İşkodralı Tahir Paşa

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
(Tahir Paşa sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Tahir Paşa.png

İşkodralı Tahir Paşa 19. yy.ın sonu ile 2. Meşrutiyet yıllarında Musul, Van ve Bitlis valiliği yapmış bir zattır. Van valiliği dönemi ise 1898-1906 yılları arasındadır. Bediüzzaman gençliğinde Van'da 15 sene kaldığında Tahir Paşa döneminde kışları Vali Tahir Paşa'nın konağında misafir kaldığında çok sohbetleri olmuştur. Bu yıllarda Bediüzzaman Türkçe'yi öğrenmiş (hatta ilk Türkçe mektubunu Tahir Paşa'ya yazmıştır), müsbet ilimlere aşinalık kazanmış, Tahir Paşa'nın konağında münazaralara katılmış, Kur'an-ı Kerim'i 15 günde hıfzetmiş, daha önce Bitlis'te ezberlediği 40 metin kitabına ek olarak 50 adet daha ezberlemiş, hatta geceleri yatmadan önce 2,5 saat hafızasındaki tekrar etmiş, Alem-i İslam'ın durumunu mütalaa etmiş ve gazeteleri okumuştur. 2. Abdülhamid Tahir Paşa'yı sever ve takdir ederdi. Hatta Tahir Paşa Üstad'ı İstanbul'a gitmeye teşvik ettiğinde 2. Abdülhamid'e bir referans mektubu yazmıştır. Tahir Paşa'nın oğlu Cevdet Bey de kendisi gibi Van valiliği yapmıştır ve Üstad'ın Horhor medresesinden talebesidir.[1][2]

Şahsi Bilgiler[düzenle]

Diğer İsimleri: Tahir Paşa

Doğum Yeri ve Tarihi: Eski Potgoriça yeni Titograt, Arnavutluk, 1847[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: İstanbul, Kasım 1913

Kabrinin Yeri: Sahra-yı Cedid Mezarlığı, İstanbul

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı[düzenle]

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri[düzenle]

Bediüzzaman gençliğinde ilk olarak Tahir Paşa Bitlis valisiyken tanışmış[3] ve daha sonra 15 sene kaldığı Van'da o sırada Vali olan Tahir Paşa ile çok münasebetleri olmuştur.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

Mesela bir coğrafya muallimini, mübahaseye girişmeden evvel, yirmi dört saat içerisinde eline geçirdiği bir coğrafya kitabını hıfzetmek suretiyle, ertesi gün Van Valisi merhum Tahir Paşa’nın konağında onu ilzam eder. Ve yine aynı surette bir muaraza neticesinde beş gün zarfında kimya-yı gayr-ı uzvîyi (inorganik kimya) elde ederek, kimya muallimiyle muarazaya girişir ve onu da ilzam eder.

...

Van’da bulunduğu vakit, merhum Vali Tahir Paşa, Avrupa kitaplarını tetebbu ederek kendisine sualler tertip edip sorardı. Bunların hiçbirisini görmediği ve Türkçeyi de yeni konuşmaya başladığı halde, cevabında tereddüt etmezdi. Bir gün kitapları görür ve Tahir Paşa’nın bunlardan sual tertip ettiğini anlayarak az bir zamanda kitapların muhtevasını elde eder.

O zamanda en büyük gaye ve düşüncesi, Mısır’daki Camiü’l-Ezhere mukabil Bitlis ve Van’da “Medresetü’z-Zehra” isminde bir dârülfünun vücuda getirmekti. Bu teşebbüsünü kuvveden fiile çıkarmak niyetinde olup bunu tasarlıyordu.

Van’da yaz zamanlarını, Başit ve Beytüşşebab namındaki yaylalarda geçiriyordu. Bir gün Tahir Paşa’ya, mezkûr dağların başında temmuzda bile buz bulunduğunu söyler. Tahir Paşa itiraz eder ve “Temmuzda kat’iyen oralarda buz bulunmaz.” iddiasında bulunur. Yaylada iken bir gün bunu hatırlayarak Tahir Paşa’ya yazdığı ilk Türkçe mektubunda der:

— Ey Paşa! Başit başında buz tuttu. Görmediğin şeyi inkâr etme. Her şey senin malûmatında münhasır değildir, vesselâm.

...

Bedîüzzaman, riyaziyede hârikulâde bir sürat-i intikale mâlik idi. Herhangi bir müşkül meseleyi, zihnen hemen hallederdi. Hattâ cebir mukabele ilminde bir risale telif etmişti. Tahir Paşa nezdinde hesap meseleleri münakaşa mevzuu olduğunda hesaba dair hangi mesele bahsedilse başkaları ve en mahir kâtipler neticeyi bulamadan, Molla Said zihnen çıkarıyordu. Çok defalar böyle yarışlara girişir ve umumunda daima birinci gelirdi. Bir defasında şöyle bir sual sordular:

— On beş müslim, on beş gayr-ı müslim farz edilerek birbiri ardına dizilince bunlara yapılacak her kurada gayr-ı müslime isabet etmesi matlubdur. Nasıl taksim edilir?

Bu suale cevaben:

— Bunların yüz yirmi dört vaziyet-i muhtemelesi vardır, diyerek yapar.

Hem de der:

— Bundan daha müşkülünü de kendim icad ederim. İki bin beş yüz vaziyet-i muhtemeleye göre yaparım.

İki saat zarfında yüz adamdan elli adet gayr-ı müslimi o vaziyette taksim eder ki daima kurayı gayr-ı müslime düşürür. Ve hattâ beş yüz gayr-ı müslim olmakla iki yüz elli bin vaziyet-i muhtemele üzerine bir mesele çıkarttı ve Tahir Paşa’ya göstererek bir risale şeklinde yazdı (Hâşiye[4]).

Bedîüzzaman Van’da bulunduğu zamanlarda, Vali Tahir Paşa ile bazı gazetelerden havadis okurdu. Bilhassa İslâmiyet’i alâkadar eden hususlara dikkat ederdi. Van’daki ikameti esnasında, âlem-i İslâm’ın vaziyetini bir derece öğrenmiş bulunuyordu. Bir gün Tahir Paşa bir gazetede şu müthiş haberi ona göstermişti. Haber şu idi:

İngiliz Meclis-i Mebusanında Müstemlekat Nâzırı, elinde Kur’an-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta:

Bu Kur’an, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’an’ı onların elinden kaldırmalıyız yahut Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız, diye hitabede bulunmuş.

İşte bu müthiş haber, onda tarifin fevkinde bir tesir uyandırmıştı. İstidadı şimşek gibi alevli, duyguları ve bütün letaifi uyanık ve ilim, irfan, ihlas, cesaret ve şecaat gibi hârika inayet ve seciyelere mazhar olan Bedîüzzaman’ın, bu havadis üzerine: “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” diye kuvvetli bir niyet ruhunda uyanır ve bu sâikle çalışır. (Hâşiye[5])

Bedîüzzaman Şarkî Anadolu’da “Medresetü’z-Zehra” namında bir dârülfünun açmak, ya Van’da veyahut da Diyarbakır’da dârülfünun derecesinde bir medrese tesisine çalışmak için İstanbul’a geldi. İstanbul’a gelişini bir muharrir şöyle tasvir etmişti: “Şark’ın yalçın kayalıklarından bir ateşpare-i zekâ, İstanbul âfakında tulû etti.”

İstanbul’a gelmeden evvel bir gün Tahir Paşa:

— Şark ulemasını ilzam ediyorsun fakat İstanbul’a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin? Demişti.

(Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)


Cây-ı dikkat ve ehemmiyetli bir tevafuktur ki Risaletü’n-Nur müellifi bin üç yüz on altı (1316) sıralarında mühim bir inkılab-ı fikrî geçirdi. Şöyle ki:

O tarihe kadar ulûm-u mütenevviayı, yalnız ilimle tenevvür için merak ederdi, okurdu, okuturdu. Fakat birden o tarihte merhum vali Tahir Paşa vasıtasıyla Avrupa’nın Kur’an’a karşı müthiş bir sû-i kasdları var olduğunu bildi. Hattâ bir gazetede İngiliz’in bir müstemlekat nâzırı demiş:

“Bu Kur’an, İslâm elinde varken biz onlara hakiki hâkim olamayız. Bunun sukutuna çalışmalıyız.” dediğini işitti, gayrete geldi. Birden makam-ı cifrîsi bin üç yüz on altı (1316) olan فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ fermanını manen dinleyerek bir inkılab-ı fikrî ile merakını değiştirdi. Bütün bildiği ulûm-u mütenevviayı Kur’an’ın fehmine ve hakikatlerinin ispatına basamaklar yaparak hedefini ve gaye-i ilmiyesini ve netice-i hayatını, yalnız Kur’an bildi. Ve Kur’an’ın i’caz-ı manevîsi, ona rehber ve mürşid ve üstad oldu. Fakat maatteessüf o gençlik zamanında çok aldatıcı arızalar yüzünden bilfiil o vazifenin başına geçmedi. Bir zaman sonra Harb-i Umumî’nin tarraka ve gürültüsü ile uyandı. O sabit fikir canlandı, bi’l-kuvveden bilfiile çıkmaya başladı.

(1. Şua, 21. Ayet)


Medar-ı hayrettir ki o eski zamanda Evkaf’tan beş talebenin tayinatını Van’da Eski Said kabul etmiş. O az para ile bazen talebesi yirmiye, otuza, altmışa kadar çıktığı halde kendi talebelerinin tayinatını kendisi veriyordu. O kanaat ve iktisadın bereketiyle ve kendi beş altı mavzer tüfeğini satmakla istiğna kaidesini bozmadı. O zaman meşhur Tahir Paşa gibi çok yardımcılar varken kaidesini bozmadı.

(Emirdağ Lahikası 2)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

İlgili Resimler/Fotoğraflar[düzenle]

Tahir Paşa Konağı.png

Bediüzzaman'ın Van'da bir müddet misafir kaldığı Van Valisi Tahir Paşa konağının bugünkü hali

İlgili Maddeler[düzenle]

  • Tahir Cevdet Belbez: Tahir Paşa'nın kendisi gibi Van valiliği yapmış ve Üstad'ın dostu olan oğlu.

Kaynakça[düzenle]

  1. 1,0 1,1 https://sorularlarisale.com/tahir-pasa-van-valisi
  2. Mufassal Tarihçe-i Hayat, A. Badıllı, 1. Cilt, Sf: 118)
  3. http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/1920921268_13_Bozkurt_(237-254).pdf
  4. Maatteessüf o risale Van’da bir yangında yanmıştır.
  5. Said Nursî, altmış beş sene evvel Van’da Vali Tahir Paşa’nın yanında iken okuduğu bir gazetede, İngiliz Müstemlekat Nâzırı’nın İngiliz Meclis-i Mebusanında elinde Kur’an’ı göstererek “Bu Kur’an, Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız.” sözü üzerine, ruhunda bir feveran ve nihayetsiz bir gayret uyanır. Kur’an’ın bir mu’cize olduğunu ispat ederek her tarafa neşretmek ve kâfirleri tam susturmak ister, buna kat’î karar verir. Van’da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi âlem-i İslâm’ın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.
    Nazirsiz bir allâme olan Bedîüzzaman, daha genç yaşında görünen müstesna zekâ ve ilminden de anlaşıldığı gibi sair emsalleri fevkinde kendisine ayrıca hikmet-i Kur’aniye talim edilmişti. Kendisi, asr-ı hazırın ihtiyacını karşılayacak, zamanın ilmî ve edebî seviyesinin fevkinde bütün dünyaya Kur’an’ın mu’cize olduğunu ispat ve herkesi ikna edebilecek bir kabiliyet, metanet, emel ve fedakârlık taşıyordu.
    Bir buğday tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ gibi bir ağacın zuhuru, kudret-i İlahiyeyi açıkça gösterdiği gibi; maddî hiçbir kuvvete sahib olmayan, bilakis mazlum ve bir nevi elleri kolları bağlı bir vaziyette Bedîüzzaman’ın çekirdek-misal hayatı ve hizmetiyle tarihin en dehşetli bir devrinde hem Anadolu hem âlem-i İslâm hem dünyanın ekserisine de maddeten tesir edecek ve zihniyetlerini değiştirecek manevî, küllî ve cihan-şümul bir inkişafın zuhuru; aynen bir kudret-i mutlaka ve istihdam-ı İlahî ve sevk-i Rabbanî ile olduğu akla ve kalbe görünmektedir.
    Filhakika bir eserinde tahdis-i nimet suretinde hizmet-i imaniyeye ait inayet-i İlahiyeden bahsederken şöyle der:
    Eski Harb-i Umumî’de ve daha evvellerinde bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı’nın altındayım. Birden o dağ, müthiş infilak etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki merhum validem yanımdadır. Dedim:
    Ana korkma! Cenab-ı Hakk’ın emridir. O hem Rahîm’dir hem Hakîm’dir.
    Birden o halette iken baktım ki mühim bir zat bana âmirane diyor ki:
    İ’caz-ı Kur’an’ı beyan et!
    Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılabdan sonra Kur’an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’an, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’an’a hücum edilecek; i’cazı, onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım.