Molla Abdullah

Risale-i Nur Ansiklopedisi - Külliyat, istişareler, çalışmalar sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Molla Abdullah, Bediüzzaman hazretlerinin ağabeyidir. Küçük yaşta önce kardeşine ders vermiş, sonra ondan ders almaya başlamıştır. Bedia (? - 1970) adında bir kızı ve Abdurrahman (1903 - 1928) adında oğlu vardı. Abdurrahman, Bediüzzaman'ın hem yeğeni hem talebesi idi. Amcası ile 1918-1923 yılları arasında beraber kaldılar. Daha sonra Bediüzzaman Ankara'daki hükümet ile uyuşamayıp Van'a gittiğinde Abdurrahman Ankara'da kalıp memur oldu, 5-6 yıl sonra vefat etti. Vahdeti Suad Sipahioğlu (1928 - ?) adından bir oğlu, onun da Abdurrahman Sipahioğlu (d. 1956) adında bir oğlu ve Hatice Elçin (d. 1969) adında bir kızı vardır.[1].

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri:

Doğum Yeri ve Tarihi:

Vefat Yeri ve Tarihi: Nurs, 1914[2]

Kabrinin Yeri: Nurs köyü mezarlığı

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bundan kırk elli sene evvel, büyük kardeşim Molla Abdullah rahmetullahi aleyh ile bir muhaveremi hikâye ediyorum:

O merhum kardeşim, evliya-i azîmeden olan Hazret-i Ziyaeddin kuddise sırruhunun has müridi idi. Ehl-i tarîkatça, mürşidinin hakkında müfritane muhabbet ve hüsn-ü zan etse de makbul gördükleri için o merhum kardeşim dedi ki: “Hazret-i Ziyaeddin bütün ulûmu biliyor. Kâinatta, kutb-u a’zam gibi her şeye ıttılaı var.” Beni, onunla rabtetmek için çok hârika makamlarını beyan etti.

Ben de o kardeşime dedim ki: “Sen mübalağa ediyorsun. Ben onu görsem çok meselelerde ilzam edebilirim. Hem sen, benim kadar onu hakiki sevmiyorsun. Çünkü kâinattaki ulûmları bilir bir kutb-u a’zam suretinde tahayyül ettiğin bir Ziyaeddin’i seversin yani o unvan ile bağlısın, muhabbet edersin. Eğer perde-i gayb açılsa ve hakikati görünse senin muhabbetin ya zâil olur veyahut dörtte birisine iner. Fakat ben o zat-ı mübareği, senin gibi pek ciddi severim, takdir ederim. Çünkü sünnet-i seniye dairesinde, hakikat mesleğinde, ehl-i imana hâlis ve tesirli ve ehemmiyetli bir rehberdir. Şahsî makamı ne olursa olsun, bu hizmeti için ruhumu ona feda ederim. Perde açılsa ve hakiki makamı görünse değil geri çekilmek, vazgeçmek, muhabbette noksan olmak; bilakis daha ziyade hürmet ve takdir ile bağlanacağım. Demek ben hakiki bir Ziyaeddin’i, sen de hayalî bir Ziyaeddin’i seversin.” (Hâşiye[3])

Benim o kardeşim insaflı ve müdakkik bir âlim olduğu için benim nokta-i nazarımı kabul edip takdir etti.

(Kastamonu Lahikası)


Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullah ile Hazret-i Ziyaeddin hakkındaki malûmunuz muhavereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm. Kalben dedim:

Eğer perde-i gayb açılsa bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren ve bu yakıcı, ateşli hallerden sarsılmayan bu samimi dindarlar ve ciddi Müslümanlar eğer her biri bir veli, hattâ bir kutub görünse benim nazarımda şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyadeleştirecek ve eğer birer âmî ve âdi görünse şimdi verdiğim kıymeti hiç noksan etmeyecek diye karar verdim.

(13. Şua)


Bedîüzzaman Said Nursî (Rumî 1293) tarihinde Bitlis vilayetine bağlı Hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir. Dokuz yaşına kadar peder ve validesinin yanında kaldı. O esnada bir halet-i ruhiye, tahsilde bulunan büyük biraderi Molla Abdullah’ın ilimden ne derece feyizyâb olduğunu tetkike sevk etti. Molla Abdullah’ın gittikçe tekâmül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezahür eden meziyetini düşünüp hayran kaldı.

Bunun üzerine ciddi bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit Ocağı dâhilinde bulunan Tağ köyünde Molla Mehmed Emin Efendi’nin medresesine gitti. Fakat fazla duramadı. Halet-i fıtriyeleri icabı, daima izzetini koruması ve hattâ âmirane söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi; medreseden ayrılmasına sebep oldu. Tekrar Nurs’a döndü. Nurs’ta ayrıca bir medrese olmadığından dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi.

...

Bu hâdiseden sonra “Şeyh Talebesi” diye yâd edildi. Burada bir müddet kaldıktan sonra, biraderi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiler. Yaz olması dolayısıyla, ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan yaylasına gittiler. Orada biraderi Molla Abdullah ile bir gün dövüşmüş. Tağî Medresesi müderrisi Mehmed Emin Efendi, küçük Said’e:

— Ne için kardeşinin emrinden çıkıyorsun? Diye işe karışmış.

Bulundukları medrese meşhur şeyh Abdurrahman Hazretlerinin olması dolayısıyla, hocasına şu yolda cevap verir:

— Efendim, şu tekyede bulunmak hasebiyle, siz de benim gibi talebesiniz. Şu halde burada hocalık hakkınız yoktur! Diyerek gündüz vakti bile herkesin güçlükle geçebileceği cesîm bir ormandan geceleyin geçerek Nurşin’e gelir.

...

Bundan sonra, Şirvan’daki biraderinin yanına gitti. Orada büyük kardeşiyle ilk görüşmede aralarında şöylece kısa bir muhavere cereyan etti.

Molla Abdullah: Sizden sonra ben Şerh-i Şemsî kitabını bitirdim, siz ne okuyorsunuz?

Bedîüzzaman: Ben seksen kitap okudum.

Molla Abdullah: Ne demek?

Bedîüzzaman: İkmal-i nüsah ettim ve sıranıza dâhil olmayan birçok kitapları da okudum.

Molla Abdullah: Öyle ise seni imtihan edeyim.

Bedîüzzaman: Hazırım, ne sorarsanız sorunuz!

Molla Abdullah, biraderini imtihan eder. Kifayet-i ilmiyesini takdir ile sekiz ay evvel talebesi bulunan Molla Said’i kendisine üstad kabul etti ve talebelerinden gizli olarak küçük biraderinden ders almaya başladı. Ve bi’t-tabi, daha evvel okuttuğu kardeşini kendisine üstad yaptığını sezdirmiyordu. Nihayet talebeler, Molla Abdullah’ın Molla Said nezdinde ders okuduğunu kapıdan, anahtar deliğinden gizlice görünce taaccüb ederek sormuşlarsa da Molla Abdullah cevaben: “Nazar değmemek için ben ona ders veriyorum.” demiş ve talebelerini aldatmıştı.

Siirt'e Gitmesi

Molla Abdullah’ın yanında bir müddet kaldıktan sonra Siirt’e gelir. Orada bulunan Molla Fethullah Efendi’nin medresesine gider.

(Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)


Bediüzzaman 1293 tarihinde, Bitlis vilayeti Hizan Kazası İsparit Nahiyesine tâbi' NURS karyesinde tevellüd etmiştir. Pederi Mirza nâmında bir zattır. Dokuz sene hayat-ı tufuliyetini âşiyâne-i pederde imrar ettikten sonra, tahsile başlar. Büyük kardeşi Molla Abdullah nezdinde üç sene kadar Kürdistanda câri olan usul dairesinde emsali gibi Nahv ve Sarfın mebadîsini "hallü'l-meâkid"e kadar mutavassıt bir derecede, yani İstanbul usulünce "İzhar"ı tahsil ettikten sonra biraderinden ayrılır.

...

Sekiz dokuz ay evvel Şirvan' da terkettiği büyük kardeşinin nezdine gitti.

Kardeşi Molla Abdullah, Bediüzzaman'a hitaben: "Said ben Şerh-i Şemsiyeyi okudum, ikmal ettim. Sen ne okudun?"

Bediüzzaman: "Seksen kitabı okudum."

Molla Abdullah: "Ne demek?"

Bediüzzaman: "İkmâl-i nüsah ettim; ve sıranızda dahil olmayan bir çok kitapları da okudum."

Molla Abdullah: "Öyle ise seni imtihan ederim."

Bediüzzaman: "Hazırım. Her ne sorarsan sor." Molla Abdullah Bediüzzaman'ı imtihan ederek kifayet-i ilmiyesini bittakdir, sekiz dokuz ay evvel talebesi bulunan Said Efendiyi şimdi kendisine üstad kabul eyledi. Bir iki ay kardeşiyle beraber Şirvan' da ikamet, ba'dehu Siirt'e gitti.

(Âsâr-ı Bediiyye, Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı)


Ben şimdiye kadar merhum Molla Abdullah ile beraber Abdurrahman’ı ve Ubeyd’i ekser dualarımda zikrettiğim gibi merhum Fuad’ı dahi onlar ile beraber her vakit yâd edeceğim, inşâallah.

(Barla Lahikası)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Ben dokuz yaşından beri şefkatli validemi görmediğimden sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldığım ve üç hemşiremi de on beş yaşımdan sonra göremediğim, Allah rahmet etsin validemle beraber berzah âlemlerine gittikleri için dünyanın çok zevkli, lezzetli olan uhuvvetkârane sohbetlerinden, merhamet ve hürmetten mahrum kaldığımdan ve üç kardeşimden iki kardeşimi elli seneden beri görmediğimden –Allah onlara rahmet etsin– öyle kıymettar, dindar, âlim iki kardeşimin sohbetinden, hürmetkârane muhabbet, merhametkârane şefkatteki sürurdan mahrum kaldığımdan bu dünyada Risale-i Nur’un imanda cennet çekirdeği bulunduğunu gösterdiği gibi bugün dört fedakâr hizmetimde bulunan manevî evlatlarımla bir seyahat ettiğim zaman, imandaki cennet çekirdeğinin bir zerreciği kat’iyen ruhuma ihtar edildi.

Ömrümde mücerred kaldığımdan dünyada çocuklarım olmamasından, çocuklara karşı şefkatkârane zevklerinden, memnuniyetlerinden de mahrum kaldığım ile beraber bu noksaniyeti hissetmiyordum. Bugün bu dört yarama mukabil, Cenab-ı Hak gayet zevkli bir manayı ihsan etti. Üç cihetle tedavi etti:

Birincisi: Risale-i Nur’da beyan edilen hadîs-i şerifteki عَلَيْكُمْ بِدٖينِ الْعَجَائِزِ sırrıyla, ihtiyar kadınların Risale-i Nur cihetinde hârika istifadeleri ve zevk-i ruhanîleri merhume validemin merhametkârane hususi şefkatinden gelen lezzete mukabil küllî ve umumî bir surette binler valideleri rahmet-i İlahiye bana ihsan ettiği gibi üç merhume hemşirelerimin şefkatkârane, kardeşane sevinç ve sürurlarına bedel, yüz binler genç hanımları bana hemşire nevinde Risale-i Nur cihetiyle verip duaları ile ve Nurlarla alâkadarlıkları ile hemşirelerim yüzünden kaybettiğim üç fayda yerine binler faide-i manevî ve sürur-u ruhî ihsan etmiş.

(Emirdağ Lahikası-2)

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Mirza, Nuriye, Abdullah kabir.jpg

İlgili Maddeler

Kaynakça

  1. http://nurasadik.blogspot.com.tr/2015/07/bediuzzamanin-annesi-babasi-ve-ailesi.html
  2. http://nurasadik.blogspot.com.tr/2015/07/bediuzzamanin-annesi-babasi-ve-ailesi.html
  3. Çünkü sen muhabbetini ona pek pahalı satıyorsun. Verdiğin fiyatın yüz defa ziyade bir mukabil düşünüyorsun. Halbuki onun hakiki makamının fiyatına, en büyük muhabbet de ucuzdur.