Nihat Yazar

Risale-i Nur Ansiklopedisi - Külliyat, istişareler, çalışmalar sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Nihat Yazar Volkan gazetesi sahibi idi. El-Ezher'de tahsil gördü. Gazetesinde Üstad hakkında 'Bediüzzaman'ı zehirlediler' başlığı altında bir yazı yazmıştı. Üstad hazretleri kendisine selam gönderip dua ettiğini bildirmiş ve bu yazının kendi Tarihçe-i Hayatına konmasını istemişti.[1][2][3]

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri:

Doğum Yeri ve Tarihi: Adana, Osmaniye, 1925[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: 2004[2]

Kabrinin Yeri:

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri

Hayattayken Bediüzzaman'ı ziyaret edememiştir.[1]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bedîüzzaman’ı Zehirlediler

Bundan yedi sene önce kanunların çiğnendiği, beşer haklarının çarmıha gerildiği, hürriyetlerin hiçe sayıldığı, şahsî arzu ve ihtirasatın kanunlardan üstün tutulduğu bir devr-i rezilanede, Afyon vilayetinin Emirdağ kazasına seksenlik bir ihtiyar, bir din âlimi sürülüyor. Nüfus kütüğüne kaydettirilip burada ikamete mecbur ediliyor. Tek gayesi, Kur’an-ı Kerîm’in ahkâmını tebliğ, insanları doğruya, iyiye ve namusluluğa sevk etmek olan bir fikir adamı, nefyediliyor. Her cephesinde kan döktüğü kendi öz yurdunda, Engizisyon Mahkemelerinin dahi insanoğluna reva görmeyeceği zulme, işkencelere tabi tutuluyor. Sakalına, bıyığına, kılık kıyafetine karışılıyor; jandarma dipçikleri altında ölüme mahkûm ediliyor.

Sürgün olarak gönderildiği yerde dahi rahat bırakılmıyor. Ecdadından misafirperverliği; ihtiyarların, garib ve kimsesizlerin yardımına koşmayı miras alan her Türk gibi bu kaza halkı da ilmî eserleriyle, ef’al ve hareketleriyle müsellem olan bu zatın yardımına koşmayı vicdanî bir vazife telakki ediyor.

İslâm’ın ve ilmin izzet ü vakarını şerefle muhafaza etmesini bilen ve aslâ dünya zevkleri için mihnet kabul etmeyen bu şahsın, siyasî hiçbir parti ve teşekkülle de kat’iyen alâkası yoktur.

Türkiye’de iman ve karakter sahibi her fikir adamına yapıldığı gibi bu kimsenin muhtelif defalar evi aranmış, mahkemelere verilmiş, bütün eserleri, mektupları en ufak teferruatına varıncaya kadar müsadere edilerek suçsuz yere hapishanelerde süründürülmüştür.

Evet, suçsuz yere diyoruz. Çünkü vali ve kaymakamından tutunuz da karakoldaki jandarmasına varıncaya kadar Üstada eza ve cefa etmek, hapishanelerde süründürmek bir vesile-i iftihar; şefin gözüne girebilmek, terfi-i makam edebilmek gibi süflî hırslarla yanıp kavrulanlar için ise bulunmaz bir fırsat olmuştur.

Bu zulüm, bu işkencenin sebeplerini, o devrin dine karşı olan temayülünde, vicdan hürriyetine ve İslâmiyet’e yaptığı baskıda aramak lâzımdır. Bu halin, o devirde hiç de acayip olan bir tarafı yoktur. Zira o devirde memlekette; dinsiz, materyalist, behimî hislerinin zebunu, köle ruhlu bir nesil yetiştirilmek istenirken, bu zatın kendi hayatını istihkar derecesinde ortaya atılıp hürriyetle, ahlâkla, imanla meşbu’, hayvanî hislerin esiri olmayan bir gençlik istemesi ve bu uğurda çalışması elbette hoş görülmezdi. Millet haklarını çiğneyip milyonların sırtından ahtapotlar gibi geçinmeyi şiar edinenler için korkulacak bir haldir bu.

Takipler, baskılar senelerce devam etti. Onunla konuşanların, mektuplaşanların, hizmetine koşanların evleri arandı, kendileri Afyon Hapishanesinde çürütülerek çoluk çocukları sokaklarda sürünmeye mahkûm edildi.

Onun el yazması Kur’an-ı Kerîm’i ile bunun tefsiri olan Risale-i Nur parçaları birer hıyanet-i vataniye evrakı imiş gibi müsadere edilip savcılıklara devredildi. Muhakemesine mevkufen devam edilerek, yirmi ay suçsuz yere hapishanede bırakıldı.

Öyle bir an geldi ki bu vak’aların cereyan ettiği Afyon Hapishanesi, Allah’a inanmaktan ve onun emirlerini yerine getirmekten gayrı hiçbir suçu olmayan masum vatandaşlarla dolup taştı. Onlara reva görülen zulüm, işkence, şeytanları bile dehşete düşürdü, ayyuka çıktı, vahşet halini aldı. Nasıl Kudüs-ü Şerif, Yahudilerin vahşetine ve peygamberlere yapılan zulümlere sahne olmuşsa Afyon şehri de insan haklarının çiğnenip vatandaş haklarının çarmıha gerildiği ikinci bir şehir oldu.

14 Mayıs seçimleriyle çeyrek asrın diktatoryası zîr ü zeber edilip, çatır çatır yıkılırken millet, kendi mukadderatına hâkim olmaktan duyduğu hudutsuz bir sevinç içerisinde bayram ediyor.

14 Mayıs’tan sonra her şeyin değişeceğini beklerken yine görüyoruz ki vali ve kaymakamlar eski alışkanlıklarına devamdalar.

Taharri memurları yine konuşan iki üç vatandaşın peşinde ve yine Bedîüzzaman’ın evi tarassud altında. Öyle ki bir jandarma çavuşu bile elinde arama emri olmadan Türkiye Cumhuriyeti kanunlarıyla müeyyed bulunan mesken masûniyetine tecavüz ediyor. Ve bu cüretkâr, bir türlü ceza görmüyor. Yine Üstadın kılık kıyafetiyle uğraşılıyor. Devr-i sâbıkta olduğu gibi, ziyaretine gelenler yine kaydedilip karakollara çağrılıyor.

Kendisini milletine hasreden seksen yaşındaki ihtiyar bir din âlimi, öldürülmek isteniyor hem de Ramazan Bayramı akşamı, iftar yemeğine zehir konulmak suretiyle.

Bu ne feci, bu ne tahammül edilmez bir haldir. Tecrit edilmiş, daimî bir tarassud altında, kapısında bekçi… O, içeride ölümle baş başa bırakılıyor.

Heyhat! Geliniz ey ehl-i İslâm! Hep beraber ağlaşalım. Hayır, hayır! Gözyaşlarıyla, feryat ile tedavisi mümkün değil bu derdin. Allah için uğraşalım.

Nihat Yazar

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 1,2 http://www.bediuzzamansaidnursi.org/icerik/nihat-yazar
  2. 2,0 2,1 http://www.rne.com.tr/portreler/nihat-yazar-1925-2004/
  3. http://www.risalehaber.com/said-nursiden-kuran-cevherlerini-nasil-bulacagimi-ogrendim-235687h.htm