerden Feyzi’ye, bu manayı, bu hayretimi de ona şimdi söyledim. Evvelce söyleseydim onun hüsn-ü zannını ta’dil edemeyecektim. Çünkü o, Üstadına en büyük hisse veriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sabri’nin mektubunda, Sıddık Süleyman ve Barla’daki kardeşlerimizin selâmları ve eski alâkalarını tam muhafaza eylemeleri, Barla’daki hayatımı tahassürle hatırlattırdı. Ben de onlara çok selâm ederim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mübarek Hüsrev mektubunda, has kardeşlerimizden Re’fet, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Kâtip Osman, Osman Nuri, Âtıf ve Feyzi’nin bir yadigâr-ı tahattur olarak birer nüsha yazılarını bizlere hediye edilmelerini yazıyor. Cenab-ı Hak onlara, yazdıkları her bir harfe mukabil bin hasene versin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#34. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hâfız Ali’nin hakikaten müstesna bir mahviyet ve tevazuu içinde ihlası ve fena fi’l-ihvan düsturunu muhafaza etmesi ve Hüsrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlası ve mahviyeti; Hâfız Mustafa’nın hizmet-i Nuriyede büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakati ve fedakârane teslimiyeti ve hem Abdurrahman hem Lütfü hem Hâfız Ali manasını taşıyan büyük ruhlu Küçük Ali, Risale-i Nur hizmetini dünyada her şeye tercihen hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilafa karşı kuvvetli mukavemeti bulunduğunu bu dört mektubunuz bana bildirdi. Aynı sistemde, meselede alâkadar kahraman Tahirî ve kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; dahi aynı hakikatte ve aynı ahlâkta bulunduklarını hiç şüphe etmiyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#36. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Ve bilhassa Isparta’da kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; kahraman kardeşi Burhan bizi çok minnettar ettiğini ve az bir işle bize ve Risale-i Nur’a pek çok iş gördüğünü söyleyiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#38. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kastamonu fedakârları namına Kastamonu’nun Hüsrev’i ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü’sü&#039;&#039;&#039; olan Feyzi ve Emin’in tebrikli mektubu ve Feyzi’nin malûm hâdisede hiçbir endişe verecek bir hal vuku bulmadığını, bilakis bir teşvik kamçısı hükmüne geçtiğini yazması, bizim endişemizi izale etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#46. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Râbian: &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; çok defadır hususi selâm eden kahraman biraderi Burhan –eskiden beri– ümmiliğiyle beraber, Nurlara lüzumlu zamanlarda ehemmiyetli hizmetleri için onu da haslar sırasında her gün ismiyle kazançlarımızda hissedar ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#22. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evvela: Hüsrev’le bir ruh iki ceset ve kendisi, bahadır biraderiyle Nur hizmetinde çok ehemmiyetli mevki alan kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; acib bir el makinesini Nurlar için celbine çalışması, ehemmiyetli bir fütuhat-ı Nuriyenin mukaddimesidir. İnşâallah yine Nurlar, Nurcuların lâyık elleriyle kalemleri gibi tab ve neşredilecek; yabani ve lâyık olmayanlara muhtaç olmayacak. Fakat her şeyden evvel sıhhatli ve yanlışsız ve güzel bir tarzda makine ile mümkün ise evvel eski harfle yazılsa sonra yeni harfle daha münasiptir. Sizlerin isabetli tedbirinize havale ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#37. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Hüsrev’i ve &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’sü olan Mehmed Feyzi ve Emin’in, Üstadlarının Kastamonu’daki hayatının bir tarihçesini, hüsn-ü zanla haddimden çok fazla senalarını tebdil etmeyerek kabulümün sebebi şudur ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#41. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tekrar mübarek ramazanınızı tebrik ederiz. İki kahraman kardeşin ve Mu’cizat-ı Ahmediye’de yedi çocuğun bir cihette bir sekizincisi hükmüne geçen &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’nün mübarek kerîmesinin makine ile Zülfikar-ı Mu’cizat’a çalışmasını ve Hüsrev ve Tahirî’nin şirin ve dikkatli yazılarını teksir etmeye fedakârane deruhte etmelerini bütün ruh u canımızla onları tebrik ederek, şimdiye kadar pek fevkalâde Nurlara ettikleri kıymettar ve meyvedar sâbık hizmetlerine karşı, Risale-i Nur hesabına binler mâşâallah ve bârekellah ve veffekakümullah deriz. (Hâşiye[6])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#45. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Vasiyetnamemdir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ecel gizli olmasından vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrûkâtım ve Risale-i Nur’dan olan benim hususi kitaplarım ve güzel ciltlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur Fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten on iki (*&amp;lt;ref&amp;gt;Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillolu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Salih.&amp;lt;/ref&amp;gt;) kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrûkâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşlerim! Bu vasiyetten telaş etmeyiniz. Ben, teessürattan ve dokuz defa zehirlenmekten, pek çok zayıf olmakla beraber; gizli münafıkların desiselerle müteaddid sû-i kasdları için bu vasiyeti yazdım. Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlahî devam ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşiniz Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#Vasiyetnamemdir|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık, bahtiyar kardeşim &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seni ve kardeşin kahraman Burhan’ı ve senin iki mübarek, masum evladını ve senin hane halkını, Risale-i Nur namına ve umum şakirdler hesabına, ruh u canımızla sizi tebrik ediyoruz. Böyle kudsî ve daimî sevap kazandıracak uhrevî bir hizmete muvaffakıyetinizi, Isparta ve bu memleket istikbalde alkışlayacaktır. Size çok hayırlı duaları kazandıracak. İnşâallah, Zülfikar gibi daha çok emsaline muvaffak olursunuz. Bu acib şerait içinde bu fevkalâde muvaffakıyet hem Zülfikar’ın hem sadakatinizin bir kerametidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok mübarek olan senin rüyan ki emr-i İlahî ile Kur’an’ı Hazret-i Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâma vermek, Hazret-i Cebrail’in vazifesinin bir cilvesidir. İşarettir ki bu hizmetiniz hem rıza-yı İlahiyeye hem rıza-yı Peygamberîye (asm) muvafıktır. Mu’cizat-ı Kur’aniye’yi, Mu’cizat-ı Ahmediye vasıtasıyla ümmet-i Muhammediyeye (asm) tebliğ etmek manasıyla senin rüyan tabir edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nasıl bir küçücük cam parçasında güneşin bir timsali, ziyasıyla o elindeki camı tutanla münasebettar olur; bir nevi muhabere eder. Öyle de hususi bir tecelli ile rüyalarda –selef-i salihînde bu çeşit rüyalar görülmüş– makbuliyet ve rıza alâmetidir. Hazret-i Peygamber’in (asm) yanında gördüğün adam da Nur ve Risale-i Nur şakirdlerinin şahs-ı manevîsidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#5. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Kastamonu’nun Hüsrev’i ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü’sü&#039;&#039;&#039; olan Mehmed Feyzi ve Emin’in gönderdikleri benim Kastamonu’da kalan bir kısım risaleler emanetlerini aldım. Size gönderdiğim Asâ-yı Musa’nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve âlimane yazan, lügatnamenin başında güzel bir fıkra derceden ve bana da ayrı mektup yazan Risale-i Nur’un sır kâtibi Mehmed Feyzi’nin oraca çok müşkülat ve manialara rağmen, hârika sadakatini ve Nurlara faik alâkasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki o, küçük bir Hüsrev olduğu gibi tam bir Hasan Feyzi’dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#15. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Nur’un küçük kahramanlarından Muallim Mustafa Sungur hem Eflani hem Safranbolu hem Kastamonu hem İnebolu hem Daday hem Araç kardeşlerimizin namına bayram tebriği için yanımıza geldi. Biz de onu bir küçük Said olarak hem size hem o kardeşlerimize maddî ve manevî bayramlarını tebrik için gönderdik. Ve Emirdağı’nın &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’sü olan Çalışkan Mehmed’i Siracünnur’u almak ve harice giden kitapları anlamak niyetiyle İstanbul’a gönderdik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#42. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hâmisen: Kahraman ve sadakatte hiç sarsılmadan ve kardeşiyle, masum evlatlarıyla ve az zamanda pek çok kıymettar hizmet eden &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’nün dünyada, âhirette Cenab-ı Hak onu manevî ve maddî ticaretinde daima onu ihsanına mazhar eylesin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#45. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâniyen: Van’daki eski talebelerimle ziyade alâkadar ve merak ettiğim ve bugünlerde Kastamonu’nun &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;’sü olan Çaycı Emin, Van’da bulunup o eski mübarek talebelerimin ellerine Nurların yetişmesine çalışması ve o mübarek eski kardeşlerimin hayatta olduklarını bilmediğim ve merak ettiğim ki beraber onların hayatta ve Nurlara müştak olduklarını mektupla haber vermesi, beni çok ziyade memnun eyledi. Ve çok ferahlı bir hüzün ve hazîn bir eski hatıra-i sürur verdi. Ben buradan oraya muhabere edemediğim için benim bedelime Safranbolu kahramanları muhabere etse iyi olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#9. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâlisen: Konyalı Hacı Sabri kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sadık, Hayri, Mustafa hazır iken çok ehemmiyetli sohbetimiz, Hacı Sabri’ye mühim bir ders oldu. Bilhassa Medresetü’z-Zehra erkânlarının, hususan Hüsrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i imaniyeleri ve tahripçi dinsizlerin desiselerine set çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki farz-ı muhal binler seyyie olsa affettirir. Öyle ise başta Hüsrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkit etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesanüd ve tam kardeş olmak lâzımdır diye bu mealde bir ders oldu. İnşâallah Hacı Sabri de Hoca Sabri ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; ve emsalleri gibi ruh u can ile alâkadar ve Hüsrev’e tam kardeş olacak, meşrep ihtilafı daha tesir etmeyecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#36. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bazı Gazetelerde Çıkan Yalanlar Hakkındaki Bir Tekzibi Bera-yı Malûmat Gönderiyoruz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı muhalif gazeteler, Risale-i Nur talebelerine tekrar “Tarîkat kurmuşlar.” ittihamını yaptıklarını gördük. Bunun hakikatle hiçbir alâkası yoktur. Bu husus Risale-i Nur davasını gören on’a yakın Ağır Ceza Mahkemesinin kat’iyet kesbetmiş kararlarıyla sabittir. Hem tarîkata dair en küçük bir emareye, vaktiyle müsadere edilip sonra bilâ-kayd u şart sahiplerine iade edilen Risale-i Nur kitapları ve mektupları arasında tesadüf edilmemiştir. Bilakis Üstadımız Said Nursî’nin mektuplarında ve müdafaalarında kat’î bir lisanla beyan ettiği: “Zaman tarîkat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsız cennete giden pek çok fakat imansız cennete giden yoktur.” ifadesi mevcuddur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hâdisenin bir sebebi şu olmak kavîdir ki: Risale-i Nur, aile hayatına büyük bir fayda verip hanımların iffet ve namus ve ismetle ve saadetle hayat geçirmelerini temin ettiğinden, kadınlar Risale-i Nur’a çoklukla rağbet göstermektedirler. Buna bir hüsn-ü misal olarak hanımların neşrolunan birkaç makalesini din düşmanları görmüşler ve Bolşeviklik hesabına birtakım uydurma bahanelerle hücuma geçmişlerdir. Fakat aslâ muvaffak olamayacaklardır. Onların maksatlarının tam aksine olarak Risale-i Nur’un neşriyatı, erkek ve kadınlar arasında hârika bir tarzda inkişaf etmektedir ve edecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hastalığı münasebetiyle hizmetinde bulunan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahirî, Zübeyr, Ceylan, Bayram, Sungur, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#Bazı Gazetelerde Çıkan Yalanlar Hakkındaki Bir Tekzibi Bera-yı Malûmat Gönderiyoruz|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sadakatte Meşhur Olan Barlalı Süleyman’ın Vazife-i Sadakatini Tamamıyla Yapan Isparta &#039;&#039;&#039;Süleyman’ı Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; Bir Fıkrasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aziz Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşlerimin Yirmi Yedinci Mektup’a giren fıkralarını, kendi fikrime ve hissiyatıma muvafık bulduğumdan, onlar bu nokta-i nazardan kendi fıkralarımdır diye başka fıkra yazmaya lüzum görmedim. Fakat bu âhirlerde Risale-i Nur’un kerametine temas eden bazı hâdiseler benimle de münasebettar olarak vücuda geldiğinden, ondan bir ihtar hükmünde idi ki onlar münasebetiyle benim de bir hususi fıkram kardeşlerimin hususi fıkraları içine girsin diye o hâdiselerden bazı latîf tevafukatı ve bazı rüya-yı sadıkayı ve birkaç hâdiseyi yazıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rüyalar, birbirine yakın ve birkaç gün zarfında görülmüş ve Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm içinde bulunduğu cihetle, rüya-yı sadıkadır. Çünkü hadîsçe sabittir ki Peygamber aleyhissalâtü vesselâm görülen rüyada şeytan o rüyaya karışamıyor. Bu rüya-yı sadıkadan her biri –gerçi rüyadır, delil ve hüccet olamaz– fakat her birinin aynı mealde ittifakları, bir müjde veriyor ve Risale-i Nur’un makbuliyetine ve Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın daire-i rızasında bulunduğuna bizlere kanaat veriyor. Ezcümle:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birincisi: Risale-i Nur şakirdlerinden Rıza görüyor: Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm, camide Hazret-i Ebubekiri’s-Sıddık’a (ra) emrediyor: “Çık hutbe oku!” Ebubekiri’s-Sıddık koşarak minberin en yukarı basamağına kadar çıkar, hutbe okur. Hutbe içinde cemaate der ki: “Bu söylediğim hakikatlerin izahatı Yirmi Dokuzuncu Söz’dedir.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkincisi: Risale-i Nur’un şakirdlerinden Osman Nuri diyor ki: Rüyamda, şemail-i şerife muvafık, gayet nurani bir surette Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmı oturduğu yere dayanmış bir vaziyette gördüm. Bu anda bir sadâ geldi ki Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın bir yaveri geliyor. Kapılar birdenbire kendi kendine açıldı. Risale-i Nur nâşirlerinin Üstadı olan zat içeriye girdi. Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm, Üstadımıza şefkatkârane bir iltifat göstererek dayandığı vaziyetten doğruldu. Ben de ağlayarak uyandım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirdlerine köşkünü tahsis eden Şükrü Efendi’dir. Rüyada ona diyorlar ki: “Senin o köşküne Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gelmiş.” O da koşarak gidip Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmı çok nurani ve sürurlu bir halde bulup ziyaret etmiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dördüncüsü: Risale-i Nur şakirdlerinden Nazmi’dir. Rüyasında ona diyorlar ki: “Risale-i Nur şakirdleri imansız ölmezler, kabre iman ile girerler.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu rüyalar Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm ile münasebettar olmak cihetiyle, o rüyalar zamanında “Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi” münasebetiyle latîf ve küçük bir iki tevafukun letaifini zikredeceğim. Şöyle ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur eczalarından birkaç vecihle kerameti görülen, mu’cizat-ı Ahmediyeye dair On Dokuzuncu Mektup’un tashihi zamanında, yedi mu’cizat-ı Ahmediyeye (asm) mazhar yedi çocuğun bahsine geldiği vakitte, Meliha isminde yedi yaşındaki kızım, umulmadık bir vakitte hanemden çıkıp Üstadımın oturduğu köşke geldi, o yedi çocuk bahsini masumane çocukçasına dinlemeye başladı. Çay içmesini çok sevdiği halde kendine verildi, çocukların bahsi bitinceye kadar içmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O saatten on dakika evvel hem On Dokuzuncu Mektup hem Mi’rac Risalesi ayrı ayrı tashih ediliyordu. On Dokuzuncu Mektup’un yüz elli sahifesi içinde bir tek sahifede kuru direğin ağlamasından bahis var. Mi’rac Risalesi’nde altı yüz satırdan bir tek satır ondan bahseder. Muhtelif tarzlarda, muhtelif vakitte, muhtelif adamlar, muhtelif kitaplarda birden bir tek sözü söylediklerini ben işittim. O da kuru direğin ağlaması idi. Her biri iki kişiden ibaret iki kısım tashihçiler, aynı kelime üstündedirler, o kelimeyi söylüyorlardı. Ben hayret ile dedim: “İki taraf da bir kelimeyi söylüyorsunuz.” Sonra baktık. Mi’racın tashihi aynı kelimeye geldiği gibi On Dokuzuncu Mektup’un tashihi de aynı kelime üzerindedir. Biz hazır olanlar şüphemiz kalmadı ki yedi yaşında Meliha’nın yedi çocuk bahsine tevafuku ve bu iki kısım musahhihlerin aynı kelimede ittifakları, o Mu’cizat-ı Ahmediye bahsinin bir kerametinin bir şuâıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın mektubuyla münasebettar üçüncü bir tevafuk: Milas’tan gelen ve oraya gönderilen kitapların listesini bir sebebe binaen saklamak lâzım gelmişti. Üstadım, bu listeyi saklamak için bana verdiğini biliyormuş. Bir gün o listeye lüzum olacağını düşünerek, benden isteyecekti. Fakat istememişti. O gece kalkar, o listeyi seccadesinin yanında görür, hayret eder. Bu saklandığı yerden çıkıp nasıl burada bulunsun? Sabahleyin benden soruyor. “Ben getirmedim, haberim yok.” dedim. Zaten gece yanına çıkmamıştım. Bunda bir mana var. Biz düşündük, aynı gün Milas’tan listeye göre kitap istemeye bir hak kazanmak için Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın Mısır Azizi Mukavkis’e yazdığı mektup, eski Mısırlılara ait kitaplar içinde bulunarak İstanbul’a gönderilmiş. Bu mektubun fotoğrafla alınan aynının bir sureti, o gecenin gündüzünde bize geldi, o geceki liste hâdisesine tevafuk etti. Bunda şüphemiz kalmadı ki saklı olan o listenin kendi kendine orada bulunması, bu mektub-u Nebeviyenin gelmesine bir istikbal ve bir işaret idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte o günlerde Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm rüyada Risale-i Nur’la münasebettar görülmesi ve mektup da aynı vakitte gelmesi, o günlerde telif edilen hastalara ait yirmi beş deva-yı maneviyeyi beyan eden Yirmi Beşinci Lem’a ve iktisada ait On Dokuzuncu Lem’a ve onların akabinde ihtiyarlara ait yirmi altı ricayı beyan eden Yirmi Altıncı Lem’a’nın telif zamanlarına tevafuk etmesi şüphe bırakmıyor ki bu üç risale, Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın makbuliyetine mazhar olmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine Risale-i Nur’la münasebeti tahakkuk eden hâdiselerden birisi de şudur ki: Risale-i Nur’un Isparta’ya medar-ı bereket olduğunu çok emarelerle gördük ve görüyoruz. Ezcümle:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şükrü Efendi hem kendi köşkünü hem merhum kardeşi Nuri Efendi’nin köşkünü Risale-i Nur’un ders ve telifine verdiği bir zamanda, onun şehirdeki evine muttasıl büyük bir haliçe binası ateş aldı. Bütün o büyük bina yandığı halde, Şükrü Efendi’nin evine sirayet etmedi, hattâ yanan haliçe binasının müştemilatından olup haliçe binası ile Şükrü Efendi’nin hanesine bitişik olan ahşap odunluk dahi yanmadı. Bu vaziyeti gören herkes hayret içinde kaldı. Fakat Risale-i Nur ile alâkaları olanların şüpheleri kalmadı ki Şükrü Efendi Risale-i Nur’un telifine bu iki köşkü verdiği için onun bereketiyle hârika bir surette hem kendi hanesi hem merhum kardeşinin hanesi, o müthiş yangından kurtuldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem Risale-i Nur yazın nasıl ki büyük bir yağmur ve rahmete sebep olduğu delillerle beyan edilip Gavs-ı Geylanî’nin (ks) kerametine dair risalede kaydedilen hâdise, Risale-i Nur’un bir kerameti olduğu gibi; bu seneki kışta Risale-i Nur’un merkez-i faaliyeti, Barla’dan Isparta’nın bağlarına nakledilmiş idi. Bağlarda soğuk ve fırtına, şehirden çok şiddetli oluyordu. Bu şiddetli kışta Risale-i Nur’un dersi tatil olmamak ve nâşiri de dayanabilmek için bir eser-i rahmet olarak bu senenin kışı gayet mutedil geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, herkes biliyor ki şimdiye kadar böyle mutedil ve bazı günleri yaza benzer tarzda bir kış, bu yakın zamanlarda görülmemişti. İşte bugün, yeni mart on iki, eski şubat yirmi yedidir. Sitte-i Sevr denilen fırtınalı altı meşhur günün üçüncü günü olan bugün, Nevruz günü gibi açıktır, güzeldir. Nasıl ki Risale-i Nur’un bereketi yüzünden rahmet-i İlahiye yaz ortasında bir bahar getirdiğini kanaat verecek emareler ile görmüştük; öyle de bu kış ortasında Risale-i Nur’un bereketi yüzünden bir güz mevsimi olmasına bir vesile olduğuna kanaat ettik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem Risale-i Nur eczasından İktisat Risalesi’nin telifine çok yakın bir zamanda, Üstadımın maişetindeki iktisadı ifrat derecesine girmişti. Ben ve Hüsrev ve daha diğer arkadaşlarımız bütün biliyoruz ki: Üstadımızın hasta olmadığı halde bütün ramazanda yediği gıdayı hesap ettik, bir tek francala ekmeği, yarım okka kese yoğurdu, yüz elli dirhem pirinç idi. Biz tahmin ettik ki yirmi dört saatte üç hurma tanesi kadar gıda ile külfetsiz idare etti. Fazlaya iştihası olmadığı için yemiyordu. Bu hal, ramazandan sonra ona yazdırılacak olan İktisat Risalesi’nin bereketine ve mübarekiyetine ve kerametine bir işaret idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve bir de Risale-i Nur’un takviye-i din hakkında hizmetine işaret eden bir diğer hâdise şudur ki: Isparta’nın mühim bir âliminin, takriben otuz kırk sene evvel yazdığı istikbale dair kasidesinin fıkraları, Risale-i Nur’a tam tevafuk ediyor ve Risale-i Nur’u gösteriyor. Şöyle ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah rahmet etsin ve kabri pür-nur olsun, Topal Şükrü Efendi namında ehl-i kalp ve Isparta’nın bir medar-ı fahri olan zatın kerametkârane buraca meşhur bir şiirini gördüm, getirip arkadaşlarıma gösterdim. Dedim: Bu zat bu dalaletli zamanımızdan bahsettiği gibi bir fıkrası da Harb-i Umumî’den bahsediyor gibi görünüyor. Çünkü bu şiirinde diyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Âferin çarha ki çattırdı kuduzu kuduza.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yani bütün dünya kâfirlerini birbirine musallat ettirdi. Ve iki satır sonra yine diyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Sûk-i asr içre bütün dâd ü sited, küfr ü dalal&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müşteri kalmadı, din indi ucuzdan ucuza.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yani o asrın çarşısında alışveriş dinsizlik elinde olacak, dinsizlik hükmedecek, din gayet ucuza düşecek ve İslâm’ın şeairi gizlenecek. Sonra diyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Şükriyâ bilmezem esrar-ı gaybdan amma&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya ileri ya geri, takrib ederim üç otuza.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendi tefsir ediyor, yani otuz üçe. Şiddetli kafiyesini müraat için otuz üç yerine “üç otuz” demiştir. Hem Harb-i Umumî’ye işaret ettiği fıkrasıyla “Dinsizlik düsturları, kanunları, o asır çarşısında hükmettiği…” fıkrasının ortasında şöyle diyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Eriş ey avn-i şeriat (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Şeriat cifirle dokuz yüz seksen (980) eder. Risaletü’n-Nur dahi اَلنُّور daki ل aslî lâm olsa cifirle dokuz yüz yetmiş sekiz (978) edip iki farkla tevafuk eder.&amp;lt;/ref&amp;gt;) eriş ey muhyiddin!&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elem-i rîş-i (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Rîş: Ceriha, yara demektir.&amp;lt;/ref&amp;gt;) cefa sineden erişti öze.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi benim kanaatim geliyor ki bu zat, otuz üç senesinden sonra Risale-i Nur’u Isparta’nın imdadına çağırıyor. “Ey avn-i Şeriat! Ey Muhyiddin yetiş!” diyor. Yani vefatından takriben otuz üç sene sonra şeriata ve dinin şeairine, Isparta’ya yetişecek bir nuru çağırıyor. Cenab-ı Hak duasını kabul etmiş ki vefatından otuz kırk sene sonra Risale-i Nur o vazifeyi görmüş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebeniz ve hizmetkârınız&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Sadakatte Meşhur Olan Barlalı Süleyman’ın Vazife-i Sadakatini Tamamıyla Yapan Isparta Süleyman’ı Rüşdü’nün Bir Fıkrasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Risale-i Nur’un Müsadere Hâdisesi Münasebetiyle Isparta &#039;&#039;&#039;Süleyman’ı Rüşdü&#039;&#039;&#039;’nün, Evvelki Fıkrasına Zeyl Olarak Yazdığı Bir Fıkrasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur şakirdlerinin merkezi olan Şükrü Efendi’nin köşkünün komşusu seksen yaşında muhterem Alîl Osman Çavuş namında bir zat, Risale-i Nur nâşirlerine hücum zamanından bir gün sonra rüyasında görüyor ki: Güneş ile kamer, beraber olarak köşkün içine girip parlıyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diğer bir rüyada Keçeci Mustafa Efendi’nin hafidi Bekir yine hâdise-i elîmeden bir iki gün sonra görüyor ki: Güneş kıble tarafından çıkıyor. Şuâatı içinde güneş yüzünde Risale-i Nur nâşirinin sureti temessül edip aynen güneşin kursunda görünüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semavattan mübarek kâğıtlar yağıyor. Soruyorlar: “Bu nedir?” Rüyada demişler: “Risale-i Nur’un sahifeleridir.” Yani tabirce Risale-i Nur, Kur’an’ın tefsiri olduğu cihetle, vahy-i semavî olan Kur’an’ın semavî ve ilhamî bir tefsiridir. Hem yağmur gibi insanlara kesretli bir rahmettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hâdisenin vukuundan evvel, Risale-i Nur şakirdlerinin her biri bir cesedin azaları gibi bir cihette o cesede gelen müessir bir arızayı bütün azanın hissetmesi nevinden; bu hâdiseyi Risale-i Nur’un dört şakirdi, vukuundan bir iki gün evvel şöyle gördüler: Üçü, yani Mehmed Zühdü, Halil Ruhi, Mehmed Niyazi, Risale-i Nur nâşirlerinin üstadını vefat etmiş görüyorlar ki vefat ise tabirce Risale-i Nur’un tatilini haber veriyor. Dördüncüsü, Fâzıl Bey görüyor ki –Hâdiseden bir gün evvel– rafta kitapları karıştırır, bazı kitapları düşürür. Üstad bana hiddet ediyor, ben de diyorum: “Re’fet düşürdü.” Birden haneye polisler doluyorlar, her şeyi alıyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem bundan yedi buçuk ay evvel Risale-i Nur nâşirlerine gelen elîm polishaneye çağırma meselesinde Risale-i Nur’un şakirdlerinin dört tanesi (aynı hâdiseyi bir ikisi, yani &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; ile Lütfü aynen görüyorlar, ikisi de az bir tabirle) aynı hâdiseyi görmeleri ve bu defaki hâdiseyi, yine dört tane şakirdler aynen görmesi gösteriyor ki Risale-i Nur şakirdleri, bir cesedin azaları gibidirler ki Risale-i Nur’a gelen hâdiseyi, bir cesedin azaları gibi hissediyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem Risale-i Nur şakirdlerinden Bekir’e o musibet gününden bir gün evvel biri demiş: “Üstadın seni çağırıyor!” Bir hiss-i kable’l-vuku ile ikinci gün Üstadının başına gelen ve rahmet-i İlahiye ile hafif geçen müthiş musibeti, düşmanların planları derecesinde büyük, ağır hissetmiş tarzında, ağlayarak gayet korkaklık ve halecan ile koşup geldi. O halecan ve ağlamasına hiç sebeb-i zahirî yokken yine heyecanını, ağlamasını teskin edemiyordu. Demek Risale-i Nur’a gelen musibet, şakirdlerini kerametkârane ikaz ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem musibetin aynı gününde Üstadımız gezmekten dönerken –Hüsrev ve Mehmed’in ihbarıyla– birdenbire sebepsiz ehl-i dünyaya karşı hiddete başlamış. Yirmi beş sene evvel Divan-ı Harb-i Örfîde kendi idam kararını beklerken sebepsiz, kalpsiz, rütbeli iki adam, mahpus olduğu koğuşa tahkir için geldikleri zaman gayet acib bir surette söylediği o hale mahsus meşhur bir şetmi üç defa zalim ve garazkâr ehl-i dünyaya karşı sarf ediyor. “Benden ne istiyorsunuz?” diye bağırarak tekrar ediyor. Sonra susuyor. Aynı dakikada zabıta, köşkü basmak için yedi sekiz polis köşkün etrafına girdikleri zamana tevafuk ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Medar-ı ibret bir hâdise: Risale-i Nur nâşirlerinin tazyiki yüzünden âmirlerinin yanında yüz bulmak niyetiyle Risale-i Nur nâşirlerine ilişenlerin aks-i maksadıyla tokat yediklerinin yüz hâdiseden bir hâdisesi şudur ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sebepsiz, sırf bazı garazkârların keyfi için Risale-i Nur nâşirlerine bir kulp takıp mahkemelerde süründürmek ve belki mahvetmek için sureten kendini dost gösterip gayet hainane bir riyakârlıkla dairemize sokulup birtakım yalanlarla âmirlerini iğfal edip Risale-i Nur nâşirlerine müthiş darbe gelmesine vesile olan bir adam, teveccüh ve makam kazanmak değil, bilakis öyle bir tokat yedi ki dünyada kaldıkça vicdanı varsa vicdan azabı çektirecek. Hem o kolay vazifesinden müşkül bir vazifeye tahvil ettiler ve hem de ona yalancı nazarıyla baktılar. Ve hem nefret-i âmmeyi kazandı. Ve hem taharri hâdisesinden iki gün sonra bir ihtiyar adamı hanesinden çıkarıp yolda getirirken o ihtiyar zat, füc’eten, vefat edip hem mes’uliyet-i maddiyeye ve maneviyeye maruz kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, Risale-i Nur’a hücum edenler, vaktiyle kefenini boynuna takınmalı ve rezalete bürünmeli ve manevî cehenneme dünyada girmeyi göze almalı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem o musibet hâdisesinden iki gün evvel, Risale-i Nur şakirdlerinden olmayan ve hiç bizimle zihnen meşgul olmayan biri rüyada görüyor ki: Isparta’nın altındaki ovada çok ormanlar bulunuyor. Kuvvetli bir sel geliyor, bu ormanın çok ağaçlarını deviriyor. Birdenbire bir zelzele-i arz oluyor, Risale-i Nur nâşiri, elbisesiyle heybetli bir surette yer yarılıp çıkıyor. (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Demek bu geçen seneki zelzele yani İzmir zelzelesi, Risale-i Nur’un dirilmesine ve meydana çıkmasına bir emaredir ve o rüyayı tabir ediyor. Evet o zelzeleden evvel Risale-i Nur defnolunmuş gibi gayet gizli perde altında intişar ediyordu. Zelzele başladıktan sonra eski elbise-i fâhiresiyle meydan-ı zuhura çıktı.&amp;lt;/ref&amp;gt;) O da korkusundan uyanıyor. İki gün sonra Risale-i Nur’u tatil ve manen toprağa defnetmek niyetiyle küre-i arzı titretecek derecede bir hata ile Risale-i Nur’un eczalarını evrak-ı muzırra nevinden taharri edip, toplayıp merkez-i hükûmete tâ dâhiliye vekaletine gönderir. Hiçbir daire, kanunca mûcib-i muaheze ve mes’uliyet bir şey Risale-i Nur’da bulamadığından o manevî zelzele içinde öldürdük, defnettik zannettikleri Risale-i Nur dirilip, yer yarılıp meydana çıktığı gibi; yine o rüya işaret ediyor ki bir zelzele-i azîme ve bir sel içinde Risale-i Nur bu vatan ve millete bir halâskâr, bir müncî suretinde musibetzedelerin imdadına yetişecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur şakirdlerinden&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;(Yıldırım) Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Risale-i Nur’un Müsadere Hâdisesi Münasebetiyle Isparta Süleyman’ı Rüşdü’nün, Evvelki Fıkrasına Zeyl Olarak Yazdığı Bir Fıkrasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hizmet-i Kur’aniyede bize sebkat eden sadık ve hâlis, metin ve vefakâr kardeşlerimizden mübarek Hüsrev ve &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; gibi zatlar, Risaletü’n-Nur’un hâdimlerine ve vazifelerinin makbuliyetine bir emare olan ihsan olunan bereket hakkında müteaddid fıkralar yazmışlar. Biz de bu kardeşlerimizin fıkraları gibi bu yakın zamanda beraber tezahür eden, gördüğümüz bazı hâdisatı kaydedeceğiz. Hem numune için yalnız bir kısmını beyan ederiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Emin ve Feyzi’nin Bir Fıkrasıdır (Risaletü’n-Nur’a Ait Dört Beş Kerametten Bahseder)|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hem Risaletü’n-Nur’da hem hizmet-i Kur’aniyede bizleri sebkat eden Hüsrev, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hâfız Ali, Hulusi, Sabri gibi hâlis Kur’an şakirdlerini ve kıymettar kardeşlerimi şefaatçi ederek o kusurumun affını bütün ruhumla Kur’an’dan ve Üstadımdan rica ediyorum. Ben itiraf ediyorum ki tembelliğimin cezası olarak fevka’l-me’mul bir şefkat tokadı yedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Mehmed Feyzi’nin Yediği Şefkat Tokadıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz Üstadım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yüksek ve ciddi irşadlarınızla adım atmayı en büyük bir maksat bilen talebeleriniz, son zamanlarda şâyan-ı şükran bir vaziyete girdiler. Hulusi-i Sânî beş on arkadaşıyla; Hâfız Ali, civarındaki yirmi yirmi beş arkadaşıyla; mübarekler, otuz otuz beş refikleriyle ve bilhassa Hacı Hâfız köyünde Ahmedler ve Mehmedlerin çok hâlis gayretleriyle umumiyet itibarıyla hem hiç mübalağasız bin kalemle, belki daha fazla; en geride kalan Isparta’da ise kahraman &#039;&#039;&#039;Rüşdü’nün&#039;&#039;&#039; ve risaleleri kendine tamamen yazan Mehmed Zühdü’nün ve Küçük Ali’nin ve Osman Nuri gibi faal talebelerin gayret ve himmetleriyle otuz ile kırk arasında, hattâ bir cihette mümtaziyet kazanan Mehmed Zühdü’nün Küçük Hâfız Ali gibi hem Risaletü’n-Nur’u yazarak hem kendi evinde yüz elli kadar çocuğu serbest olarak üç aydan beri okutmasıyla ve civarında diğer köylerde bulunan on beş yirmişer arkadaşlarıyla talebeleriniz, Kur’anî hizmetlerinde gayretli bir surette çalışmaktadırlar. Mübareklerin yazdıkları gibi dört köyde dört ay zarfında elifba okumayan kırk elli adam, Risaletü’n-Nur’u mükemmel yazmaya muvaffak olmaları, hârika bir keramet-i Risaletü’n-Nur olduğuna kanaatimiz geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur şakirdlerinden&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hüsrev&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Hüsrev’in Bir Fıkrasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Şaban-ı şerifin on beşinci cumartesi Leyle-i Berat gecesi rüyamda; büyük, berrak, küçük bir deniz olan bir göl sahilinde İngiliz veyahut Almanla, biz yani Türk hükûmeti harp ediyormuş. Harp esnasında semadan bir karaltı zuhur etmeye başladı. “Acaba bu semadan inen nedir?” diye hepimizin nazar-ı dikkatini celbetti. Yakınlaştıkça bir insan ve sonra üzeri ihramlı, yüzü bir parça esmer, başı beyaz ve büyük tülbent ile sarılı bir kadın şeklini alarak, gölün ortasında hemen ineceği zaman derhal oraya bir mermerden minber yapılarak minberin üzerine indi. Sonra, zat-ı âlînizden gelen umum mektupları okumaya başladı. Her iki tarafta sükûnet hasıl oldu. Okuduğu mektupları herkes can kulağıyla dinledi. Sonra nihayetinde “Evet, Hazret-i Kur’an-ı Azîmüşşan’ın ahkâm-ı şer’iyesince amel ederseniz, yakayı kurtarırsınız. Eğer Kur’an-ı Azîmüşşan’ın ahkâm-ı şer’iyesine riayet etmezseniz, hepiniz mahv u perişan olacaksınız.” diye söyledi. Sonra evime geldim. Bizim Re’fet Bey’le &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039; Efendi bizim eve geldiler, bendenize dediler: “Bu sırrı sen mi ifşa ettin? Bu mektuplar minber üzerinde okundu?” Bendeniz de cevaben: “Hayır kardeşlerim, bu sırrı siz anlamadınız mı? Bu gelen zat, semadan geliyor, bu mektupları oradan getiriyor. Ben kim oluyorum ki o havadisi oraya çıkarayım?” diye onlara söyledim. Sonra bunlara bir hediye ikram edeyim diye baktım, evimizin deliğinde dört top helva gördüm. Birisini birine, diğerini öbürüne ve iki tanesini de kendim yedim. Ağzım tatlı olarak uyandım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnşâallah Leyle-i Berat hürmetine ve duanız berekâtıyla hakkımızda mübarektir, lütfen tabirini beklemekteyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Talebeniz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kâtip Osman&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-1#Kâtip Osman’ın Rüyasına Ait Bir Fıkrasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Üstadımız kendisi söylüyor ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben sekiz dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarîkatında ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zattan istimdad ederken ben, akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak “Yâ Gavs-ı Geylanî!” derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa “Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur.” Acibdir ve yemin ediyorum ki bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fatiha ve ezkâr ne kadar okumuş isem, Zat-ı Risalet’ten (asm) sonra Şeyh-i Geylanî’ye hediye ediliyordu. Ben üç dört cihetle Nakşî iken Kādirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarîkatla iştigale, ilmin meşguliyeti mani oluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
fıkrasıyla ba’de’l-memat dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında ve önünde bulunmasıyla, böyle hârika keramet-i acibe ile meşhur bir zat, elbette böyle bir zamanda kıymettar bir hizmet-i Kur’aniye bir müridinin vasıtasıyla olacağını onun görmesi ve göstermesi şe’nindendir. Hazret-i Şeyh’in bahsettiği ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himaye-gerdesi olan şahıs; binden sonra, on dördüncü asırda geleceğine bir îmadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman, Sabri, Zekâi, Âsım, Re’fet, Ali, Ahmed Hüsrev, Mustafa Efendi, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Lütfü, Şamlı Tevfik, Ahmed Galib, Zühdü, Bekir Bey, Lütfü, Mustafa, Mustafa, Mesud, Mustafa Çavuş, Hâfız Ahmed, Hacı Hâfız, Mehmed Efendi, Ali Rıza (r. aleyhim)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:8._Lem%27a_(Sikke)#Beşinci vecih|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 8. Lem&#039;a]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Şeyh-i Geylanî’nin Fıkrasıyla Kerametkârane Verdiği Haber-i Gaybînin Tetimmesidir[değiştir]&lt;br /&gt;
اَنَا لِمُرٖيدٖى fıkrasında مُرٖيدٖى “Molla Said” kelimesine tam tevafuk ediyor. Yalnız bir elif fark var. Elif ise kaide-i sarfiyece “elfün” okunur. Elfün ise bindir. Demek bin iki yüz doksan dörtte (1294) dünyaya gelecek bir müridi, bu مُرٖيدٖى lafzında muraddır. Çünkü لِمُرٖيدٖى de lâm sayılsa iki yüz doksan dört (294) eder ki bir tek fark ile Said’in tarih-i veladetine tevafuk eder. Esas Arabî sayılsa fark yoktur. Lâmsız مُرٖيدٖى ise iki yüz altmış dört (264) eder. “Molla Said” dahi iki yüz altmış beş (265) eder. “Molla”daki elif, bine işaret olduğu için mütebâkisi iki yüz altmış dört (264) kalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elhasıl: Şu zamanda dellâl-ı Kur’an ve hâdim-i Furkan olan o adamın iki ismi ve iki lakabı var. “El-Kürdî” lakabı ile “Molla Said” ismi اَنَا لِمُرٖيدٖى fıkrasında zahir görünüyor. “Nursî” lakabıyla “Bedîüzzaman Said” ismiكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ fıkrasında aşikâr görünüyor. Hattâ hizmet-i Kur’aniyede en mühim bir arkadaşı ve hâlis bir talebesi olan Hulusi Bey’e لِلّٰهِ مُخْلِصًا تَعٖيشُ سَعٖيدًا صَادِقًا بِمُحَبَّتٖى fıkrasında işaret olduğu gibi diğer bir kısım talebelerine işaretler var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur talebeleri namına&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Hüsrev&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:8._Lem%27a_(Sikke)#Şeyh-i Geylanî’nin Fıkrasıyla Kerametkârane Verdiği Haber-i Gaybînin Tetimmesidir|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 8. Lem&#039;a]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risale-i Nur nurdan bir ibrişimdir ki kâinat ve kâinattaki mevcudatın tesbihatları onda dizilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Risalei’n-Nur Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın taht-ı tasarrufunda olduğundan, ona uzanan ve ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Umum Nur şakirdleri namına&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halil İbrahim&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Medresetü’z-Zehranın erkanları namına biz de iştirak ediyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Osman, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Re’fet, Hüsrev, Said, Hilmi, Muhammed, Halil İbrahim, Mehmed Nuri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Parlak_Fıkralar_ve_Güzel_Mektuplar-2#Müellifin Vasiyetnamesi Münasebetiyle, Halil İbrahim’in Risale-i Nur Hakkında, Nur Şakirdleri Namına Yazdığı Bir Fıkrasının Bir Parçasıdır|Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sadakatta namdar, safvet-i kalbde mümtaz, &#039;&#039;&#039;Süleyman Rüşdü&#039;&#039;&#039; ile bir muhavere-i latife&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güz mevsiminde, sineklerin terhisat zamanına yakın bir vakitte ve hodgâm insanlar, cüz&#039;î tacizleri için sinekleri itlaf etmek üzere hapishanedeki odamızda bir ilâç istimal ettiler. Benim fazla rikkatime dokunmuştu. Odamda çamaşır ipi vardı. Bilâhere insanların inadına, sinekler daha ziyade çoğaldılar. Akşam vaktinde o küçücük kuşlar, o ip üstünde gayet muntazam diziliyorlardı. Çamaşırları sermek için &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;ye&#039;&#039;&#039; dedim: &amp;quot;Bu küçücük kuşlara ilişme, başka yere ser.&amp;quot; O da, kemal-i ciddiyetle: &amp;quot;Bu ip bize lâzımdır, sinekler başka yerde kendilerine yer bulsunlar.&amp;quot; Her ne ise... Bu latife münasebetiyle seher vaktinde sinek ve karınca gibi kesretli küçük hayvanlardan bahis açıldı. Ona dedim ki: böyle nüshaları çoğalan nev&#039;lerin ehemmiyetli vazifeleri ve kıymetleri vardır. Evet bir kitab kıymeti nisbetinde nüshaları teksir edilir. Demek sinek cinsi de ehemmiyetli vazifesi ve büyük kıymeti var ki; Fâtır-ı Hakîm o küçücük kaderî mektubları ve kudret kelimelerinin nüshalarını çok teksir etmiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Latif_Nükteler#Sadakatta namdar, safvet-i kalbde mümtaz, Süleyman Rüşdü ile bir muhavere-i latife|Latif Nükteler]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Her ne ise... Şimdi çok konuşmaya vaktim yoktur. Hattâ fihristenin en kolay, en mühim, en âhir parçasını dahi yazamıyorum. Senin ders arkadaşların, bilhâssa Hüsrev, Bekir, &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, Lütfü, Şeyh Mustafa, Hâfız Ahmed, Sezai, Mehmedler, Hocalara selâm ve mübarek hanende mübarek masumlara dua ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Latif_Nükteler#Onaltıncı Lem&#039;adan|Latif Nükteler]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-ı Hak kemal-i kereminden, en fakir adama en zengin adam gibi ve gedaya (yani fakire) padişah gibi lezzet-i nimetini ihsas ettiriyor. Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisat vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir. Cây-ı hayrettir ki bazı müsrif ve mübezzir insanlar, böyle iktisatçıları “hısset” ile ittiham ediyorlar. Hâşâ… İktisat, izzet ve cömertliktir. Hısset ve zillet, ehl-i israf ve tebzirin zahirî merdane keyfiyetlerinin içyüzüdür. Bu hakikati teyid eden, bu risalenin telifi senesinde Isparta’da hücremde cereyan eden bir vakıa var. Şöyle ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaideme ve düstur-u hayatıma muhalif bir surette, bir talebem iki buçuk okkaya yakın bir balı, bana hediye kabul ettirmeye ısrar etti. Ne kadar kaidemi ileri sürdüm, kanmadı. Bilmecburiye, yanımdaki &#039;&#039;&#039;üç kardeşime&#039;&#039;&#039; yedirmek ve şaban-ı şerif ve ramazanda o baldan iktisat ile otuz kırk gün üç adam yesin ve getiren de sevap kazansın ve kendileri de tatlısız kalmasın diyerek “Alınız!” dedim. Bir okka bal da benim vardı. O üç arkadaşım, gerçi müstakim ve iktisadı takdir edenlerdendi. Fakat her ne ise birbirine ikram etmek ve her biri ötekinin nefsini okşamak ve kendi nefsine tercih etmek olan bir cihette ulvi bir haslet ile iktisadı unuttular. Üç gecede iki buçuk okka balı bitirdiler. Ben gülerek dedim: “Sizi, otuz kırk gün o bal ile tatlandıracaktım. Siz, otuz günü üçe indirdiniz. Âfiyet olsun.” dedim. Fakat, ben kendi o bir okka balımı iktisat ile sarf ettim. Bütün şaban ve ramazanda hem ben yedim hem lillahi’l-hamd o kardeşlerimin her birisine iftar vaktinde birer kaşık (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Yani, büyükçe bir çay kaşığı iledir.&amp;lt;/ref&amp;gt;) verip mühim sevaba medar oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benim halimi görenler, o vaziyetimi belki hısset telakki etmişlerdir. Öteki kardeşlerimin üç gecelik vaziyetlerini bir civanmertlik telakki edebilirler. Fakat hakikat noktasında, o zahirî hısset altında ulvi bir izzet ve büyük bir bereket ve yüksek bir sevap gizlendiğini gördük. Ve o civanmertlik ve israf altında, eğer vazgeçilmese idi, bir dilencilik ve gayrın eline tama’kârane ve muntazırane bakmak gibi hıssetten çok aşağı bir haleti netice verir idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:19._Lem%27a#Beşinci Nükte|Lem&#039;a&#039;lar, 19. Lem&#039;a, 5. Nükte]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Ezcümle: Bu masum mevkuflar içinde vâridat kâtibi &#039;&#039;&#039;Rüşdü&#039;&#039;&#039;, gençler içinde istikamet ve namusla mümtaz ve vazifesinde işgüzar, hiçbir sû-i ahlakı görünmeyen bir zattır. Ben Isparta&#039;ya getirildiğim vakit onun komşuluğunda bulundum. Bu zat mümtaz mertliğiyle bana komşuluk cihetiyle misafirperverane akşam vazifesinden döndüğü vakit gelip benim gibi garip bir adamın sobasını yakmak, suyunu getirmek, yemeğini pişirmek gibi hususi işlerimi lillah için yapmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu zatın vazifesi vakit bırakmıyordu ki bana başka bir hizmette bulunsun. Belki akşamdan akşama bu hizmetimi yapıyordu. Bu zatı mertlik ve misafirperverlik noktasında âlî bir seciyeli gördüm. Bazı vehham kimseler ona diyorlardı ki; &amp;quot;Sen memursun, ona çok yanaşma.&amp;quot; O diyormuş; &amp;quot;Bu zatta dünyaya karışacak bir emare ve arzusu yok ve benim vazifeme mani değil.&amp;quot; Hatta bu tevkif zamanında bile o merdane hissiyle benim gibi zaif ve hizmete muhtaç bir biçareye herkes gözünü benden kaparken, o bana yardıma koşuyordu. Ve der idi ki; &amp;quot;Bu hocada ben medar-ı itham birşey göremiyorum ki ve yoktur ki, ben onun ithamından temasla hissedar olayım.&amp;quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu zat yalnız okumak için bir-iki küçük imanî risalelerimi almış ve kaza ve kadere ait risalenin yarısını yazmış. Tamamlamaya vazifesi müsaade etmediği için nüshamı bana iade etmiş. Acaba dünyada böyle âlî seciyeyi taşıyan müstakim bir genci böyle bir münasebetle itham edecek bir kanun var mı? Eğer ecnebi bir düşman devletin bir adamı bir şehre gelse, misafirperverlik veya ücret mukabilinde komşusundaki bir adam hizmet etse, o hizmetle itham altına alınır mı? Halbuki bu zat bu vatanın benim gibi bir evladı ve yirmi seneden beri bu millet, hassaten Harb-i Umumî&#039;de ve İstiklal Harbinde mühim hizmetlerde bulunmuş ihtiyar ve garip bir komşuya böyle hizmet eden bir zâta hiç itiraz gelebilir mi? Farz-ı muhal olarak benim gizli yanlış fikirlerim bulunsa da, akşamdan akşama sobamı yakmaya gelmesiyle iştirâk tevehhüm edilebilir mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Eskişehir_Mahkemesi_(1935)_(Müdafaalar)#Elhas.C4.B1l|Lem&#039;alar, 27. Lem&#039;a]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
* [[Meliha]]: Süleyman Çakın&#039;ın kızı&lt;br /&gt;
* [[Burhan Çakın]]: Süleyman Çakın&#039;ın ağabeyi&lt;br /&gt;
* [[Mehmed Çalışkan]]: Üstad&#039;a Emirdağ&#039;da sahip çıkan Çalışkan ailesinde 6 kardeşten üçüncüsü olup Üstad ona &amp;quot;Emirdağı’nın Süleyman Rüşdü’sü&amp;quot; olarak hitap etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Mustafa_Ezener&amp;diff=45579</id>
		<title>Mustafa Ezener</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Mustafa_Ezener&amp;diff=45579"/>
		<updated>2024-07-23T14:22:09Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Isparta Yenice Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Gül Fabrikası]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mustafa Ezener.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mustafa Ezener&#039;&#039;&#039; Isparta nur talebelerinden olup değişik illerde yürüttüğü astsubaylık görevinden Risale-i Nur hizmetlerinde bulunmak amacıyla 1952&#039;de istifa ederek Isparta&#039;ya yerleşmiştir. Dini kitaplar sattığı bir kitapçı dükkanı açar ve burada isteyenlere gizli bölmede sakladığı Risale-i Nurları da temin eder. Isparta dışından gelenlerin Üstad ile irtibatında bu dükkan önemli görev görür. Üstad 1952&#039;den sonra Isparta&#039;da kalırken ihtiyaca binaen bazen Üstad&#039;ın evinde kalırdı. İmana hizmetinden dolayı mahkemelere verilmiş ve 1960 ihtilalinden sonra 99 gün hapis yatmıştır.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Isparta, 1915&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Mart 1974&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Isparta Yenice Mahalle mezarlığı&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/Tg2gPCJpjWmGPyAb7]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Astsubay olarak tayininin çıktığı Milas&#039;ta camide Halil İbrahim Çöllüoğlu ile tanışır ve bu vesileyle Risalelerden haberdar olur.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sâlisen: Konyalı Hacı Sabri kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sadık, Hayri, &#039;&#039;&#039;Mustafa&#039;&#039;&#039; hazır iken çok ehemmiyetli sohbetimiz, Hacı Sabri’ye mühim bir ders oldu. Bilhassa Medresetü’z-Zehra erkânlarının, hususan Hüsrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i imaniyeleri ve tahripçi dinsizlerin desiselerine set çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki farz-ı muhal binler seyyie olsa affettirir. Öyle ise başta Hüsrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkit etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesanüd ve tam kardeş olmak lâzımdır diye bu mealde bir ders oldu. İnşâallah Hacı Sabri de Hoca Sabri ve Rüşdü ve emsalleri gibi ruh u can ile alâkadar ve Hüsrev’e tam kardeş olacak, meşrep ihtilafı daha tesir etmeyecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hasta kardeşiniz Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#36. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mustafa Ezener Kabir.JPG]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Mustafa_G%C3%BCl&amp;diff=45578</id>
		<title>Mustafa Gül</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Mustafa_G%C3%BCl&amp;diff=45578"/>
		<updated>2024-07-23T13:58:59Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Sav Köyü Yukarı Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Varis]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Afyon Hapsi]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Medrese-i Nuriye (Sav)]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mustafa Gül.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039; Sav köyünde amcası ve kardeşleriyle imana ve Kur&#039;an&#039;a hizmet etmiş bir Risale-i Nur talebesidir. Üstad&#039;ın tayinatla ilgili düsturunun muhafazasına nezaret etmede varis olarak ismini belirttiği talebelerindendir. Afyon hapsinde Üstad ile beraber yatmış ve müdafaa yapmıştır.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt; Teksirle Sikke-i Tasdik-i Gaybi kitabını ilk defa çoğaltan Mustafa Gül&#039;dür.&amp;lt;ref name=&#039;c&#039;&amp;gt;Ağabeyler Anlatıyor, Ömer Özcan&amp;lt;/ref&amp;gt;  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Sav, Isparta, 1915&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 1986&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Sav köyü, Isparta, yukarı mezarlık&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/UKHYvFsBhv168fSk7]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstadı ilk defa Denizli hapsi arefesinde Isparta hapsinde, daha sonra da Üstad Emirdağ&#039;dayken amcası İbrahim Gül ile beraber ziyaret etmiştir.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eşref Edib’in neşrettiği Tarihçe-i Hayat’ın otuzuncu sahifesindeki Said’in hususiyetlerinden altı numunesinden yedinci numunesi ki mukabelesiz hediyeyi ömründe kabul etmemek, kanaat ve iktisada istinaden, şiddet-i fakrıyla beraber altmış yetmiş sene evvelki kendi talebelerinin tayinatını da kendisi verdiği acib vaziyetin şimdiki bir misali ve bir sırrı kaç senedir anlaşıldı diye vasiyetnamenin âhirinde bunu yazmanın zamanı geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, şiddet-i fakr ve istiğna ile hediye almamakla beraber Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki yasak olmayan daktilo makinesi ile intişar eden Risale-i Nur’un verdiği sermaye ile şimdi manevî Medresetü’z-Zehranın dört beş vilayetinde hayatını Risale-i Nur’a vakfeden ve nafakasına çalışmaya zaman bulamayan fedakâr Nur talebelerinin tayinatına acib bir bereketle kâfi gelen ve Nur nüshalarının fiyatı olan o mübarek sermayeyi ben öldükten sonra da o hâlis, fedakâr kardeşlerime vasiyet ediyorum ki altmış yetmiş sene evvelki kaidemi yetmiş sene sonraki şimdiki düsturlarıma aynen tatbik etsinler. İnşâallah Risale-i Nur’un tab serbestiyeti olsa o düstur daha fazla inkişaf eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Medar-ı hayrettir ki o eski zamanda Evkaf’tan beş talebenin tayinatını Van’da Eski Said kabul etmiş. O az para ile bazen talebesi yirmiye, otuza, altmışa kadar çıktığı halde kendi talebelerinin tayinatını kendisi veriyordu. O kanaat ve iktisadın bereketiyle ve kendi beş altı mavzer tüfeğini satmakla istiğna kaidesini bozmadı. O zaman meşhur Tahir Paşa gibi çok yardımcılar varken kaidesini bozmadı. O altmış yetmiş senelik düstur-u hayatının bir işaret-i gaybiye ile altmış yetmiş sene sonra o kanaat ve istiğnanın bir meyvesi inayet-i İlahiye ile ihsan edildi ki o kadar mahkemeler ve yasaklar ve müsadereler ve eski harfle izin vermemekle beraber, kaç senedir dört beş vilayet vüs’atindeki manevî Medresetü’z-Zehranın fedakâr talebelerinin tayinatını Risale-i Nur kendisi hediye etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halbuki o nüshaların bir kısm-ı mühimmini hediye olarak mukabelesiz etrafa ve âlem-i İslâm ve Avrupa’ya gönderdiği ve elindeki nafakasını Nur’un teksirine sarf ettiği halde, yine Nur’un nüshaları acib bir tarzda hem kendine hem o hâlis fedakârlarına kâfi gelmesi, eski zamandaki işaret-i gaybiyesinin bir güzel meyvesi ve bir hikmeti olduğuna kat’iyen kanaatim geldiğinden vasiyetnamemin âhirinde beyan ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu vasiyetname benden sonra bâki kalan tayinat içinde de konulsun tâ ki bazı insafsız insanlar “Bu Said günde beş on kuruşla yaşadığı ve kimseden para almadığı halde şimdiki mirası yüzer lira görünüyor, nerede buldu?” dememek için bu hakikati izhar etmek münasip olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi manevî evlatlarım, fedakâr hizmetkârlarım olan Zübeyr, Ceylan, Sungur, Bayram, Hüsnü, Abdullah, Mustafa gibi ve has ve hâlis Nur’un kahramanları olan Hüsrev ve Nazif, Tahirî, &#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039; gibi zatların nezaretinde o düsturumun muhafaza edilmesini vasiyet ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Üçüncü Kısım Mektuplar (Emirdağ-2)#Vasiyetnamenin Bir Zeyli|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039;&#039;ün Müdafaasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Afyon Ağır Ceza Mahkemesine,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben gizli bir cemiyete dâhil değilim. Zaten Üstadım Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri de öyle bir cemiyet kurmamıştır. Bizlere her zaman Kur’an hakikatlerinden ders vermiş, siyasetle alâkadar olmamızı şiddetle men’etmiştir. Yalnız büyük Üstad Said Nursî Hazretlerinin talebesiyim. Ona ve Risale-i Nur’a bütün ruh u canımla bağlıyım. Risale-i Nur ve Üstadım için bana verilecek her türlü cezaya razıyım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstadım eserleriyle, benim imanımı ve âhiret hayatımı kurtarmıştır. Onun gayesi, bütün Müslümanları ve vatandaşlarımızı imansızlıktan kurtarıp saadet-i ebediyeye nâil etmektir. Bizlerin siyasî bir maksatla alâkamız olmadığı bütün mahkemelerde tebeyyün etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hakikat böyle olduğu halde, yine haksız ve yersiz olarak mahkemeye sürüklendik. Bundan anlıyoruz ki bizim tesanüdümüzü kırmak istiyorlar. Bizim tesanüdümüz herhangi bir dünyevî ve siyasî gaye ve işe matuf değildir. Yalnız ve yalnız Üstadımız Hazretlerine çok hem pek çok hürmetkârız. Risale-i Nur’u okuyanlar fevkalâde bir imana ve İslâmiyet’e ve ahlâk ve kemalâta sahip oluyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstadımıza çok fazla muhabbet etmemek elimizden gelmiyor. Öyle bir Üstada ve öyle Risale-i Nur şakirdlerine bütün mevcudiyetimle bağlıyım. Bu bağ, idam edilsem dahi çözülmez ve kırılmaz. Ben ve bütün kardeşlerim masumuz. Risale-i Nur’un serbest bırakılmasını bütün kuvvetimizle talep ediyoruz. Yüce Üstadımıza ve masum Nurcu kardeşlerime kendimle beraber beraet verilmesini talep ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ispartalı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:14._Şuâ#Mustafa_G.C3.BCl.27.C3.BCn_M.C3.BCdafaas.C4.B1d.C4.B1r|Şualar, 14. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Ben size bugün mektup yazacaktım. Ziyade rahatsızlığım sebebiyle telaşta iken, aynı dakikada &#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039; ve İbrahim Gül geldiler. Hem bana ilaç hem teselli hem büyük sevince vesile olduklarından, o iki mübarek kardeşimi benim vekillerim ve bir mektup olarak size gönderiyorum. Onlar birer Said olarak benim bedelime sizi ziyaret ve tebrik edip sair şeylerimi de size beyan etsinler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#44. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Fihristi hitama eren Mesnevî-i Nuriye, hayatın hayatı ve gayesi ve en yüksek hakikat olan imanı taklitten tahkike, tahkikten ilmelyakîn mertebesine, ilmelyakîn mertebesinden aynelyakîn derecesine ve daha sonra da hakkalyakîne ulaştıran muazzam ve muhteşem ve pek çok risaleleri tazammun eden muhit ve hârika bir eserdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu eserin hakiki kıymetini tebarüz ettirecek en hakiki fihristi, yine onun aziz ve muhterem müellifi üstadımız yapabilirdi. Bizim çok kısa anlayışımız ve zayıf idrakimiz ve kāsır fehmimiz ve Arapçaya olan vukufsuzluğumuz, ulema-i mütebahhirînin katresine bahir dedikleri bu emsalsiz eserin fihristini kārilere pek noksan olarak takdim etmemizin âmilleri olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muhterem kāri! Bu fihriste bakıp da tılsım-ı kâinatın keşşafı, hakaik-i eşyanın miftahı, hikmet-i hilkatin dellâlı olan bu manevî hazine hükmündeki mecmuayı da o mizan ile tartma. Çünkü bizdeki acz ve noksanlık o mecmuanın kıymetiyle mebsuten değil, makûsen mütenasiptir. Güneşin bir zerre cam parçasındaki timsaline bakıp da “Güneş de bu kadardır.” deme. Çünkü o zerre, kabiliyeti kadar o güneşten feyiz alır. Sen ise âyinenin büyüklüğü nisbetinde o manevî şemsten feyiz alacaksın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem bu mecmuada bulunan yüzlerce i’lemlerden yalnız pek az bir kısmının pek cüz’î bir manası yalnız işaret için zikredilmiş. Yoksa her bir risale, hattâ her bir i’lem için bu Mesnevî fihristinin mecmuu kadar bir fihrist yapmak lâzım gelirdi. Buna da ne bizim iktidar-ı ilmimiz ve ne de makam ve ne de zaman müsait değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَسٖينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا بِاَحْسَنِ قَبُولٍ هٰذِهِ الْفِهْرِسْتَةَ النَّاقِصَةَ بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلٖينَ وَ اٰلِهٖ وَ صَحْبِهٖ اَجْمَعٖينَ اٰمٖينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039; ve Tahirî Mutlu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Fihrist_(Mesnevi)#.C4.B0.E2.80.99tizar|Mesnevi-i Nuriye, Fihrist]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Râbian: Hacca giden kardeşimiz Marangoz Ahmed, selâmetle gelmiş mi merak ediyorum? Hem Zülfikar ve Asâ-yı Musa’nın âhirinde Hüsrev’e ve yardımcılarına olan aynı duayı &#039;&#039;&#039;Mustafa Gül&#039;&#039;&#039; ve refiklerini ilâve ile Sözler mecmuasının âhirinde yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#31. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Merhum Hâfız Mehmed’in &#039;&#039;&#039;iki kardeşi&#039;&#039;&#039; o merhumun vazifesini yapmaları ve &#039;&#039;&#039;Mustafa&#039;&#039;&#039;’nın yazısı, Hüsrev’in tatlı hattına mutabık gelmesi, benim nazarımda, yeniden iki Hâfız Mehmed’i bulmuş kadar memnun oldum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#28. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Şimdi birden Sava medrese-i Nuriyenin Hacı Hâfız’ı ve merhum Hâfız Mehmed’i ve &#039;&#039;&#039;kardeşlerini&#039;&#039;&#039; ve Mehmedlerini ve Ahmedleri ve masum Nurcuları ve mübarek ihtiyar ve sair kahraman şakirdlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefattan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#39. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mustafa Gül 3.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mustafa Gül (Mezar).JPG]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*[[İbrahim Gül]]: Mustafa Gül&#039;ün amcası.&lt;br /&gt;
*[[Mehmed Gül]]: Mustafa Gül&#039;ün kardeşi.&lt;br /&gt;
*[[Ali Gül]]: Mustafa Gül&#039;ün kardeşi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=%C4%B0brahim_G%C3%BCl&amp;diff=45577</id>
		<title>İbrahim Gül</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=%C4%B0brahim_G%C3%BCl&amp;diff=45577"/>
		<updated>2024-07-23T13:57:11Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Sav Köyü Yukarı Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Medrese-i Nuriye (Sav)]]&lt;br /&gt;
[[Kategori: Fotoğrafsız]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;İbrahim Gül&#039;&#039;&#039; Risale-i Nur&#039;un neşrine büyük katkı sağlamış teksir makinesine evini tahsis etmiş Savlı bir nur talebesidir. Teksir işi 3-4 sene evinde devam etmiştir. Risale-i Nur&#039;a çok hizmet etmiş Gül ailesinin büyüklerindendir. Vefatından 1 hafta önce Üstad ziyaretine gelip gördüğü hizmetleri takdir edip ahiretteki mükafatlarıyla ilgili müjdeler vermiştir.&amp;lt;ref&amp;gt;Ağabeyler Anlatıyor, Cilt: 1, Ömer Özcan&amp;lt;/ref&amp;gt;&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Sav, Isparta, 1892&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Sav, Isparta, 1956&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Sav köyünün üst tarafındaki mezarlık&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/yX56BB4WMnBJ8yyv8]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstad ile hayattayken görüşmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben size bugün mektup yazacaktım. Ziyade rahatsızlığım sebebiyle telaşta iken, aynı dakikada Mustafa Gül ve &#039;&#039;&#039;İbrahim Gül&#039;&#039;&#039; geldiler. Hem bana ilaç hem teselli hem büyük sevince vesile olduklarından, o iki mübarek kardeşimi benim vekillerim ve bir mektup olarak size gönderiyorum. Onlar birer Said olarak benim bedelime sizi ziyaret ve tebrik edip sair şeylerimi de size beyan etsinler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Birinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-2)#44. Parça|Emirdağ Lahikası-2]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kanaatim geliyor ki bu sıralarda biz Zülfikar’ı ve Asâ-yı Musa’yı pek çok teksir etmeye mecbur olduğumuz hengâmda ve temiz olmayan matbaacılar dahi çekinmeleri aynı zamanda bu acib &#039;&#039;&#039;makine&#039;&#039;&#039; kolayca elimize verilmesi, o iki mecmuanın makbuliyetine bir işaret-i gaybiye ve inayet-i İlahiyenin bir hârika ikramıdır ve Nurların kerametidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, bir âdi mektubum için “Kim yazmış?” diye sekiz defa bana resmen sıkıntı ve eziyet verildiği aynı zamanda, sekiz yüz sahifeyi bin beş yüz nüshaya ve bir milyon sahifelere çıkaran o &#039;&#039;&#039;makine&#039;&#039;&#039;, elbette gaybdan imdadımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtiptir. Onun için bazı sahifeleri sönük çıksa zarar yoktur. Parlak kısmı, bize şimdilik yeter. İyi okunmayan kısmı ayrı yapılsın; sonra elmas kalemliler, her biri bir iki nüshayı ıslah etsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir zaman bir memlekete şimendifer geldiği vakit, arabacılar telaş edip dediler: “Bizim sanatımız bozuldu.” Halbuki şimendiferin gelmesiyle memlekette faaliyet çoğaldığından faytonculuğa iki kat ziyade ihtiyaç olmuş. İnşâallah onun gibi Nur yazıcıları değil tevakkuf belki daha ziyade yazı ile defter-i a’mallerine hasenat kaydedecekler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#54. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:İbrahim Gül kabir.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:İbrahim Gül kabir 2.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:İbrahim Gül kabir 3.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*[[Mehmed Gül]]: İbrahim Gül&#039;ün yeğeni. &lt;br /&gt;
*[[Ali Gül]]: İbrahim Gül&#039;ün yeğeni.&lt;br /&gt;
*[[Mustafa Gül]]: İbrahim Gül&#039;ün yeğeni.&lt;br /&gt;
*[[Teksir Makinesi]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Mehmed_G%C3%BCl&amp;diff=45576</id>
		<title>Mehmed Gül</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Mehmed_G%C3%BCl&amp;diff=45576"/>
		<updated>2024-07-23T13:54:27Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Engelli Kişiler]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Hafız Nur Talebeleri]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Sav Köyü Yukarı Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Medrese-i Nuriye (Sav)]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mehmed Gül.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Hafız Mehmed Gül&#039;&#039;&#039; Risale-i Nur talebesi olduktan sonra kendi köyü olan Sav&#039;da bir medreseye çevirdiği evinde özellikle çocuklara İman ve Kur&#039;an dersi vermiş bir nur talebesidir. Risalelerde bahsi geçtiği üzere şikayet üzerine evini Jandarma basmış ama bir gün bile tevkif edememişlerdir. Çanakkale gazisi olup şarapnel parçasıyla yaralandığından topal kalmıştır.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Sav, Isparta, 1890&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 31 Mart 1944 (Denizli hapishanesnde vefat eden Hafız Ali&#039;den 15 gün sonra köyünde ağaç devrilmesiyle vefat etmiştir)&amp;lt;ref name=&#039;a&#039;&amp;gt;http://www.risalehaber.com/risale-i-nurda-dort-hafiz-mehmed-227500h.htm&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Sav köyü, Isparta, yukarı mezarlık&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/yX56BB4WMnBJ8yyv8]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yalnız bu kadar var ki Isparta havalisinde yüzer genç Saidler ve Hüsrevler yetişmişler. Bu ihtiyar ve zayıf Said, dünyadan kemal-i istirahat-i kalple veda etmeye hazırdır. Ve bilhassa mühim bir Medrese-i Nuriye olan Sava köyünün başta Hacı Hâfız olarak Ahmedleri, &#039;&#039;&#039;Mehmed&#039;&#039;&#039;leri hattâ muhterem hanımları (Tahir’in refika ve kerîmeleri gibi) ve masum çocukları Risale-i Nur’la meşgul olmalarını düşündükçe bu dünyada cennet hayatının manevî bir nevini zevk ediyorum, görüyorum. Oranın Ahmedlerinin hediyesini umum o köy hesabına bir teberrük deyip öpüp başıma koydum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#54. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu defa Nur Fabrikasının sahibiyle ve tam bir muavini ve tam bir Hüsrev olan kahraman Tahir’in beşaretli mektupları ve Medrese-i Nuriye’nin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in ikinci rüyası ve üçüncü rüyanın âhirinde, malûm musibetin akabinde sarsılmayan faal &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in çocuklara hatim duasını yapması ve Risale-i Nur’u okutması, üstümüzden dağ gibi manevî ağırlıkları kaldırdılar. Cenab-ı Hak sizleri ve onları âfat-ı maneviye ve maddiyeden muhafaza etsin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#81. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu defa Sabri ve Hâfız Ali’nin mektupları, Risale-i Nur’un fevkalâde bir kerametini ve hârika kuvvetini gösteriyor. Medrese-i Nuriye’nin çalışkan ve gayyur talebeleri birkaç gün zarfında, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in zayi olan kitaplarına mukabil umumunun yazılmasını ve ona verilmesini taahhüd edinmelerine, bu havalideki şakirdleri fevkalâde mesrur eyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#84. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık, sebatkâr kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Musibetzedelerin manevî galebesi, beraeti; değil yalnız sizleri ve bizleri belki bu memleketteki bütün ehl-i imanı sevindirir bir mahiyettedir. Çünkü Risale-i Nur’un hürriyetine meydan açtı. Şimdiye kadar müsadere tevehhümüyle pek çok ihtiyata mecbur olmuştuk. Bu on sekiz senede ve bilhassa buradaki altı senede, risaleleri gizlemek hususunda pek çok zahmet çektim ve daima endişe ederek azap çekiyorduk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-ı Hakk’a Risale-i Nur’un hurufatı adedince hamd ü sena ve şükür olsun ki bu defa manevî galebesiyle o zalimane ve zulmetkârane perdeyi parçaladı. Az bir zahmetle büyük bir ücret ve geniş bir fütuhata zemin hazırladı. Ve bu iki ay tevakkuf müddeti, aynen hapsimiz hâdisesi gibi başka bir tarzda, daha geniş bir dairede Risale-i Nur’un intişarına vesile oldu. Sizleri ve bilhassa musibetzedeleri ve hususan &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’i tebrik ediyoruz ve geçmiş olsun deriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Tesettür Risalesi’yle yüz adamı, yüz gün tevkif eden ve onun gibi yüzer risalelerle bir tek adamı bir gün tevkif edemeyen bir mahkemeye hükmedip galebe çalan, sizlerin hârika sadakatiniz ve fevkalâde ihlasınız ve sarsılmaz metanetiniz ve kuvvetli tesanüdünüz olduğu bizce kat’iyet kesbetti, şüphemiz kalmadı. Cenab-ı Hak sizden ebeden razı olsun, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#89. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Üçüncüsü: Merhum Mehmed Zühdü’nün vefatı, Risale-i Nur’un hizmeti noktasında bizi çok müteessir etti. Fakat birden, geçen sene &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in bütün müsadere edilen risalelerini, on gün zarfında köyündeki Risale-i Nur şakirdleri tarafından yazıp ona vermek, çok merdane taahhüdleri hatırıma geldi ve anladım ki arslanlar yatağı olan Isparta ve havalisi, Mehmed Zühdü’nün hizmetini muzaaf bir surette yapacaklar ve o boşluğu dolduracaklar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#41. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Evvela: Bu mübarek ramazan-ı şerifteki dualar, ihlası bulmak şartıyla inşâallah makbuldür. Fakat maatteessüf ekseriyetçe Risale-i Nur şakirdlerinin nazarlarını dünyaya çevirmek ve huzur-u kalbi bozmak için bazı taarruzlar yüzünden o ihlas, o huzur-u tam bir derece zedelenir. Merak etmeyiniz, her şeyi Cenab-ı Hakk’a havale edip öyle taarruzlara ehemmiyet vermeyin. Âtıf’a da yazınız, merak etmesin ve müteessir olmasın. O da bir kaza-i İlahîdir. İnşâallah Sava Hâfız Mehmed’in hâdisesi gibi Risale-i Nur’un lehine dönecektir. (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Âtıf’a muaraza eden ve hücum eden tarîkatçı müftü ve taassuplu vaiz ve hoca ve ehl-i tarîkat, ehemmiyetli ehl-i ilim ve tarîkat, bu muarazada, en son perdesi rejim hesabına ve tarafgirliğine ve himayesine dayanıp Âtıf’ın müdafaa ettiği sünnet-i seniye mesleğine taarruz suretine girdiğini ve Risale-i Nur’a muaraza eden, bilerek veya bilmeyerek zındıkaya yardım ettiğine bir delil, bu defa adliyece benden sordular ki: Kürt Âtıf, rejim aleyhinde çalışıyor.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek onun muarızları, rejime dayandılar.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben de dedim: Rejimi reddetmek ne vazifemizdir, ne de kuvvetimiz var ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor. Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır. Hazret-i Ömer’in (ra) taht-ı hükmünde, kanun-u adalet-i şer’iyesini reddetmeyen ve ilişmeyen Yahudilere, Nasâra’ya ilişmiyordular. Demek kabul etmemek, tasdik etmemek, idarece bir cünha, bir suç teşkil etmiyor ki o çeşit muhalifler ve münkirler, en kuvvetli padişahların idaresi ve siyaseti altında bulunmuşlar.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu nokta-i nazardan, Risale-i Nur’un şakirdlerinden en müthiş bir muhalif ve rejim müessisini tel’in de etse bilfiil idareye ilişmese onun mefkûresine kanunen ilişilmez. Hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikir, onları tebrie eder.&amp;lt;/ref&amp;gt;)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#48. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâlisen: Medrese-i Nuriyenin kahramanlarından ve Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in tam vârisi Marangoz Ahmed’in Medrese-i Nuriye namına pek samimi ve hazîn taziyenamesi, beni sürurla ağlattırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#13. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Merhum &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in iki kardeşi o merhumun vazifesini yapmaları ve Mustafa’nın yazısı, Hüsrev’in tatlı hattına mutabık gelmesi, benim nazarımda, yeniden iki Hâfız Mehmed’i bulmuş kadar memnun oldum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#28. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Şimdi birden Sava medrese-i Nuriyenin Hacı Hâfız’ı ve merhum &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’i ve kardeşlerini ve Mehmedlerini ve Ahmedleri ve masum Nurcuları ve mübarek ihtiyar ve sair kahraman şakirdlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefattan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#39. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâniyen: Bu kahraman kardeşimizin, hayatta kaldığı gibi defter-i hasenatına her birimiz, manevî kazançlarımızı –umumda olduğu gibi hususi bir surette dahi– o kardeşimize hediye etmeliyiz. Ben kendim onu da Hâfız Ali, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039; ve Savalı Ahmed ve Mehmed Zühdü’nün beşincisi olarak evliya-i azîmenin has dairesinde manevî kazançlarımı ona da bağışlamaya karar verdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#68. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
O çok ehemmiyetli ve Nur hizmetinde muvaffakıyetli, merhum o mübarek zatın mükemmel vazifesini bitirip yüzer manevî evlat ve hayru’l-halef bırakıp gittiği ve terhis olduğu, rahmet ve istirahat âlemine çekildiği aynı zamanda, büyük üstadlarımın dairesine kazançlarımı bağışladığım zaman; Hâfız Ali, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;, Mehmed Zühdü ve Savlı Ahmed ve Hasan Feyzi içinde ihtiyarım olmadan Hacı Hâfız Mehmed daha hayatta iken on günden beri onların içinde görüyordum. Derdim: “Vefat edenler içinde bu da bulunsun.” İlişmedim. Hem hayatta olanlar içinde hem üstadlar dairesinde bulunmasına hayret ederdim. Şimdi bu mektubunuzdan anlaşıldı ki onun hâlisane kudsî hizmetinin bir kerameti olarak vefatını ihsas ediyordu. Hâfız Ali, Hasan Feyzi ortasında makamım var diye iş’ar ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#77. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Risale-i Nur’un kıymettar muallimi &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in kardeşi Ali Gül’ün selâmını aldım. Ben hem ona hem bütün hemşehrilerine ve Sava’nın bütün ahya ve emvatına binler selâm ve dua ederim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#11. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
İşte bu vakıaya muvafık olarak ben merhum Hâfız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehitler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanaat ile ona ve onun gibi Mehmed Zühdü’ye ve &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’e bazı dualarımda derim:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yâ Rabbi! Bunları kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye ve esrar-ı Kur’aniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eyle, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#54. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
O büyük şehit, Denizli’yi bana sevdiriyor, daha buradan gitmek istemiyorum. O ve Mehmed Zühdü ve &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;, hayatlarında gördükleri vazife-i imaniye ve Nuriyeye devam ediyorlar. Onlar pek yakından temaşa ediyorlar, belki de yardım ediyorlar. Evliya-i azîmenin dairesinde kıymetli hizmet noktasında mevki almalarından ben de o ikisinin Hâfız Mehmed’le beraber isimlerini silsilemde aktabların isimleri yanında yâd edip hediyelerimi bağışlıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#55. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hakikaten Hâfız Ali, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039; ve Mehmed Zühdü’nün vefatları; değil yalnız bize ve Isparta’ya, belki bu memlekete ve âlem-i İslâm’a büyük bir zayiattır. Fakat şimdiye kadar bir cilve-i inayet olarak Risale-i Nur’un bir şakirdi zayi olduğu zaman, der-akab iki üç tane o sistemde meydana çıktığından, kuvvetle ümitvarız ki başka şekilde o kahramanların vazifelerini görecek, ümit ettiğimizden ciddi şakirdler çıkarlar, görürler. Zaten o üç mübarek merhum zatlar, az bir zamanda, yüz senelik vazife-i imaniyeyi gördüler. Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn, onların yazdıkları ve neşrettikleri ve okudukları huruf-u Nuriye adedince onlara rahmetler eylesin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benim tarafımdan o &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in akrabasını ve mübarek köyünü taziye ediniz. Ben de onu Hâfız Ali ve Mehmed Zühdü’ye arkadaş edip üstadlarımın aktab kısmının isimleri içinde o üçünün isimlerini dâhil edip Hâfız Âkif’i dahi Âsım ve Lütfü’ye arkadaş ettim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#66. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Isparta’da ve &#039;&#039;&#039;Sava’daki taarruz&#039;&#039;&#039; bir derece umumîdir. Risale-i Nur’un intişar ettiği her tarafta bu sıralarda, şimdiye kadar bir plan dâhilinde Risale-i Nur’un fütuhatına karşı tecavüz var. Bir derece şevk ve neşeye zarar verdi, bir devre-i tevakkuf açtı. Şimdiki kahtlığa o tevakkuf sebebiyet veriyor. Fakat Cenab-ı Hakk’a şükür, Isparta ve havalisi kahramanları çelik gibi bir metanet göstermeleri, sair yerlerin de kuvve-i maneviyelerini takviye ediyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı ihtiyatsız ve dikkatsizlerin yüzünden cüz’î zararlar olduğundan, ihtiyat ve dikkat her vakit lâzımdır. Barla’da Risale-i Nur’un muvakkat tatili sebebiyle yağmursuzluk başladığı gibi ve Risale-i Nur’un müdahalesiyle yağmurun Barla etrafındaki daireye mahsus olarak gelmesi ve Isparta’nın Risale-i Nur’a karşı iştiyaklarıyla –Hüsrev’in dediği gibi– yağmur fevkalâde bir surette imdada gelmesi gibi pek çok emarelerle ve burada Risale-i Nur münasebetiyle vücuda gelen yüzer hâdiselerin delâletiyle deriz ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu Anadolu’ya ayn-ı rahmet olan Risale-i Nur’a karşı, bu acib zamanda böyle umumî ve geniş bir taarruzla ve bazı yerlerde tatile mecbur olması, bu kaht u galâyı ve bu acib ihtikârı ve bereketsizlik ve açlığı netice verdiğine bize kanaat verdi. Şimdi yanımdaki Emin ve Feyzi gibi sair arkadaşlarım da aynı kanaattedirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#13. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mehmed Gül 3.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*[[İbrahim Gül]]: Hafız Mehmed Gül&#039;ün amcası.&lt;br /&gt;
*[[Mustafa Gül]]: Hafız Mehmed Gül&#039;ün kardeşi.&lt;br /&gt;
*[[Ali Gül]]: Hafız Mehmed Gül&#039;ün kardeşi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
	<entry>
		<id>https://nurpedia.org/index.php?title=Mehmed_G%C3%BCl&amp;diff=45575</id>
		<title>Mehmed Gül</title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://nurpedia.org/index.php?title=Mehmed_G%C3%BCl&amp;diff=45575"/>
		<updated>2024-07-23T13:53:37Z</updated>

		<summary type="html">&lt;p&gt;İbrahimigde: /* Şahsi Bilgiler */&lt;/p&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;div&gt;[[Kategori:Şahıs]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Engelli Kişiler]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Hafız Nur Talebeleri]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Kabri Sav Köyü Yukarı Mezarlığında Olanlar]]&lt;br /&gt;
[[Kategori:Medrese-i Nuriye (Sav)]]&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mehmed Gül.JPG|thumb|left]]&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Hafız Mehmed Gül&#039;&#039;&#039; Risale-i Nur talebesi olduktan sonra kendi köyü olan Sav&#039;da bir medreseye çevirdiği evinde özellikle çocuklara İman ve Kur&#039;an dersi vermiş bir nur talebesidir. Risalelerde bahsi geçtiği üzere şikayet üzerine evini Jandarma basmış ama bir gün bile tevkif edememişlerdir. Çanakkale gazisi olup şarapnel parçasıyla yaralandığından topal kalmıştır.&amp;lt;ref name=&#039;b&#039;&amp;gt;Isparta kahramanları, Himmet Koçoğlu&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Şahsi Bilgiler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Diğer İsimleri:&#039;&#039;&#039; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Doğum Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; Sav, Isparta, 1890&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Vefat Yeri ve Tarihi:&#039;&#039;&#039; 31 Mart 1944 (Denizli hapishanesnde vefat eden Hafız Ali&#039;den 15 gün sonra köyünde ağaç devrilmesiyle vefat etmiştir)&amp;lt;ref name=&#039;a&#039;&amp;gt;http://www.risalehaber.com/risale-i-nurda-dort-hafiz-mehmed-227500h.htm&amp;lt;/ref&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Kabrinin Yeri:&#039;&#039;&#039; Sav köyü, Isparta, yukarı mezarlık&amp;lt;ref name=&#039;b&#039; /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&#039;&#039;&#039;Harita Konumu:&#039;&#039;&#039; [https://maps.app.goo.gl/yX56BB4WMnBJ8yyv8]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yalnız bu kadar var ki Isparta havalisinde yüzer genç Saidler ve Hüsrevler yetişmişler. Bu ihtiyar ve zayıf Said, dünyadan kemal-i istirahat-i kalple veda etmeye hazırdır. Ve bilhassa mühim bir Medrese-i Nuriye olan Sava köyünün başta Hacı Hâfız olarak Ahmedleri, &#039;&#039;&#039;Mehmed&#039;&#039;&#039;leri hattâ muhterem hanımları (Tahir’in refika ve kerîmeleri gibi) ve masum çocukları Risale-i Nur’la meşgul olmalarını düşündükçe bu dünyada cennet hayatının manevî bir nevini zevk ediyorum, görüyorum. Oranın Ahmedlerinin hediyesini umum o köy hesabına bir teberrük deyip öpüp başıma koydum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#54. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu defa Nur Fabrikasının sahibiyle ve tam bir muavini ve tam bir Hüsrev olan kahraman Tahir’in beşaretli mektupları ve Medrese-i Nuriye’nin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in ikinci rüyası ve üçüncü rüyanın âhirinde, malûm musibetin akabinde sarsılmayan faal &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in çocuklara hatim duasını yapması ve Risale-i Nur’u okutması, üstümüzden dağ gibi manevî ağırlıkları kaldırdılar. Cenab-ı Hak sizleri ve onları âfat-ı maneviye ve maddiyeden muhafaza etsin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#81. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Bu defa Sabri ve Hâfız Ali’nin mektupları, Risale-i Nur’un fevkalâde bir kerametini ve hârika kuvvetini gösteriyor. Medrese-i Nuriye’nin çalışkan ve gayyur talebeleri birkaç gün zarfında, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in zayi olan kitaplarına mukabil umumunun yazılmasını ve ona verilmesini taahhüd edinmelerine, bu havalideki şakirdleri fevkalâde mesrur eyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#84. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Aziz, sıddık, sebatkâr kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Musibetzedelerin manevî galebesi, beraeti; değil yalnız sizleri ve bizleri belki bu memleketteki bütün ehl-i imanı sevindirir bir mahiyettedir. Çünkü Risale-i Nur’un hürriyetine meydan açtı. Şimdiye kadar müsadere tevehhümüyle pek çok ihtiyata mecbur olmuştuk. Bu on sekiz senede ve bilhassa buradaki altı senede, risaleleri gizlemek hususunda pek çok zahmet çektim ve daima endişe ederek azap çekiyorduk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-ı Hakk’a Risale-i Nur’un hurufatı adedince hamd ü sena ve şükür olsun ki bu defa manevî galebesiyle o zalimane ve zulmetkârane perdeyi parçaladı. Az bir zahmetle büyük bir ücret ve geniş bir fütuhata zemin hazırladı. Ve bu iki ay tevakkuf müddeti, aynen hapsimiz hâdisesi gibi başka bir tarzda, daha geniş bir dairede Risale-i Nur’un intişarına vesile oldu. Sizleri ve bilhassa musibetzedeleri ve hususan &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’i tebrik ediyoruz ve geçmiş olsun deriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Tesettür Risalesi’yle yüz adamı, yüz gün tevkif eden ve onun gibi yüzer risalelerle bir tek adamı bir gün tevkif edemeyen bir mahkemeye hükmedip galebe çalan, sizlerin hârika sadakatiniz ve fevkalâde ihlasınız ve sarsılmaz metanetiniz ve kuvvetli tesanüdünüz olduğu bizce kat’iyet kesbetti, şüphemiz kalmadı. Cenab-ı Hak sizden ebeden razı olsun, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Önceki_Mektuplar_(Kastamonu)#89. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Üçüncüsü: Merhum Mehmed Zühdü’nün vefatı, Risale-i Nur’un hizmeti noktasında bizi çok müteessir etti. Fakat birden, geçen sene &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in bütün müsadere edilen risalelerini, on gün zarfında köyündeki Risale-i Nur şakirdleri tarafından yazıp ona vermek, çok merdane taahhüdleri hatırıma geldi ve anladım ki arslanlar yatağı olan Isparta ve havalisi, Mehmed Zühdü’nün hizmetini muzaaf bir surette yapacaklar ve o boşluğu dolduracaklar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#41. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Evvela: Bu mübarek ramazan-ı şerifteki dualar, ihlası bulmak şartıyla inşâallah makbuldür. Fakat maatteessüf ekseriyetçe Risale-i Nur şakirdlerinin nazarlarını dünyaya çevirmek ve huzur-u kalbi bozmak için bazı taarruzlar yüzünden o ihlas, o huzur-u tam bir derece zedelenir. Merak etmeyiniz, her şeyi Cenab-ı Hakk’a havale edip öyle taarruzlara ehemmiyet vermeyin. Âtıf’a da yazınız, merak etmesin ve müteessir olmasın. O da bir kaza-i İlahîdir. İnşâallah Sava Hâfız Mehmed’in hâdisesi gibi Risale-i Nur’un lehine dönecektir. (Hâşiye&amp;lt;ref&amp;gt;Âtıf’a muaraza eden ve hücum eden tarîkatçı müftü ve taassuplu vaiz ve hoca ve ehl-i tarîkat, ehemmiyetli ehl-i ilim ve tarîkat, bu muarazada, en son perdesi rejim hesabına ve tarafgirliğine ve himayesine dayanıp Âtıf’ın müdafaa ettiği sünnet-i seniye mesleğine taarruz suretine girdiğini ve Risale-i Nur’a muaraza eden, bilerek veya bilmeyerek zındıkaya yardım ettiğine bir delil, bu defa adliyece benden sordular ki: Kürt Âtıf, rejim aleyhinde çalışıyor.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek onun muarızları, rejime dayandılar.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben de dedim: Rejimi reddetmek ne vazifemizdir, ne de kuvvetimiz var ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor. Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır. Hazret-i Ömer’in (ra) taht-ı hükmünde, kanun-u adalet-i şer’iyesini reddetmeyen ve ilişmeyen Yahudilere, Nasâra’ya ilişmiyordular. Demek kabul etmemek, tasdik etmemek, idarece bir cünha, bir suç teşkil etmiyor ki o çeşit muhalifler ve münkirler, en kuvvetli padişahların idaresi ve siyaseti altında bulunmuşlar.&amp;lt;br /&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu nokta-i nazardan, Risale-i Nur’un şakirdlerinden en müthiş bir muhalif ve rejim müessisini tel’in de etse bilfiil idareye ilişmese onun mefkûresine kanunen ilişilmez. Hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikir, onları tebrie eder.&amp;lt;/ref&amp;gt;)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#48. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâlisen: Medrese-i Nuriyenin kahramanlarından ve Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in tam vârisi Marangoz Ahmed’in Medrese-i Nuriye namına pek samimi ve hazîn taziyenamesi, beni sürurla ağlattırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#13. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Merhum &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in iki kardeşi o merhumun vazifesini yapmaları ve Mustafa’nın yazısı, Hüsrev’in tatlı hattına mutabık gelmesi, benim nazarımda, yeniden iki Hâfız Mehmed’i bulmuş kadar memnun oldum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#28. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Şimdi birden Sava medrese-i Nuriyenin Hacı Hâfız’ı ve merhum &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’i ve kardeşlerini ve Mehmedlerini ve Ahmedleri ve masum Nurcuları ve mübarek ihtiyar ve sair kahraman şakirdlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefattan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#39. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Sâniyen: Bu kahraman kardeşimizin, hayatta kaldığı gibi defter-i hasenatına her birimiz, manevî kazançlarımızı –umumda olduğu gibi hususi bir surette dahi– o kardeşimize hediye etmeliyiz. Ben kendim onu da Hâfız Ali, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039; ve Savalı Ahmed ve Mehmed Zühdü’nün beşincisi olarak evliya-i azîmenin has dairesinde manevî kazançlarımı ona da bağışlamaya karar verdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#68. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
O çok ehemmiyetli ve Nur hizmetinde muvaffakıyetli, merhum o mübarek zatın mükemmel vazifesini bitirip yüzer manevî evlat ve hayru’l-halef bırakıp gittiği ve terhis olduğu, rahmet ve istirahat âlemine çekildiği aynı zamanda, büyük üstadlarımın dairesine kazançlarımı bağışladığım zaman; Hâfız Ali, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;, Mehmed Zühdü ve Savlı Ahmed ve Hasan Feyzi içinde ihtiyarım olmadan Hacı Hâfız Mehmed daha hayatta iken on günden beri onların içinde görüyordum. Derdim: “Vefat edenler içinde bu da bulunsun.” İlişmedim. Hem hayatta olanlar içinde hem üstadlar dairesinde bulunmasına hayret ederdim. Şimdi bu mektubunuzdan anlaşıldı ki onun hâlisane kudsî hizmetinin bir kerameti olarak vefatını ihsas ediyordu. Hâfız Ali, Hasan Feyzi ortasında makamım var diye iş’ar ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:İkinci_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#77. Parça|Emirdağ Lahikası-1]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Risale-i Nur’un kıymettar muallimi &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in kardeşi Ali Gül’ün selâmını aldım. Ben hem ona hem bütün hemşehrilerine ve Sava’nın bütün ahya ve emvatına binler selâm ve dua ederim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#11. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
İşte bu vakıaya muvafık olarak ben merhum Hâfız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehitler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanaat ile ona ve onun gibi Mehmed Zühdü’ye ve &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’e bazı dualarımda derim:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yâ Rabbi! Bunları kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye ve esrar-ı Kur’aniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eyle, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#54. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
O büyük şehit, Denizli’yi bana sevdiriyor, daha buradan gitmek istemiyorum. O ve Mehmed Zühdü ve &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;, hayatlarında gördükleri vazife-i imaniye ve Nuriyeye devam ediyorlar. Onlar pek yakından temaşa ediyorlar, belki de yardım ediyorlar. Evliya-i azîmenin dairesinde kıymetli hizmet noktasında mevki almalarından ben de o ikisinin Hâfız Mehmed’le beraber isimlerini silsilemde aktabların isimleri yanında yâd edip hediyelerimi bağışlıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#55. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
----&lt;br /&gt;
Hakikaten Hâfız Ali, &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039; ve Mehmed Zühdü’nün vefatları; değil yalnız bize ve Isparta’ya, belki bu memlekete ve âlem-i İslâm’a büyük bir zayiattır. Fakat şimdiye kadar bir cilve-i inayet olarak Risale-i Nur’un bir şakirdi zayi olduğu zaman, der-akab iki üç tane o sistemde meydana çıktığından, kuvvetle ümitvarız ki başka şekilde o kahramanların vazifelerini görecek, ümit ettiğimizden ciddi şakirdler çıkarlar, görürler. Zaten o üç mübarek merhum zatlar, az bir zamanda, yüz senelik vazife-i imaniyeyi gördüler. Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn, onların yazdıkları ve neşrettikleri ve okudukları huruf-u Nuriye adedince onlara rahmetler eylesin, âmin!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benim tarafımdan o &#039;&#039;&#039;Hâfız Mehmed&#039;&#039;&#039;’in akrabasını ve mübarek köyünü taziye ediniz. Ben de onu Hâfız Ali ve Mehmed Zühdü’ye arkadaş edip üstadlarımın aktab kısmının isimleri içinde o üçünün isimlerini dâhil edip Hâfız Âkif’i dahi Âsım ve Lütfü’ye arkadaş ettim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:13._Şuâ#66. Parça|Şualar, 13. Şua]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Risale-i Nur&#039;daki Diğer Alakalı Yerler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Isparta’da ve &#039;&#039;&#039;Sava’daki taarruz&#039;&#039;&#039; bir derece umumîdir. Risale-i Nur’un intişar ettiği her tarafta bu sıralarda, şimdiye kadar bir plan dâhilinde Risale-i Nur’un fütuhatına karşı tecavüz var. Bir derece şevk ve neşeye zarar verdi, bir devre-i tevakkuf açtı. Şimdiki kahtlığa o tevakkuf sebebiyet veriyor. Fakat Cenab-ı Hakk’a şükür, Isparta ve havalisi kahramanları çelik gibi bir metanet göstermeleri, sair yerlerin de kuvve-i maneviyelerini takviye ediyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı ihtiyatsız ve dikkatsizlerin yüzünden cüz’î zararlar olduğundan, ihtiyat ve dikkat her vakit lâzımdır. Barla’da Risale-i Nur’un muvakkat tatili sebebiyle yağmursuzluk başladığı gibi ve Risale-i Nur’un müdahalesiyle yağmurun Barla etrafındaki daireye mahsus olarak gelmesi ve Isparta’nın Risale-i Nur’a karşı iştiyaklarıyla –Hüsrev’in dediği gibi– yağmur fevkalâde bir surette imdada gelmesi gibi pek çok emarelerle ve burada Risale-i Nur münasebetiyle vücuda gelen yüzer hâdiselerin delâletiyle deriz ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu Anadolu’ya ayn-ı rahmet olan Risale-i Nur’a karşı, bu acib zamanda böyle umumî ve geniş bir taarruzla ve bazı yerlerde tatile mecbur olması, bu kaht u galâyı ve bu acib ihtikârı ve bereketsizlik ve açlığı netice verdiğine bize kanaat verdi. Şimdi yanımdaki Emin ve Feyzi gibi sair arkadaşlarım da aynı kanaattedirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Said Nursî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#13. Parça|Kastamonu Lahikası]])&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Resimler/Fotoğraflar==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[[Dosya:Mehmed Gül 3.png]]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==İlgili Maddeler==&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*[[İbrahim Gül]]: Hafız Mehmed Gül&#039;ün amcası.&lt;br /&gt;
*[[Mustafa Gül]]: Hafız Mehmed Gül&#039;ün kardeşi.&lt;br /&gt;
*[[Ali Gül]]: Hafız Mehmed Gül&#039;ün kardeşi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
==Kaynakça==&lt;/div&gt;</summary>
		<author><name>İbrahimigde</name></author>
	</entry>
</feed>