Yirmi Altıncı Söz

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: Yirmi Beşinci SözSözlerYirmi Yedinci Söz: Sonraki Risale

Bu risaleyi okumak için Yirmi Altıncı Söz okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Yirmi Altıncı Söz (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Yirmi Altıncı Söz veya Kader Risalesi Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden 1934 yılının ortalarına kadar zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Sözler kitabının 26. risalesidir. Hicr suresinin "Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz." mealindeki 21. ayeti ile Yasin suresinin "Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) sayıp yazmışızdır." mealindeki 12. ayetinin ve bu mealideki diğer ayetlerin kadere dair sırrını tefsir eden ve kaderi yani her şeyin Allah'ın takdiriyle olduğunu ispat eden bir risaledir. İmam-ı Mübin, Kitab-ı Mübin ve Levh-i Mahfuz’un varlığı; öldükten sonra haşrin, amellerin ortaya döküleceğinin ve mizan'da amellerin tartılacağının gerçekleşeceği; hem hayrı (iyilikler) hem de şerri (kötülükler) Allah'ın yarattığı ve kötülüğün yaratılmasının değil insanın iradesiyle kötülüğe yönelmesinin kötü olduğu; ve musibet ve hastalıklarda insanların şikayete hakkının olmadığı gibi büyük İslam alimlerinin uzun açıklamalarla ancak belli bir ilmi alt yapısı olanlara (havassa) bildirebildiği meseleleri herkesin anlayabileceği şekilde kısa izahlarla ispat eden bir eserdir. Ayrıca kader ve cüz-i ihtiyarî hakkında bilgi verip imana dahil edilmelerinin hikmetini, kader ve cüz-i ihtiyarînin nasıl bağdaştığını, kadere imanın ne derece kuvvetli ve geniş olduğunu, bedihi ve nazari kader meselelerini ve kadere imanın ruha bir ağırlık vermediğini izah eder. Son kısmında nefsi terbiyeye vesile olarak dersler verir. Zeylinde (ekinde) ise Bediüzzaman Kur’an’dan istifade ettiği acz, fakr, şefkat ve tefekkür yolunu izah eder.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü halk ve icad, umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu, çok hayırlı neticelere mukaddime olduğu için o şerrin icadı, neticeler itibarıyla hayır olur, hayır hükmüne geçer.

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Kader Risalesi, Risale-i Kader, Kadere Dair (Risale), Kader Sözü

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

26. Söz'ün de içinde olduğu Sözler 1927-1930 yılları arasında Barla'da telif edilmiştir.[1]

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Sözler kitabının içinde yer almıştır.

İçeriği

  1. Mebhas: Kader ve cüz-i ihtiyarî hakkında bilgi ve imana dahil edilmelerinin hikmeti, hayır ve şerrin Allah tarafından yaratılması
  2. Mebhas: Kader ve cüz-i ihtiyarînin nasıl bağdaştığı
  3. Mebhas: Kadere imanın ne derece kuvvetli ve geniş olduğu, bedihi ve nazari kader ile imam-ı mübin ve kitab-ı mübin meseleleri, kadere imanın ruha bir ağırlık vermemesi
  4. Mebhas: Musibet ve belalar dahil Kaderin her şeyinin güzel ve hayır olması
  • Hatime: Nefsi teslime mecbur eden beş fıkra
  • Zeyl: Bediüzzaman'ın Kur’an’dan istifade ettiği mesleğinin dört hatvesi (adımı)

Uzunluğu

Toplam 15,5 büyük sayfa

  • 26. Söz: 12 büyük sayfa
  • Zeyli: 3,5 büyük sayfa

Ekleri

  • Bediüzzaman'ın Kur’an’dan istifade ettiği mesleğinin dört hatvesini (adımını) beyan eden bir parçadır.
  • 26. Söz'ün fihristinde bu risalenin hâtimesinin hâtimesinde 6 mesele (bunlardan biri Fetih Suresinin sonundaki ayetlerin harflerindeki sırlara dairdir) olduğu yazılıdır ama Sözler'de bu kısımlar yoktur.

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Hz. Ali'nin Celcelutiye kasidesinde sureleri sayarken 26. mertebede بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَ سَائِلٍ (Meali: Mülk Sûresinin hakkı için, yine Kalem (Nun) Sûresinin hürmetine) cümlesinde bahsi geçen kalem (nun) suresinin ilk ayetinin meali "Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki" şeklindedir ve burada geçen "nun" kelimesi bütün kalemlerin ve yazma işlerinin aslı olan kader kalemine ve Allah'ın ezeli ilmine işaret eder ve Celcelutiye'de 26. mertebede geçen bu kelime Kader Risalesi kuvvetli bir işaretle bakar.

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler


  • Kader ve cüz-i ihtiyarî'ye dair bahisler İşarat-ül İ'caz tefsirinin Bakara Suresinin 7. ayetinin tefsiri kısmında da mevcuttur.
  • İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin hakkında 10. Mektup'ta bir bahis vardır (aynı bahis 30. Söz'de de mevcuttur)
  • Risale-i Nur'da Şeytan'ın yaratılışının hikmeti, Hz. Adem'in cenneten dünyaya gönderilmesinin hikmeti, Allah'ın insan ve hayvanlara hastalık, bela ve musibetler vermesinin hikmeti ve insanların bunlardan şikayete haklarının olmadığı, şerrin Allah tarafından yaratılmasının hikmeti, kafirlerin cehennemde ebedi kalmaları gibi kadere dair çeşitli bahisler izah edilmiştir. Tüm bu bahisler Kader maddesinde okunabilir.
  • Şeytandan istiaze sırrına dair olan 13. Lema'da kaderle alakalı bazı soruların cevapları verilmiştir.
  • İsm-i A'zam hakkındaki 30. Lema'nın Hayy ismine dair 4. Remzinin sonunda hayatın kadere iman rüknüne işareti izah edilmiştir.
  • Mesnevi-i Nuriye'de Onuncu Risale'de Kader, Kaza ve Ata hakkında bir parça mevcuttur.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Hem mesela, sırr-ı kader ve cüz-i ihtiyarînin halli için koca Sa’d-ı Taftazanî gibi bir allâme; kırk elli sahifede, meşhur Mukaddimat-ı İsna Aşer namıyla Telvih nam kitabında ancak hallettiği ve ancak havassa bildirdiği aynı mesaili, kadere dair olan Yirmi Altıncı Söz’de, İkinci Mebhas’ın iki sahifesinde tamamıyla hem herkese bildirecek bir tarzda beyanı, eser-i inayet olmazsa nedir?

(28. Mektup)

Bu Risaleye Atıflar

Birinci şıkkın cevabı şudur ki Kader Risalesi’nde izah edildiği gibi: Halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü halk ve icad, umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu, çok hayırlı neticelere mukaddime olduğu için o şerrin icadı, neticeler itibarıyla hayır olur, hayır hükmüne geçer.

Mesela, ateşin yüz hayırlı neticeleri var. Fakat bazı insanlar sû-i ihtiyarıyla ateşi kendilerine şer yapmakla “Ateşin icadı şerdir.” diyemezler.

Öyle de şeytanların icadı, terakkiyat-ı insaniye gibi çok hikmetli neticeleri olmakla beraber, sû-i ihtiyarıyla ve yanlış kesbiyle şeytanlara mağlup olmakla, “Şeytanın hilkati şerdir.” diyemez. Belki o, kendi kesbiyle kendine şer yaptı. Evet, kesb ise mübaşeret-i cüz’iye olduğu için hususi bir netice-i şerriyenin mazharı olur; o kesb-i şer, şer olur. Fakat icad, umum neticelere baktığı için icad-ı şer, şer değil belki hayırdır.

İşte Mutezile bu sırrı anlamadıkları için “Halk-ı şer şerdir ve çirkinin icadı çirkindir.” diye Cenab-ı Hakk’ı takdis için şerrin icadını ona vermemişler, dalalete düşmüşler. وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهٖ وَ شَرِّهٖ olan bir rükn-ü imanîyi tevil etmişler.

(13. Lem'a)


Birkaç işaretle, başka yerlerde yani Yirmi İkinci, On Dokuzuncu, Yirmi Altıncı Sözlerde izah edilen birkaç meseleye işaret ederiz.

Hem hatıra gelmesin ki kısacık bir ömürde nasıl ebedî bir azaba müstahak olur? Zira küfür; şu mektubat-ı Samedaniye derecesinde ve kıymetinde olan kâinatı manasız, gayesiz bir derekeye düşürdüğü için bütün kâinata karşı bir tahkir olduğu gibi, bu mevcudatta cilveleri, nakışları görünen bütün esma-i kudsiye-i İlahiyeyi inkâr ile red ve Cenab-ı Hakk’ın hakkaniyet ve sıdkını gösteren gayr-ı mütenahî bütün delillerini tekzip olduğundan nihayetsiz bir cinayettir. Nihayetsiz cinayet ise nihayetsiz azabı icab eder.

(10. Söz)


Gel, bir parça gezelim, şu medeni ahali içinde ne var, ne yok görelim. İşte bak her yerde, her köşede, müteaddid fotoğraflar kurulmuş, suret alıyorlar. Bak, her yerde müteaddid kâtipler oturmuşlar, bir şeyler yazıyorlar. Her şeyi kaydediyorlar. En ehemmiyetsiz bir hizmeti, en âdi bir vukuatı zapt ediyorlar. Hâ, şu yüksek dağda padişaha mahsus bir büyük fotoğraf kurulmuş ki (Hâşiye: Şu suretin işaret ettiği manaların bir kısmı Yedinci Hakikat’te beyan edilmiş. Yalnız burada padişaha mahsus bir büyük fotoğraf işareti ve hakikati “Levh-i Mahfuz” demektir. Levh-i Mahfuz’un tahakkuk-u vücudu Yirmi Altıncı Söz’de şöyle ispat edilmiş ki: Nasıl küçük küçük cüzdanlar, büyük bir kütüğün vücudunu ihsas eder ve küçük küçük senetler, bir defter-i kebirin bulunduğunu iş’ar eder ve küçük kesretli tereşşuhatlar, büyük bir su menbaını işmam eder.

Aynen öyle de küçük küçük cüzdanlar hükmünde, hem birer küçük Levh-i Mahfuz manasında, hem büyük Levh-i Mahfuz’u yazan kalemden tereşşuh eden küçük küçük noktalar suretinde olan benî-beşerin kuvve-i hâfızaları, ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdekleri, tohumları; elbette bir hâfıza-i kübrayı, bir defter-i ekberi, bir levh-i mahfuz-u a’zamı ihsas eder, iş’ar eder ve ispat eder, belki keskin akıllara gösterir.) bütün bu yerlerde ne cereyan eder, suretini alıyorlar. Demek, o zat emretmiş ki mülkünde cereyan eden bütün muamele ve işler zapt edilsin. Demek oluyor ki o zat-ı muazzam bütün hâdisatı kaydettirir, suretini alır. İşte şu dikkatli hıfz ve muhafaza, elbette bir muhasebe içindir.

(10. Söz)


İmam-ı Mübin, ilim ve emr-i İlahînin bir nevine bir unvandır ki âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani zaman-ı halden ziyade mazi ve müstakbele nazar eder. Yani her şeyin vücud-u zahirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlahînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Söz’de hem Onuncu Söz’ün hâşiyesinde ispat edilmiştir.

(30. Söz)


O gece benden sual ettiniz, ben cevabını vermedim. Çünkü mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. Siz münakaşa suretinde bahsetmiştiniz. Şimdilik münakaşanızın esası olan üç sualinize gayet muhtasar bir cevap yazıyorum. Tafsilini, Eczacı Efendinin isimlerini yazmış olduğu Sözler’de bulursunuz. Yalnız, kader ve cüz-ü ihtiyarîye ait Yirmi Altıncı Söz hatırıma gelmemişti, size söylememiştim, ona da bakınız fakat gazete gibi okumayınız.

(12. Mektup)


Yirmi Altıncı Söz’ün hâtimelerinde denildiği gibi nasıl ki bir mahir sanatkâr, kıymettar bir elbiseyi murassa ve münakkaş surette yapmak için bir miskin adamı, lâyık olduğu bir ücrete mukabil model yaparak kendi sanat ve maharetini göstermek için o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır; o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaziyetler verir. Şu miskin adamın hiçbir hakkı var mıdır ki o sanatkâra desin: “Beni güzelleştiren bu elbiseye neden ilişip tebdil ve tağyir ediyorsun ve beni kaldırıp oturtup meşakkatle benim istirahatimi bozuyorsun?”

(24. Mektup)


Yirmi Altıncı Söz’de sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi musibet ve hastalıklarda insanların şekvaya üç vecihle hakları yoktur.

(2. Lem'a)


İşte âhir-i Feth’in mezkûr üç âyeti, on vücuh-u i’cazından yalnız ihbar-ı gaybî vechinin çok vücuhundan yalnız yedi vechini bahsettik. Cüz-i ihtiyarî ve kadere dair Yirmi Altıncı Söz’ün âhirinde, şu âhirki âyetin hurufatının vaziyetindeki mühim bir lem’a-i i’caza işaret edilmiştir.

(7. Lem'a)


Şeytandan istiaze sırrına dairdir. On üç işaret yazılacak. O işaretlerin bir kısmı, müteferrik bir surette Yirmi Altıncı Söz gibi bir kısım risalelerde beyan ve ispat edildiğinden burada yalnız icmalen bahsedilecek.

(13. Lem'a)


Yirmi Altıncı Söz’de denildiği gibi mesela gayet zengin, gayet mahir bir sanatkâr; güzel sanatını, kıymettar servetini göstermek için miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassa ve gayet sanatlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Hârika enva-ı sanatını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zata dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun, beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun.” demeye hak kazanabilir mi? Merhametsizlik, insafsızlık ettin diyebilir mi?

(25. Lem'a)


52. Hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu inkâr yoluna sapmak gibi bir tezada düşmüştür.

C: Risale-i Nur'dan Kader Risalesi olan Yirmi Altıncı Söz'ün sırr-ı kaderi emsalsiz bir surette beyanı ve imanın erkânlarını Risale-i Nur'un hârika bir tarzda isbatı meydanda iken böyle bir iftira, garazkârlıktan başka bir şey değildir.

(14. Şua, Hata-Savab Cedveli)


Hem Yirmi Altıncı Söz olan Risale-i Kader’de “iman-ı bi’l-kader” rüknünü ispat eden bütün deliller, dolayısıyla haşre ve neşr-i suhufa ve mizan-ı ekberdeki muvazene-i a’male delâlet ederler. Çünkü her şeyin mukadderatını gözümüz önünde nizam ve mizan levhalarında kaydetmek ve her zîhayatın sergüzeşt-i hayatiyelerini kuvve-i hâfızalarında ve çekirdeklerinde ve sair elvah-ı misaliyede yazmak ve her zîruhun hususan insanların defter-i a’mallerini elvah-ı mahfuzada tesbit etmek ve geçirmek; elbette öyle muhit bir kader ve hakîmane bir takdir ve müdakkikane bir kayıt ve hafîzane bir kitabet, ancak mahkeme-i kübrada umumî bir muhakeme neticesinde daimî bir mükâfat ve mücazat için olabilir. Yoksa o ihatalı ve inceden ince olan kayıt ve muhafaza, bütün bütün manasız, faydasız kalır, hikmete ve hakikate münafî olur.

(9. Şua)


Bu mektubunuzda Yirmi Altıncı Söz’ün Zeyli’nde bahis buyurulan ve عَلَى قَدْرِ الطَّاقَةِ hükmüne tevfik-i harekete çalıştığım yol ki acz, fakr, şefkat, tefekkür tarîkıdır. Aziz ve muhterem Üstadımın tarif ve tavsiye ve irşad buyurdukları kestirme, Kur’anî ve nurani caddedir. İnşâallah bu yoldan dönmem. Temenni ederim ki hiç eksilmeyen ve vazife namı altında uhdeme tevdi edilen işler, bu sene duanızla ve hayırlısıyla biraz azalır da hakiki hizmete daha ziyade çalışırım. وَمِنَ اللّٰهِ التَّوْفٖيقُ

Hulusi

(Barla Lahikası)


Yeni Sözler ile alâkadarlık edenlere, evvelki üç Hâfız ile mutaf Hâfız Mahmud Efendi’ye selâm hem dua ediyorum. Sebat etsinler; onları kardeş dairesine dâhil etmişim, talebe dairesine girmeye çalışsınlar. Siz kimi intihab etseniz benim de kabulümdür. Hoca İsmail Hakkı Efendi’ye çok selâm ve dua ediyorum. Madem az adam ile konuşan İşaratü’l-İ’caz onunla hayli konuşmuş, ben de o zatı ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ediyorum. İşaratü’l-İ’caz ile iktifa etmesin. İşaratü’l-İ’caz’ı tefsir eden ve hakaikini aydınlattıran ve göz görür derecesinde gösteren Sözler’i, Mektuplar’ı okusun. Hususan Yirmi Beşinci, Yirmi Altıncı Sözler’i, Yirminci ve Otuz Üçüncü Mektupları gibi intihab ettiği risaleleri de okusun. Başta Bekir ve Hüsrev kardeşlerime selâm ve dua ederim ve dualarını isterim.

(Barla Lahikası)


On Üçüncü Nota: Yirmi Altıncı Söz’ü اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ âyetlerini, مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ hadîsini, Birinci Söz’ü, mecazî muhabbetteki makul dereceyi göstererek taklitten tahkike geçmek lüzumunu…

Hulusi

(Barla Lahikası)

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Ben şimdi Celcelutiye’yi okurken بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَ سَائِلٍ cümlesinde Risale-i Kader’e işaret eden ve yirmi altıncı mertebede ثُمَّ نُونْ Suresi Kader Sözü’yle münasebeti nedir, kalbime gelmesi anında ihtar edildi: “O surenin başını oku!”

Ben de okurken gördüm ki: نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ âyeti bütün kalemlerin ve tastir ve kitabetlerin aslı, esası, ezelî me’hazi ve sermedî üstadı, kaderin kalemi ve Nur ve ilm-i ezelînin nuruna işaret eden ن kelimesidir. Demek وَالذَّارِيَاتِ Zerrat Risalesi’ne işareti gibi kuvvetli bir münasebetle ن kelimesi Risale-i Kader’e kuvvetli işaretle bakar.

(14. Şua)

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ

وَ كُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فٖٓى اِمَامٍ مُبٖينٍ

mealindeki âyâtın sırr-ı kadere ait ve “İman-ı bi’l-kader hayrihî ve şerrihî minallahi teâlâ”nın ispatına medar mühim bir hakikatini dört mebhas ile öyle bir surette tefsir eder ki havassın fikirleri yetişmediği esrar-ı kaderiyeyi, basit avamların zihinlerine takrib edip anlattırıyor.

Hâtimesinde, en kısa ve en selim ve en müstakim bir tarîkın esasını dört hatve namıyla tezkiye-i nefsin ve tekemmül-ü ruhun medarı olan dört mühim dersi veriyor.

Ve hâtimenin hâtimesinde mesail-i müteferrikadan altı mesele var ki birisi Sure-i Feth’in âhirindeki âyetin bir sırr-ı i’caziyesini açıyor.

(Fihrist (Sözler))

Diğer Bahisler

Şeyh Mustafa’ya selâmımı tebliğ ile beraber de ki: Yazdığın Kader Sözü beni çok memnun etti. Dua ile kardeşlik hakkını eda ettiğin gibi bunun yazmasıyla talebelik hukukunu dahi kaza ettin. Allah senden razı olsun. Yazdığını Abdülmecid’e gönderiyorum. O, yüzlerce adama okutturacak, her birisinden sevap sana gelecek.

(Barla Lahikası)


Yeni harfle Isparta Sümerbank Fabrikasında bir zat bir mektubunda bir sual soruyor. Benim bedelime siz, Kader Risalesi’ni ona tavsiye edersiniz. Ben hem rahatsızım hem hususi mektuplar yazamıyorum. Hem Zübeyr de Ankara’ya gitmiş hem yeni harfi de bilemiyorum. Bera-yı malûmat size gönderdim.

(Emirdağ 2 Lahikası)


İşte mağrur olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyar birisisin ki evvel yetiştin. Yirmi dört adet Sözler’i meşâgil-i dünyeviye içinde yazmaklığın, benim bu hüsn-ü zannımı teyid etti. Fakat bâki kalan Sözler çok mühimdirler hususan İ’caz-ı Kur’an ve Kader Sözleri. İnşâallah ötekileri sana yazdıran, bunları dahi yazdıracak. Şimdiye kadar yazdığın Sözler’i bir vakit gönder, güzelce tashih edip göndereceğim.

(Barla L.)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Nasıl ki beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir.


Mesela, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte kader-i İlahî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir.


Nasıl ki bir azîm sefinenin dümencisi, vazifesinin adem-i îfasıyla, sefine gark olup bütün hademelerin netice-i sa’yleri iptal olur. Bütün o tahribat, bir ademe terettüp ediyor.


Çünkü on kuvvetli adam, bir evin muhafazasını ve tamiratını deruhte etse haylaz bir çocuğun o haneye ateş vermeye çalışmasına karşı, o çocuğun velisine, belki padişahına müracaata, yalvarmaya mecbur olması gibi;…


Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farz edilse o âyine yalnız mukabilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertip ile tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça o âyinenin mukabil dairesi genişlenir. Gitgide, bütün iki taraf mesafeyi birden bir anda tutar. İşte şu âyine şu vaziyette onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez.


Sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp “Nereyi istersen seni oraya götüreceğim.” desen o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette “Sen istedin!” diyerek itab edip üstünde bir tokat vuracaksın.


İki adam, bir padişahın payitahtına giderler. O padişahın mahall-i garaib olan has sarayına girerler. Biri, padişahı bilmez; o yerde gasıbane, sârıkane tavattun etmek ister. Fakat o bahçe, o sarayın iktiza ettikleri idare ve tedbir ve vâridat ve makinelerini işlettirmek ve garib hayvanatın erzakını vermek gibi zahmetli külfetleri görür, mütemadiyen ızdırap çeker. O cennet gibi bahçe, başına bir cehennem gibi oluyor. Her şeye acıyor. İdare edemiyor. Teessüfle vaktini geçirir. Sonra da o hırsız edepsiz adam, te’dib suretiyle hapse atılır. İkinci adam, padişahı tanır, padişaha kendini misafir bilir. Bütün o bahçede, o sarayda olan işler, bir nizam-ı kanunla cereyan ettiğini, her şey bir programla, kemal-i suhuletle işlediğini itikad eder. Zahmet ve külfetleri, padişahın kanununa bırakıp kemal-i safa ile o cennet-misal bahçenin bütün lezzetlerinden istifade edip padişahın merhametine ve idare kanunlarının güzelliğine istinaden her şeyi hoş görür, kemal-i lezzet ve saadetle hayatını geçirir.


Gayet zengin, nihayet derecede sanatkâr ve çok sanatlarda mahir bir zat; âsâr-ı sanatını hem kıymettar servetini göstermek için âdi bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için bir ücrete mukabil bir saatte murassa, musanna yaptığı gömleği giydirir, onun üstünde işler ve vaziyetler verir, tebdil eder. Hem her nevi sanatını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam o zata dese: “Bana zahmet veriyorsun. Eğilip kalkmakla vaziyet veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun.” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin.” diyebilir mi?

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. 26. Söz'de Geçen Ayetler Listesi

Bu Risalede Geçen Hadisler

  1. Risalede Nasıl Geçtiği: مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ
    Meali: Kadere iman eden, kederden emin olur.
    Kaynağı: Müsned-ül Firdevs 1/113; ed-Deylemî, el-Müsned 1:113; el-Müsâvî, Feyzu'l-Kadîr 3:187; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl 1:106
    Kaynaklarda geçen şekli: Kadere iman, hemm ve hüznü giderir (Müsned-ül Firdevs)
  2. Risalede Nasıl Geçtiği: اِنَّ اللّٰهَ لَيُؤَيِّدُ هٰذَا الدّٖينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ
    Meali: Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir adamla da teyid ve takviye eder.
    Kaynağı: Buhari, Cihad: 182, Meğâzî: 38, Kader: 5; Müslim, İmân: 178; İbn-i Mâce, Fiten: 35; Dârimî, Siyer: 73; Müsned, 2:309, 5:45
    Kaynaklarda geçen şekli: Cennet'e ancak müslüman olan kişi girebilir.. ve bu dini Cenab-ı Allah, facir bir kimse ile de kuvvetlendirir. (Buhari)
  3. Risalede Nasıl Geçtiği: İlm-i ezelî, hadîsin tabiriyle “Manzar-ı a’lâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı a’lâdadır.”
    Kaynağı:
    Kaynaklarda geçen şekli:

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Âdil
  2. Ahkemü’l-Hâkimîn
  3. Alîm
  4. Cenab-ı Hakk
  5. Fâtır-ı Bîmisal
  6. Fâtır-ı Zülcelal
  7. Hafîz
  8. Hak
  9. Hakîm
  10. Hakîm-i Mutlak
  11. Hâlık-ı semavat ve arz
  12. Kadîr
  13. Kadîr-i Zülcelal
  14. Mabud
  15. Mabud-u Hakiki
  16. Mahbub-u Hakiki
  17. Mûcid-i Hakiki
  18. Rab
  19. Rahîm
  20. Rahman
  21. Sâni’-i Zülcelal
  22. Vâhib-i Hayat
  23. Zat-ı Vâcibü’l-vücud

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Kur’an
  2. Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan

Bu Risalede Geçen Salavatlar

  1. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مِنَ الْاَزَلِ اِلَى الْاَبَدِ عَدَدَ مَا فٖى عِلْمِ اللّٰهِ وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ صَحْبِهٖ وَ سَلِّمْ
    Meali: Allahım! Efendimiz Muhammed'e, âl ve ashâbına, ezelden ebede, ilm-i İlâhînin mevcudatı adedince salât ve selâm et.

Bu Risalede Geçen Dualar

Bu Risalede Geçen Zikirler

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

  1. O iradenin bir eline duayı ver ki silsile-i hasenatın bir meyvesi olan cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki onun eli seyyiattan kısalsın ve o şecere-i mel’unenin bir meyvesi olan zakkum-u cehenneme yetişmesin.
  2. Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak. Kalp ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık.

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

  1. Emr-i itibarî ise illet-i tamme istemez ki illet-i tamme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı ref’etsin. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüçhaniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir.
  2. Abd hâlık-ı ef’ali bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı o vakit ihtiyarı ref’ olurdu.
  3. Tereccuh bilâ-müreccih muhaldir.
  4. İlm-i sarf kaidesince ism-i fâil, bir emr-i nisbî olan masdardan müştaktır. Yoksa bir emr-i sabit olan hasıl-ı bi’l-masdardan inşikak etmez.
  5. Dua ve tevekkül, meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tövbe dahi meyelan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar.
  6. Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani “Her şey, Cenab-ı Hakk’ın takdiriyledir.”
  7. “Kitab-ı Mübin” denilen irade ve evamir-i tekviniyenin defteri ve “İmam-ı Mübin” denilen ilm-i İlahînin bir divanı olan Levh-i Mahfuz
  8. Hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır.
  9. Cenab-ı Hakk’a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur.
  10. İnsan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever.
  11. مَا لَمْ يَجِبْ لَمْ يُوجَدْ (Meali: Birşey vâcip olmazsa, vücuda gelmez.)
  12. Kader ve cüz-i ihtiyarî, İslâmiyet’in ve imanın nihayet hududunu gösteren, halî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir.
  13. Kader, cüz-i ihtiyarî; iman ve İslâmiyet’in nihayet meratibinde kader, nefsi gururdan ve cüz-i ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki mesail-i imaniyeye girmişler.
  14. Manen terakki etmeyen avam içinde kaderin cây-ı istimali var.
  15. İnsan seyyiatından tamamen mes’uldür… fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur.
  16. Hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlahiye ve icad eden kudret-i Rabbaniyedir.
  17. Seyyiatı isteyen, nefs-i insaniyedir (ya istidat ile ya ihtiyar ile)
  18. Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir.
  19. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesîri terk etmek, şerr-i kesîr olur.
  20. Kader, hakiki illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar, zahirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin aynı adaletinde zulme düşerler.
  21. Küfür ve isyan ve seyyie tahriptir, ademdir.
  22. Bizzarure herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder.
  23. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır.
  24. Adem-i ilmimiz, onun ademine delâlet etmez.
  25. Kader, ilim nevindendir. İlim, malûma tabidir.
  26. Malûmun zatı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder.
  27. Ezel; mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir.
  28. Kader, sebeple müsebbebe bir taalluku var.

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. Yoksa mütemerrid nüfus-u emmarenin işledikleri seyyiatının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara in’am olunan mehasinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-i ihtiyarîye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-i ihtiyariyeye zıt bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.
  2. İnsan yalnız dua ile iman ile şuur ile rıza ile onlara sahip olur.
  3. Zira küfür, çendan bir seyyiedir. Fakat bütün kâinatı kıymetsizlikle ve abesiyetle tahkir ve delail-i vahdaniyeti gösteren bütün mevcudatı tekzip ve bütün tecelliyat-ı esmayı tezyif olduğundan, bütün kâinat ve mevcudat ve esma-i İlahiye namına Cenab-ı Hak kâfirden şedit şikayet ve dehşetli tehdidat etmek; ayn-ı hikmettir ve ebedî azap vermek, ayn-ı adalettir.
  4. Cenab-ı Hak, Ahkemü’l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp irade-i külliyesi ona nazar eder
  5. Her şeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir.
  6. Bir çekirdekte hem bedihî olarak irade ve evamir-i tekviniyenin unvanı olan “Kitab-ı Mübin”den haber veren ve işaret eden hem nazarî olarak emir ve ilm-i İlahînin bir unvanı olan “İmam-ı Mübin”den haber veren ve remzeden iki kader tecellisi var
  7. Kudret masdardır, kader mistardır.
  8. Kadere iman o kadar lezzetli, saadetlidir ki tarif edilmez.
  9. Vücud, hayr-ı mahz; adem, şerr-i mahz olduğuna…
  10. Tevakkuf, sükûnet, sükût, atalet, istirahat, yeknesaklık; keyfiyatta ve ahvalde birer ademdir.
  11. Müzekkâ olmadığın için belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin.
  12. Bazı ehl-i velayet, dünyanın dünya cihetiyle ademine hükmetmişler.
  13. Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç-ender hiçim fakat bu mevcudatı birden isterim.
  14. Yanlış anlaşılmasın, acz ve fakr ve kusurunu Cenab-ı Hakk’a karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.
  15. O tarîkler içinde, kāsır fehmimle Kur’an’dan istifade ettiğim acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkıdır.
  16. Şu hatvede tezkiyesi, tathiri: Onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.
  17. Nisyan-ı nefis içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
  18. Kemalini kemalsizlikte, kudretini aczde, gınasını fakrda bilmektir.
  19. Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır.
  20. Mevcudatı mevcudat hesabına hizmetten azlederek, mana-yı ismiyle bakmamaktır.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Cebriye: Ya Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mutezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaat’i bırakıp fırka-i dâlleye girersin.
  2. Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Ya Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mutezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaat’i bırakıp fırka-i dâlleye girersin.
  3. Eş'ari: Fakat Eş’arî, ona mevcud nazarıyla baktığı için abde vermemiş.
  4. Matüridi: Cüz-i ihtiyarînin üssü’l-esası olan meyelan, bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir.
  5. Mutezile: Ya Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mutezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaat’i bırakıp fırka-i dâlleye girersin.
  6. Ehl-i Vahdet-ül Vücud: Çünkü kâinatı ehl-i vahdetü’l-vücud gibi huzur-u daimî kazanmak için idama mahkûm zannedip ‌لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ hükmetmeye veyahut ehl-i vahdetü’ş-şuhud gibi huzur-u daimî için kâinatı nisyan-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip ‌لَا مَشْهُودَ اِلَّا هُوَ demeye mecbur olmuyor.
  7. Ehl-i Vahdet-üş Şuhud: Çünkü kâinatı ehl-i vahdetü’l-vücud gibi huzur-u daimî kazanmak için idama mahkûm zannedip ‌لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ hükmetmeye veyahut ehl-i vahdetü’ş-şuhud gibi huzur-u daimî için kâinatı nisyan-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip ‌لَا مَشْهُودَ اِلَّا هُوَ demeye mecbur olmuyor.

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Yirmi Beşinci SözSözlerYirmi Yedinci Söz: Sonraki Risale

Kaynakça