Lemaat

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: Otuz Üçüncü SözSözlerKonferans: Sonraki Risale

32. Mektup ve 32. Lem'a, bu sayfaya yönlendirilmiştir. Bediüzzaman'ın Lemaat adıyla Arapça telif ettiği risale için Lem'alar (Mesnevi) maddesine ve 33 Lem'adan oluşan büyük kitap için Lem'alar maddesine bakın

Bu risaleyi Sözler'de okumak için Lemaat okuma sayfasına, bu risalenin tamamını Âsâr-ı Bediiyye'den okumak için Lemaat (Asar-ı Bediiyye) okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Lemaat (Sözler) (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Lemaât (veya Lemeât), 32. Mektup veya 32. Lem’a, Bediüzzaman'ın Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye azası iken neşrettiği 12 eserden biridir. İsmi lem'alar yani parıltılar, parlaklıklar anlamına gelen bu risale Bediüzzaman'ın ifadesiyle (hem Eski hem de Yeni Said'in iştirakiyle) Eski Said’in en son telifi, yaklaşık 7-8 sene sonra yazmaya başlayacağı Risale-i Nur’un bir müjdecisi, fihristesi ve bir fidanlık numunesi ve Risale-i Nur talebelerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır. Nazım (şiir) ve vezne (ölçü) hiç meyli olmayan ve ömründe o zamana kadar meşgul olmamış Bediüzzaman, Sahabelerin gazvelerine dair Kürtçe bir destanın hoşuna giden ilahi tarzındaki nazmına benzer şekilde ama ölçüsü için özel bir çaba göstermeden ve diğer edib ve mütefekkirlerin eserlerinden farklı bir tarzda nazma benzer bir nesir ve nesre benzer bir nazım şeklinde yazmıştır. Ramazan ayında 20 günde her gün iki veya iki buçuk saat meşguliyetle yazılan bu eser 127 ayrı parçadan oluşur ve geniş içtimai meseleleri veciz şekilde ifade eder. İçinde yaklaşık yirmiye yakın gaybi işaretler vardır ve bunların bir kısmının meali otuz kırk sene sonra aynen görülmüştür.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Bediüzzaman kafiyesiz ve nazımsız bu eserde en yüksek hakikatlere, en müşevveş (karışık) elbise giydirdiğini beyan eder bunun sebeplerini (1) yalnız manayı düşünmesi, (2) cesedi elbiseye göre yontan şairlere tenkidimi göstermek istemesi ve (3) Ramazanda kalp ile beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek olarak izah eder.
  • Sözlerde Eddai dahil 89 parça, aslında (Asar-ı Bediiyye'de neşredilmiştir) Eddai dahil 127 parça, Kur'an hattı (Osmanlıca) Sözler'de, Latin harfli Sözlerdeki 89 parçaya 15 ilave parçayla toplam 104 parça (Eddai dahil) alınmıştır.
  • Bediüzzaman Eski Said döneminde yazdığı "Hakikat Çekirdekleri" adlı eser için çekirdek; "Lemeat" için Çekirdekler çiçekleri, "Mesnevi-i Nuriye" için fidanlık ve Yeni Said döneminde telif ettiği için "Risale-i Nur" için bahçe ifadelerini kullanır.
  • Bu eserin diğer divanlar gibi bir tarzda bir iki konu ile gitmemesinin sebebi eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmektir (Bediüzzaman "Lemeat"a muhtemelen bu sebeple "Çekirdekler Çiçekleri" adını vermiştir).
  • Diğer divanlar gibi hayallere ve ölçüsüz hissiyata girilmemiştir ve baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine imani, Kur'ani ve ilmi bir ders şeklide yazılmıştır.
  • Bediüzzaman'a göre lafız ve nazım, sanatça cazibedar olsa nazarı kendiyle meşgul eder ve nazarı manadan çevirmemesi için perişan olması daha iyidir. Bediüzzaman her kıtada mananın bütün olduğunu beyan ederek mananın anlaşılması için bu esere nesir olarak bakılmasını ve kafiyede durulmamasını tavsiye eder.
  • Hem Eski hem de Yeni Said'in iştirakiyle yazılmış, matbaada basılmış ve çok kıymettar olduğunu bilen düşmanların neşrine engel olmaları ve dostların hoşuna gittiği için ellerinden çıkarmamaları nedeniyle nüshaları kalmamıştır.
  • Eski zamanda talebelerine verdiği kıymettar bir hatırayı hayatlandırmak iştiyakına binaen 1951'de Bediüzzaman matbu Lemaat’ın her gün bir sahifesini yanındaki 3 talebesine ders vermiştir.
  • “Ramazanın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” mealindeki نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ ibaresi 1337 (miladi 1921) ebced makamıyla bu risalenin telif tarihine bakar.
  • Telifi zamanında yanında bulunan yeğeni ve talebesi Abdurrahman bu kitabın vezninin Sancak Marşının veznine benzediğini (hatta Abdurrahman şu kitabın ekser kasidelerini Gazi askerlerin meşhur manzumesi olan ve "Anam beni yetiştirdi. Bu illere yolladı, bu sancağa teslim etti, Allah'a ısmarladı." cümlesini içeren Sancak Marşı tarzında okunabileceğini söyler), amcası Bediüzzaman'ın Ramazan'dan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yapıp bazı dostlarına gösterdiğini, biri haricinde hiçbirinin cesaret vermediğini, buna rağmen Bediüzzaman'ın Ramazan'ın başındaki hilâlde başlayıp sonundaki hilalde bitirdiğini söyler.
  • Bediüzzaman 2. Meşrutiyetten sonraki dönemde “El-Hutbetü’ş-Şâmiye”, “Sünuhat” ve “Lemaat” gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi “Şu istikbal zulümatı ve inkılabları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur’an’ın sadâsı olacaktır!” diye beyanatı vardı.
  • Bediüzzaman Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye azası iken neşrettiği eserlerini evvelâ ve yalnız kendi nefsi için yazdığını beyan eder.

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Çekirdekler Çiçekleri, 32. Mektup, 32. Lem'a, Lemaat Divanı, Lemaat Risalesi

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

Lemaat Risalesi 1337 (1921) tarihinde Bediüzzaman Dârülhikmette vazifeliyken birçok meşgale içinde yirmi gün ramazanda günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle manzum gibi yazılmıştır.

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Lemaat Risalesi İstanbul'daki Evkaf-ı İslâmiye Matbaasında 1337'de (1921) basılmıştır. Bediüzzaman çok kıymettar olduğunu bilen düşmanların neşrine engel olmaları ve dostların hoşuna gittiği için ellerinden çıkarmamaları nedeniyle nüshalarının kalmadığı kanaatindedir. Isparta'da Sözler kitabı teksir makinesiyle çoğaltılacağı zaman Bediüzzaman 1951'de Emirdağ’ında hizmetinde bulunan talebelere ders olarak verdiği Lemaat'ın ortasında bulunan “Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı” başlıklı bahsi en başa aldı, bazı kısımları çıkarttı ve Sözler’in sonuna ilave edilmesi için hizmetinde bulunan bir talebesi vasıtasıyla Isparta’ya talebesi Hüsrev'e gönderdi. Sonraları 1956’da Latin harfleriyle Sözler kitabı basıldığında yine küçük bazı tasarruflarla Sözler'in sonuna ekletmiştir.[1]

İçeriği

Eddai dahil 127 parça içerir.

Uzunluğu

Sözler'deki Lemeat 56 büyük sayfadır. Asar-ı Bediiyye'de yer alan tamamı ise yaklaşık 90 büyük sayfadır.

Ekleri

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

  • “Ramazanın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” mealindeki نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ ibaresi 1337 (miladi 1921) ebced makamıyla bu risalenin telif tarihine bakar.
  • Telifi zamanında yanında bulunan yeğeni ve talebesi Abdurrahman bu kitabın vezninin Sancak Marşının veznine benzediğini, amcası Bediüzzaman'ın Ramazan'dan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yapıp bazı dostlarına gösterdiğini, biri haricinde hiçbirinin cesaret vermediğini, buna rağmen Bediüzzaman'ın Ramazan'ın başındaki hilâlde başlayıp sonundaki hilalde bitirdiğini söyler. Kitabın telifi bittiğinde gök yüzünde Sancak-ı İslâm'daki gibi hilal-yıldız çıkınca herşeyde bir hikmet olduğunu ve hiçbir şeyde tesadüf olmadığını söyleyen Bediüzzaman i'lâ-yı kelimetullahın bayrağı olan "Hilal-yıldız bayrağı"nın yeniden eski yüksek makamını bulacağı şeklinde tefeül eder.

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Bu eserde ilerideki bazı hadiselere işaretler vardır:

  • Hutbe'nin başka dilde okunacağına,
  • Kur'an'ın her tarafta yükselip hâkim olacağı,
  • Kendisinin 79 tarihine kadar yaşayacağı (h. 1379'da vefat etmiştir),
  • Mezarının yıkılacağı,
  • 20 sene sonra İslam aleminde hüsran olacağı,
  • Hıristiyanlığın ya söneceği ya da İslam'a teslim olacağı,
  • 2. Dünya savaşının olacağı ve kan döküleceği,
  • Adalet yerine zulüm geleceği,
  • İnsanlığın henüz isim bulmadığı günahların ortaya çıkacağı,
  • İslam deccalinin geleceği
  • Zalim medeniyetin son bulacağı,
  • İktisat risalesi,
  • Kur'an'ın hakimiyetini sürdüreceği,
  • Tesettür risalesi.

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler

  • 127 parçasının tamamı Asar-ı Bediiyye adlı kitapta mevcuttur.
  • 104 parçası Kur'an hattı (Osmanlıca) Sözler'de mevcuttur.
  • 89 parçası Sözler adlı büyük kitapta mevcuttur.
  • Eddai kısmı 13. Şua'da, Şualar'ın sonunda ve Sirac-ün Nur'da (2 yerde) geçer.
  • Lemaat'tan 5 parça ("Fatiha’nın Âhirinde İşaret Olunan Üç Yolun Beyanı", "Hakiki Bütün Elem Dalalette, Bütün Lezzet İmandadır", "Îcaz İle Beyan İ’caz-ı Kur’an", "Ulaşmaz Dest-i Edeb-i Garb-ı Hevesbâr-ı Hevâkâr-ı Dehâdâr... De'b-i Edeb Ebed-Müddet Kur'ân-ı Ziyâbâr-ı Şifâkâr-ı Hüdâdâr" ve "Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı") Kastamonu Lahikası'na dahil edilmiştir.
  • İman ve Küfür Muvazeneleri adlı kitapta Lemaat'tan 2 parça ("Bir Meclis-i Misalîde" ve "Hakiki Bütün Elem Dalalette, Bütün Lezzet İmandadır") mevcuttur.
  • Zülfikar risalesinde "Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı" adlı parça yer alır.
  • Lemaat'tan 3 parça ("Îcaz İle Beyan İ'caz-ı Kur'an", "Ulaşmaz Dest-i Edeb-i Garb-ı Hevesbâr-ı Hevâkâr-ı Dehâdâr... De'b-i Edeb Ebed-Müddet Kur'ân-ı Ziyâbâr-ı Şifâkâr-ı Hüdâdâr" ve "Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı ve Sure-i İhlas'ın Bir Nükte-i İ'caziyesi") Mu'cizat-ı Kur'aniyye adlı küçük kitaba alınmıştır.

  • Yağeni Abdurrahman'ın 1921'de basılan "Lemaat"'ın sonuna amcasının İstanbul ve Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye'ki hayatına dair kısa bir Tarihçe yazmıştır.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Lemaat

مِنْ بَيْنِ هِلَالِ الصَّوْمِ وَ هِلَالِ الْعٖيدِ

Çekirdekler Çiçekleri

Risale-i Nur şakirdlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.

Müellifi: Bedîüzzaman Said Nursî

Tenbih

Bu Lemaat namındaki eserin sair divanlar gibi bir tarzda bir iki mevzu ile gitmediğinin sebebi: Eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için hem nesir tarzında yazılmış hem de sair divanlar gibi hayalata, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. Baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine bir ders-i ilmîdir, belki bir ders-i imanî ve Kur’anîdir. Üstadımızın baştaki ifadesinde dediği gibi biz de anlamışızdır ki nazma ve şiire hiç meyli ve onlarla iştigali de yoktur. وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ sırrının bir numunesini gösteriyor.

Bu eser, birçok meşâgil ve Dârülhikmetteki vazife içinde yirmi gün ramazanda, günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle manzum gibi yazılmıştır. Bu kadar kısa zamanda ve manzum bir sahife on sahife kadar müşkül olduğu cihetle, birden dikkatsiz, tashihsiz böyle söylenmiş, tabedilmiştir. Bizce Risale-i Nur hesabına bir hârikadır. Hiçbir nazımlı divan, bunun gibi tekellüfsüz, nesren okunabilir görülmüyor. İnşâallah bu eser bir zaman Risale-i Nur şakirdlerine bir nevi mesnevî olacak. Hem bu eser, kendisinden on sene sonra çıkan ve yirmi üç senede tamamlanan Risale-i Nur’un mühim eczalarına bir işaret-i gaybiye nevinden müjdeli bir fihrist hükmündedir.

Risale-i Nur şakirdlerinden

Sungur, Mehmed Feyzi, Hüsrev

İhtar

اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ kaidesiyle, ben dahi nazım ve kafiyeyi bilmediğimden ona kıymet vermezdim. Safiye’yi kafiyeye feda etmek tarzında, hakikatin suretini nazmın keyfine göre tağyir etmek hiç istemezdim. Şu kafiyesiz, nazımsız kitapta en âlî hakikatlere, en müşevveş bir libas giydirdim.

Evvela: Daha iyisini bilmezdim. Yalnız manayı düşünüyordum.

Sâniyen: Cesedi libasa göre yontmakla rendeleyen şuaraya tenkidimi göstermek istedim.

Sâlisen: Ramazanda kalp ile beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek için böyle çocukça bir üslup ihtiyar edildi.

Fakat ey kāri! Ben hata ettim, itiraf ederim. Sakın sen hata etme! Yırtık üsluba bakıp o âlî hakikatlere karşı dikkatsizlik ile hürmetsizlik etme!

İfade-i Meram

Ey kāri! Peşinen bunu itiraf ederim ki: Sanat-ı hat ve nazımda istidadımdan çok müştekiyim. Hattâ şimdi ismimi de düzgün yazamıyorum. Nazım, vezin ise ömrümde bir fıkra yapamamıştım. Birdenbire zihnime, nazma musırrane bir arzu geldi. Sahabelerin gazevatına dair Kürtçe قَوْلِ نَوَالَاسٖيسَبَانْ namında bir destan vardı. Onun ilahî tarzındaki tabiî nazmına ruhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsus onun tarz-ı nazmını ihtiyar ettim. Nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için kat’iyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı, tâ mana anlaşılsın. Her kıtada ittisal-i mana vardır. Kafiyede tevakkuf edilmesin. Külah püskülsüz olur, vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. Zannımca lafız ve nazım, sanatça cazibedar olsa nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı manadan çevirmemek için perişan olması daha iyidir.

Şu eserimde üstadım, Kur’an’dır. Kitabım, hayattır. Muhatabım, yine benim. Sen ise ey kāri müstemisin. Müstemiin tenkide hakkı yoktur; beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübarek ramazanın feyzi (*[2]) olduğundan, ümit ederim ki inşâallah din kardeşimin kalbine tesir eder de lisanı bana bir dua-i mağfiret bahşeder veya bir Fatiha okur.

(Lemaat (Sözler))


Hem her iki Said’in iştirakiyle, bir tek ramazanda iki hilâl ortasında telif edilen ve kendi kendine, ihtiyarım haricinde bir derece manzum şeklini alan ve İşaratü’l-İ’caz kıtasında elli altmış sahife bulunan Türkçe olarak Lemaat namındaki risale dahi Risale-i Nur’a girebilir. Maatteessüf bir nüsha elde edemedim. Herkesin hoşuna gittiği için matbu nüshaları kalmamış.

(Kastamonu Lahikası)


Kahraman Tahirî’nin bana getirdiği bir nüsha Lemaat’ı çok kıymettar gördüm. Eğer bir nüsha daha o havalide varsa siz de o parçayı nüshalarınızın âhirine yazarsınız. Zaten Lemaat, kendisi de hârikadır. Ramazan-ı şerifte yirmi gün zarfında, nesir bir surette, tekellüfsüz birden yazılmış. Sonra baktık, sehl-i mümteni gibi bir nesr-i manzum ve bir nazm-ı mensur suretini almış. İçinde bu parça daha hârikadır. Lemaat’ta o parçanın serlevhası: Îcaz ile beyan i’caz-ı Kur’an.

“Bir zaman rüyada gördüm ki Ağrı Dağı altındayım. Birden dağ patladı, dağ gibi taşları âleme dağıttı, sarstı cihanı.” Bundan tâ

“Tarz-ı nazar ikidir; biri zulmettar, diğeri ziyadar.” serlevhasına kadar. Eğer Lemaat sizin elinize geçmemişse o parçayı buradan size göndereceğiz.

(Kastamonu Lahikası)


Eski Said’in en mühim eseri ve Risale-i Nur’un fatihası, Arabî ve matbu olan İşaratü’l-İ’caz tefsiri, Otuzuncu Mektup olacak ve olmuş. Eski Said’in en son telifi ve yirmi gün ramazanda telif edilen, kendi kendine manzum gelen Lemaat Risalesi, Otuz İkinci Lem’a olması ve Yeni Said’in en evvel hakikatten şuhud derecesinde kalbine zahir olan ve Arabî ibaresinde Katre, Habbe, Şemme, Zerre, Hubab, Zühre, Şule ve onların zeyllerinden ibaret büyükçe bir mecmua Otuz Üçüncü Lem’a olması ihtar edildi. Hem Meyve On Birinci Şuâ olduğu gibi Denizli Müdafaanamesi de On İkinci Şuâ ve hapiste ve sonra Küçük Mektuplar mecmuası On Üçüncü Şuâ olması ihtar edildi. Ben de aziz kardeşlerimin tensiblerine havale ediyorum. Demek, birkaç mertebede kapı açıktır, bizlere daha iyi tetimmeler yazdırılabilir.

(Emirdağ 1 Lahikası)

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Evvela: Bir meseleyi biz münasip gördük; size, asıl Nur hakkında söz sahibi Medresetü’z-Zehra erkânlarının tensibine havale etmek için kalbe geldi. Şöyle ki:

Bugünlerde bana hizmet eden üç arkadaşımızın muvakkaten birkaç gün benden ders almak iştiyaklarına binaen ve eski zamanda talebelerime verdiğim kıymettar bir hatırayı hayatlandırmak iştiyakına binaen, matbu Lemaat’ı her gün bir sahifesini ders veriyordum. Hem ben hem onlar çok hayretle ve takdirle karşılıyorduk.

Fikrimize geldi ki: Bu matbu risalenin, sair matbu risaleler gibi nüshalarının kalmadığının sebebi, bunun çok kıymettar olduğunu bilen düşman kısmı intişarına mani olduklarına ve dost kısmı, kıymeti için elinden çıkarmadığına kanaatimiz geldi.

Hem gördük ki: Bu Lemaat, Risale-i Nur’un mühim bir kısmının çekirdekleri, tohumları hükmünde gayet güzel vecizelere ve hiçbir edibin ve mütefekkirin muvaffak olamadığı bir tarzla sehl-i mümteni gibi taklit edilmez, büyük bir hakikat-i içtimaiyeyi küçük bir vecizede ve manzum bir kitabı mensur gibi aynı nesirli bir kitap gibi hiç nazmı hatıra getirmeden kolayca okunacak bir tarzda bulunması, otuz yedi sene evvel ramazan-ı şerifin yirmi gününde her gün bir iki saat iştigaliyle bir tarzda koca bir kitap kadar uzun bir nevi mesnevî yazılması ve içinde yirmi yerde, bir ihtar-ı gaybiye nevinde haber verdiklerinin otuz kırk sene sonra aynen meali çıkmış gibi o noktalara, elimize geçen bir nüshada işaret koyduk. Gösteriyor ki bu Lemaat, Risale-i Nur’un bir müjdecisi ve fihristesi ve bir fidanlık numunesidir kanaatimiz geldi.

Sâniyen: Bu Lemaat’ın işaret ettiğimiz kısımları Otuz Üçüncü Söz namında Sözler’in âhirinde yazılması, Nur kahramanı Hüsrev’in ve Medresetü’z-Zehra erkânlarının reyine havale ediyoruz.

(Emirdağ 2 Lahikası)


Tesâdüf-ü garibedendir:

Lemeat kitabının tarihi, hilal yıldız çıktı ki; نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ hem de tesadüfi olarak kitabın âhirinde de hilâl yıldız gelmiş.. Tabiatı serbest bırakarak hiç nazım yapmadığı halde, bu kitap tamamen Sancak Marşının vezni gibidir ki, pek garib bir tesadüftür; Ramazandan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yaptı, ahbablarına gösterdi. Biri müstesna kimse teşci' etmedi. Fakat bir arzu-yu musırraneye ittibaen, Lemeat'ı Ramazanın bidayetindeki hilâl vaktinde yapmaya başladı. Ve Ramazanın ahirindeki hilâlde bitirdi. Hem de derki: "Bu Ramazaniye kitabımı kim alsa, her kıt'asını dikkatle okumasa, lafz ve nazmın perişaniyetine bakıp mânasının anlamasına çalışmasa helâl etmem. Çirkin bir sadefte güzel bir cevher bulunabilir."

Kitabındaki tesadüfe dair konuşurken; semada hilâl yıldız, Sancak-ı İslâmın resmini tersim etti. Amucama dedim: "Kitabındaki tesadüf, sahife-i semada tanzir ediyor." Cevaben dedi: "Ben zaten tesadüf denilen şey'i kabul etmem. Herşeyde bir hikmet var. Hem tesadüf tekerrür etse, tesadüf olamaz. Bir kasdı ihsas eder. Kâinat birbiriyle münasebettardır. O dakik münasebatın mânâları var. Vâzıhan bilmediğimiz için tesadüfle tabir ediyoruz." İşte bütün bunlardan tefeü'l çıkıyor ki:

İ'lâ-yı Kelimetullahın bayrağı olan (Hilal yıldız Bayrağı) teâli edecek. Eski şevketini bulacak, İnşaallahü Teâla!..

(Asar-ı Bediiyye)

Bu Risaleye Atıflar

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletinin hakkaniyetine bir delil de Kur'ân-ı Muciz-ül-Beyan'dır. Kur'ân-ı Hakimin kırka yakın vech-i i'câzı, Lemeat ve İşârâtü'l-İ'câz tefsirinde beyan edildiğinden onlara havale ederek birinci katre nihayet bulur.

(Fihrist Risalesi)


İblisi ilzam, şeytanı ifham (إفحام), ehl-i tuğyanı iskât eden Birinci Mebhas; bîtarafane muhakeme içinde şeytanın müthiş bir desisesini kat’î bir surette reddeden bir vakıadır. O vakıanın mücmel bir kısmını on sene evvel Lemaat’ta yazmıştım.

(26. Mektup)


Şuâat-ı Marifeti’n-Nebi namındaki Türkçe bir risalede ve On Dokuzuncu Mektup’ta ve şu Söz’de icmalen işaret ettiğimiz delail-i nübüvvet-i Ahmediyeyi (asm) beyan etmişim. Hem onda Kur’an-ı Hakîm’in vücuh-u i’cazı icmalen zikredilmiş. Yine “Lemaat” namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Söz’de Kur’an’ın kırk vecihle mu’cize olduğunu icmalen beyan ve kırk vücuh-u i’cazına işaret etmişim. O kırk vecihte, yalnız nazımda olan belâgatı, “İşaratü’l-İ’caz” namındaki bir tefsir-i Arabîde kırk sahife içinde yazmışım. Eğer ihtiyacın varsa şu üç kitaba müracaat edebilirsin.

(19. Söz)


Buna kıyasen bil ki Kur’an-ı Hakîm’de bazı hâdisat-ı tarihiye suretinde zikredilen cüz’î hâdiseler, küllî düsturların uçlarıdır. Hattâ çok surelerde zikir ve tekrar edilen Kıssa-i Musa’nın yedi cümlelerine misal olarak Lemaat’ta İ’caz-ı Kur’an Risalesi’nde, o cüz’î cümlelerin her bir cüzünün nasıl mühim bir düstur-u küllîyi tazammun ettiğini beyan etmişiz. İstersen o risaleye müracaat et.

(20. Söz)


İşte bu dört misale, binler misali kıyas edebilirsin. Lemaat namındaki bir risalede bir kısmına işaret etmişiz.

Geçen hakikati tenvir edecek bir seyahat-i hayaliye suretinde nim-manzum olarak Lemaat’ta yazdığım bir vakıa-i misaliyenin mealini şurada zikretmeye münasebet geldi.

(30. Söz)


Otuz İkinci Lem’a

Eski Said’in en son telifi ve yirmi gün ramazanda telif edilen, kendi kendine manzum gelen “Lemaat” risalesidir. “Sözler” mecmuasında neşredilmiştir.

(32. Lem'a)


Eski Said’in matbu “Lemaat” başındaki acib imzası az tağyir ile şimdiki halime ve yetmişinci sene-i ömrüme tam muvafık gelmesi cihetiyle yazdım. Münasip görseniz hem müdafaatın hem Meyve’nin hem küçük mektupların âhirinde imza yerinde yazarsınız.

(13.)


Mevlana Celaleddin (ra) ve İmam-ı Rabbanî (ra) ve İmam-ı Gazalî (ra) gibi akıl ve kalp ittifakıyla gittiği için her şeyden evvel kalp ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp lillahi’l-hamd Eski Said, Yeni Said’e inkılab etmiş. Aslı Farisî sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şule, Lem’alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri ve Türkçede o vakit Nokta ve Lemaat’ı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tabetmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde fakat dâhilî nefis ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalalete giden ehl-i felsefeye karşı Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti.

(Mesnevi-i Nuriye)


Amma kâfirlerin medeniyetinde görülen mehasin ve yüksek terakkiyat-ı sanayi, bunlar tamamen medeniyet-i İslâmiyeden, Kur’an’ın irşadatından, edyan-ı semaviyeden in’ikas ve iktibas edildiği “Lemaat” ile “Sünuhat” eserlerimde istenildiği gibi izah ve ispat edilmiştir.

(Hubab, Mesnevi-i Nuriye)


İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’caz ve belâgatına dair “Lemaat” namındaki eserimde izah edilen bazı lem’aları dinleyeceksin:

(Habbe, Mesnevi-i Nuriye)


Nübüvvet-i Ahmediyeyi (asm) ispat eden deliller ne ta’dad ve ne tahdid edilemez. Ehl-i tahkik ve yüksek insanlarca, beyanları hakkında yapılan tasnifler pek çoktur. Acz ve kusurum ile “Şuâat” adlı eserimde o şemsin bazı şuâları beyan edildiği gibi “Lemaat” adlı ikinci bir eserimde Kur’an’ın i’caz dereceleri, kırka iblağ edilmiştir. Ve o vücuh-u i’cazdan belâgat-ı nazmiyeye ait bir vecih de “İşaratü’l-İ’caz” nam eserimde beyan edilmiştir. İştihası olanlara o üç kitabı tavsiye ediyorum.

(Onuncu Risale, Mesnevi-i Nuriye)


Hürriyet’in ilanını müteakip; gazetelerde meşrutiyeti şeriata hâdim yapmakla, Anadolu ve âlem-i İslâm kıtasında büyük bir saadetin zuhuruna vesile olunacak ümidiyle neşrettiği makaleler ve muhtelif içtimalardaki nutukları, hep bu mezkûr niyet ve tasavvurunun neticesi idi. “El-Hutbetü’ş-Şâmiye”, “Sünuhat” ve “Lemaat” gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi “Şu istikbal zulümatı ve inkılabları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur’an’ın sadâsı olacaktır!” diye beyanatı vardı.

(Tarihçe-i Hayat)


Sure-i İhlas altı cümle olup üçü müsbet üçü menfîdir. Lemaat'ta beyan edildiği gibi, altı mertebe-i tevhidi ispat ve altı enva-ı şirki nefyetmekle beraber İ'caz-ı Kur'an Risalesinin Birinci Şulesinin Birinci Şuâ'ında beyan edildiği üzere, bu altı cümle her biri umumuna hem delil hem netice olduğundan Sure-i İhlas'ta tevhide dair berahin silsilesi ile müdellel otuz Sure-i İhlas kadar içinde otuz emsali münderic olduğuna binaen şu Sure-i İhlas ne kadar safi ve hâlis bir bahr-i tevhid olduğunu îma eder.

(Rumuzat-ı Semaniye)


Bu hususta, Kur'anın medeniyetiyle medeniyet-i hazıra arasındaki farkı, matbu' Lemaat kitabının 13-15. sahifelerinde ve Sünûhat'ta 23-26. sahifelerinde beyan etmişim. Onlara müracaat et! İnsanların tegafül ettiği bir emr-i azîm görürsün.

(Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Şu mes'elenin izahını, Fatiha'nın sonundaki üç yolun beyanında Otuzuncu Söz'ün "Ene" bahsinde ve Lemaat kitabında "Bir Seyahat-ı Hayaliye"de zikretmişimdir. O semadan tedelli eden zenbil ve asansörler ise, sırat-ı müstakim olan hakaik-ı Kur'aniyeye işarettir. -Müellif- Arapçadan tercüme eden (Mütercim).

(Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Evet nasıl ki o iki çekirdek, hanzele ve hurma ağaçlarına istihale ile inkılab etmesinde bir garabet yoktur.. Aynen öyle de; dalâlet manasının da tecessüm ederek tazib edici bir Cehenneme tahavvül etmesinde de bir istib'ad olmaz. Hem envar-ı hidayetin de, temessül ederek, lezzet ve huzur verici bir Cennet (Haşiye: Risale-i Nur çok müvazeneleriyle bu davayı isbat etmiş. -Müellif) halini alması dahi baîd değildir. (Eski matbu') Lemaat kitabının 33. sahifesinden 36. sahifeye kadar olan kısımda, bu âlemde de o şuhûdun bir nebzesi izah edilmiştir.

(Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Ey benim şu sekiz tane Arabî risalelerime nazar eden zevat! Biliniz ki, yazdığım şu eserleri, evvelâ ve yalnız kendi nefsim için yazmıştım.

O sekiz risaleler bunlardır: Katre ve Zeyli, Zerre, Şemme, Habbe ve Zeyli, Habab ve Zeyli ve onlara iltihak etmiş Nokta ve Şuaat ve Lemaat ve sairedir. -Müellif-

(Hababın Zeyli, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı)


İşte bu sırdandır ki; mahiyeti nur, hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber (A.S.M.) bir an-ı vâhidde kendisine salavat getiren bütün efrad-ı ümmetine muttali' olur. Ve hem bu sırdan daha birçok esrarın düğümleri de açılabilir.[3]

(Habbe, Mesnevi-i Nuriye)


اِعْلَمْ Ey kardeş bil ki! (Matbu') Lemaat kitabının 30. sahifesinde işaret edildiği üzere, Kur'anın lemaat-ı mu'cizatının ve kemal-i belâgatının bir alâmeti budur ki: Heyetleri ve cümleleri arasında raik bir selaseti, faik bir selâmeti, metin bir tesanüdü, rasin bir tenasübü ve bir teavün ve tecavübü cem'etmesidir.

Hem, Kur'anın tekraratı içinde bazı cüz'î hâdiselerin tekrar edilişi vardırki, bunlar o hâdisat-ı cüz'iyenin birer düstur-u küllîyi cami' ve mutazammın olduğuna işarettirler. Bu mevzu'da kıssa-i Musa'nın (A.S.) bazı cümlelerinin hakikatına dair matbu Lemaat'ın 36. sahifesinde işaret etmişimdir.

(Habbe, Mesnevi-i Nuriye)

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Tesâdüf-ü garibedendir:

Lemeat kitabının tarihi, hilal yıldız çıktı ki; نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ hem de tesadüfi olarak kitabın âhirinde de hilâl yıldız gelmiş.. Tabiatı serbest bırakarak hiç nazım yapmadığı halde, bu kitap tamamen Sancak Marşının vezni gibidir ki, pek garib bir tesadüftür; Ramazandan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yaptı, ahbablarına gösterdi. Biri müstesna kimse teşci' etmedi. Fakat bir arzu-yu musırraneye ittibaen, Lemeat'ı Ramazanın bidayetindeki hilâl vaktinde yapmaya başladı. Ve Ramazanın ahirindeki hilâlde bitirdi. Hem de derki: "Bu Ramazaniye kitabımı kim alsa, her kıt'asını dikkatle okumasa, lafz ve nazmın perişaniyetine bakıp mânasının anlamasına çalışmasa helâl etmem. Çirkin bir sadefte güzel bir cevher bulunabilir."

Kitabındaki tesadüfe dair konuşurken; semada hilâl yıldız, Sancak-ı İslâmın resmini tersim etti. Amucama dedim: "Kitabındaki tesadüf, sahife-i semada tanzir ediyor." Cevaben dedi: "Ben zaten tesadüf denilen şey'i kabul etmem. Herşeyde bir hikmet var. Hem tesadüf tekerrür etse, tesadüf olamaz. Bir kasdı ihsas eder. Kâinat birbiriyle münasebettardır. O dakik münasebatın mânâları var. Vâzıhan bilmediğimiz için tesadüfle tabir ediyoruz." İşte bütün bunlardan tefeü'l çıkıyor ki:

İ'lâ-yı Kelimetullahın bayrağı olan (Hilal yıldız Bayrağı) teâli edecek. Eski şevketini bulacak, İnşaallahü Teâla!..

(Asar-ı Bediiyye)

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Zaruriyat-ı dinî, müsellemat-ı Şer'î; kulûblerde hasıldır, ihtar ile huzuru, tezkir ile şuuru.

Matlub da hasıl olur. İbare-i Arabî [*On sene sonra gelen bir hadiseyi hissetmiş, mukabeleye çalışmış (Müellif)] daha ulvî ediyor tezkiri, hem ihtarı.

(Lemaat (Asar-ı Bediiyye))


Şuradaki infilâk, beşerde bir inkılaba misal. İnkılabda ise elbet hüda-yı Furkanî,

Her tarafta yükselip hem de hâkim olacak. İ'cazının beyanı, zamanı da gelecek! O sâile cevaben dedim: İ'caz-ı Kur'ânî,

(Lemaat (Asar-ı Bediiyye))


Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde

Said’den yetmiş dokuz emvat (***Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki bu tarihe kadar Said yaşayacak.) bâ-âsam âlâma.

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş

Beraber ağlıyor (****Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kable’l-vuku ile hissetmiş.) hüsran-ı İslâm’a.

Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla

Revanım saha-i ukba-yı ferdâma.

Yakînim var ki istikbal semavatı, zemin-i Asya

Bâhem olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm’a.

(Lemaat)


Nasraniyet, ya intıfa ya ıstıfa bulacak. İslâm’a karşı teslim olup terk-i silah edecek.

Mükerreren yırtıldı, purutluğa tâ geldi, purutlukta görmedi ona salah verecek.

Perde yine yırtıldı, mutlak dalale düştü. Bir kısmı lâkin bazı yakınlaştı tevhide, onda felâh görecek.

Hazırlanır şimdiden (*Bu dehşetli Harb-i Umumî neticesindeki vaziyete işaret eder. Belki İkinci Harb-i Umumî’den tam haber verir.) yırtılmaya başlıyor. Sönmezse safvet bulup İslâm’a mal olacak.

Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz u işaret; Fahr-i Rusül demiştir: “İsa, Şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.”

(Lemaat)


Zaman olur zıt, zıddını saklarmış. Lisan-ı siyasette lafız, mananın zıddıdır. Adalet külahını (*Bu zamanı tam görmüş gibi bahseder.)

Zulüm başına geçirmiş. Hamiyet libasını, hıyanet ucuz giymiş. Cihad ve hem gazâya, bağy ismi takılmış. Esaret-i hayvanî,

İstibdad-ı şeytanî; hürriyet nam verilmiş.

(Lemaat)


Onda olan hodgâmlık, bundan çıkan hodbinlik, gurur, inat birleşse; öyle günah oluyor (*Bunda da bir işaret-i gaybiye var.) ki beşer şimdiye kadar ona isim bulmamış.

(Lemaat)


Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille. (*Kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir. Evet beşer dinlemedi, İkinci Harb-i Umumî ile bu dehşetli silleyi de yedi.) Müdhişini yemeden bu emri dinlemeli.

(Lemaat)


Şu medeniyet-i habîse tek bir defada kustu. Midesi (*Demek, daha dehşetli kusacak. Evet, iki harb-i umumî ile öyle kustu ki hava, deniz, kara yüzlerini bulandırdı, kanla lekeledi.) daha bulanır. Âlem-i İslâm’daki istinkâf-ı manidar hem de bir cây-ı dikkat.

İnsanı yükseltiyor. Deccal-misal (*Bunda da bir ince işaret var.) deha-yı a’ver, bir dâr ile bir hayatı anlar; madde-perest olur ve dünya-perver. İnsanı yapar birer canavar.

(Lemaat)


Medeniyet sistemi (*Tam bir işaret-i gaybiyedir. Sekeratta olan dinsiz, zalim medeniyete bakıyor.) bozuktu hem muzırdı, tecrübe-i kat’iye bize bunu gösterdi.

(Lemaat)


Zaika Telgrafçıdır, Telziz İle Baştan Çıkarma

(*İktisat Risalesi’nin çekirdeğidir. Belki on sahife olan İktisat Risalesi’ni kable’l-vücud on satırda okumuş.)

(Lemaat)


(*Otuz beş sene evvel yazılan bu makam, bu sene yazılmış tarzını gösteriyor. Demek, ramazan bereketiyle yazdırılmış bir nevi ihbar-ı gaybîdir.)

Bir zatı gördüm ki yeis ile müptela, bedbinlikle hasta idi. Dedi: Ulema azaldı, kemiyet keyfiyeti. Korkarız dinimiz sönecek de bir zaman

(Lemaat)

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

Risale-i Nur şakirdlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.

(Fihrist (Sözler))


Kendi kendine manzum tarzını alan matbu “Lemaat” risalesidir. Aynı zamanda “Otuz İkinci Lem’a” olup Sözler mecmuasının âhirinde neşredilmiştir.

(Fihrist (Mektubat))


Hubab

Bu hârika risale mühim bir “İ’lem”inde, medeni mü’min ile medeni kâfirin suret ve sîret ve zahir ve bâtın farklarını gayet beliğ bir tarzda beyan ediyor. Ve neticede bu farkı körlere de göstermek için diyor ki: “Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar ilâ âhir…” diyerek daha başka cihetteki farklarını “Lemaat” ve “Sünuhat”a havale eder.

Onuncu Risale

Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın risaletinin hakkaniyetine bir delil de Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’dır. Kur’an-ı Hakîm’in kırka yakın vech-i i’cazı, Lemaat ve İşaratü’l-İ’caz tefsirinde beyan edildiğinden onlara havale ederek Birinci Katre nihayet bulur.

(Fihrist, Mesnevi-i Nuriye)

Diğer Bahisler

Elhak, Tahirî’nin de Lemaat hediyesini pek çok kıymettar gördük. İnşâallah bu havalide ona çok sevap kazandıracak, tam bir Lütfü’dür. Allah muvaffak eylesin.

(Kastamonu Lahikası)


Mübarekler pehlivanı ve Nur’un büyük Abdurrahman’ı büyük ruhlu Küçük Ali’nin Lemaat’taki muvaffakıyetine binler bârekellah ve masum mahdumu Nur Mehmed’in hâfızlığına bin mâşâallah veffekakellah deriz. Fakat Lem’alar mecmuasında Siracünnur’a ve Sikke-i Gaybiye ve Tılsımlar’a giren parçalar mükerrer olmamak için tensibinize havale ediyoruz.

(Emirdağ 1 Lahikası)


"LEMEÂT" Divanın sahibi amcam Said-i Kürdî'nin tercüme-i hâlini muhtasaran müstakil bir risalede yazmıştım.

(Asar-ı Bediiyye)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Gözünde bir nehar var, lâkin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki, bir leyl-i münevver.

O içinde bulunmazsa, o şahm-pare göz olmaz; sen de birşey göremez.. Basiretsiz basar da para etmez.


Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü.

Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kay'ını.


Aşiret-i galibde hasıl olan şerefse: "Hasan Ağa, âferin!" Hasıl olan şerr ise,

Efrada olur nefrin.


O kudretin ziyasına Güneş mişkât olmuştur. Bu mişkâtın nuruna deniz yüzü âyine, şebnemlerin gözleri birer mir'at olmuştur.

Denizin geniş yüzü, gösterdiği güneşi, çin-i cebînindeki katreler de gösterir, şebnemin küçük gözü yıldız gibi parlıyor.

Aynı hüviyet tutar; şebnem, deniz bir olur güneşin nazarında, kudreti tanzir eder; şebnemin gözbebeği küçücük bir güneştir.

Şu muhteşem güneş de küçücük bir şebnemdir; gözbebeği bir nurdur ki şems-i kudretten gelir, o kudrete kamer olur.

Semavat bir denizdir; bir nefes-i Rahman'la çin-i cebînlerinde mevcelenip, katarat ki nücûm ve hem şümûstur.

Kudret tecellî etti, o katarata serpti nurani lemaatı. Herbir güneş bir katre, herbir yıldız bir şebnem, herbir lem'a timsaldir.

O feyz-i tecellînin küçücük bir aksidir o katre-misal güneş. Eder mücellâ camını o lümey'a zücace dürrî-misal parlıyor.

O şebnem-misal yıldız latif gözü içinde, bir yer yapar lem'aya, lem'a olur bir sirac, gözü olur zücace, misbahı nurlanıyor.


Meselâ: Tatlı leziz bir su var. Onun da menbâı var, o menba'dan ise, binler cedavili var. Şûbeleri çok yerlerde dolaşır, bazen ecza-i murdar,

Onunla da bulaşır. İşte eğer bir adam o menbâ'ı da gördü, onun suyunu tattı, tatlılığı anladı; bir his ile de bildi, şuabâtta ittisal var.

Sonra hangi cedvele, yahud hangi fer'a birdenbire rastgelse, en edna bir emare tatlılığına dair onu eder teslimkâr.

Meğer kat'î delil ile aksini isbat ile o emareyi nakzeder. O vakit o da der: Başka madde karışmış şu zülal-ı hayattar.

Bu tarz ile bir tedkik; imana kuvvet verir, kalbe verir inşirah, Hakka verir inkişaf. Kur'ân'a da yakışır bu nazar-ı revnakdar.

Başka nazar hatardır. İkinci tarz-ı tedkik; o menba'dan aşağı Zihnen inmeğe bedel, tutar aşağıda gezer sersem gibi o davar.

Tedkikinde zemini semaya tercih eder; bu adam hangi fer'a birden bire rastgelse, acılığına dair bir emare-i şübhedar

Görürse, şübheye düşer. Tatlılığına hükmetmek kat'î delili ister, yâkinî bir bürhanı daim bu arzu var.


Ey birader-i pür emel! Hayalini ele al, benimle beraber gel. İşte bir zemindeyiz, etrafına bakarız; kimse de görmez bizi.

Çadır direkleri hükmünde yüksek dağlar üstünde karanlıklı bir bulut tabakası atılmış, hem o dahi kaplatmış zeminimizin yüzü.

Müncemid bir sakf olmuş, fakat altı yüzü açıkmış, o yüz güneş görürmüş. İşte bu bulut altındayız, sıkıyor zulmet bizi.

Sıkıntı da boğuyor, havasızlık öldürür. Şimdi bize üç yol var: Bir âlem-i ziyadar, bir kerre seyrettimdi bu zemin-i mecazî.

Evet bir kerre buraya da gelmişim, üçüne de ayrı ayrı dahi gitmişim. Birinci yolu budur: Ekseri burdan gider, o da devr-i âlemdir, seyahata çeker bizi.

İşte biz de yoldayız, böyle yayan gideriz. Bak şu sahranın kum deryalarına, nasıl hiddet saçıyor, tehdid ediyor bizi!

Bak şu deryanın dağvari emvacına! O da bize kızıyor. İşte Elhamdülillah öteki yüze çıktık; görürüz güneş yüzü.

Fakat çektiğimiz zahmeti ancak da biz biliriz. Of, tekrar buraya döndük! Şu zemin-i vahşetzâr, bulut damı zulmettar. Bize lâzım, revnakdar eder kalbdeki gözü

Bir âlem-i ziyadar. Fevkalâde eğer bir cesaretin var, gireriz de beraber, bu yol pür-hatarkâr. İkinci yolumuzu:

Tabiat-ı arzı deleriz, o tarafa geçeriz. Ya fıtrî bir tünelden titreyerek gideriz. Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-nâz ve pür-niyazî.

Fakat o zaman tabiatın zemini eritecek, yırtacak bir madde var idi elimde. Üçüncü yolun o delil-i mu'cizi,

Kur'ân onu bana vermişti. Kardeşim, arkamı da bırakma, hiç de korkma! Bak hâ, şurada tünelvari mağaralar, tahtel'arz akıntılar beklerler ikimizi.

Bizi geçirecekler. Tabiat da, şu müdhiş cümudiyeleri de seni hiç korkutmasın. Zîrâ bu abus çehresi altında merhametli sahibinin tebessümlü yüzü.

Radyumvari o madde-i Kur'ânî ışığıyla sezmiştim. İşte, gözüne aydın! Ziyadar âleme çıktık, bak şu zemin-i pür-nâzı.

Bu feza-yı latif, şirin. Yahu başını kaldır bak semavata ser çekmiş, bulutları da yırtmış, aşağıda bırakmış. Davet ediyor bizi.

Şu şecere-i tûbâ, meğer o Kur'ân imiş. Dalları her tarafa uzanmış. Tedelli eden bu dala biz de asılmalıyız, oraya alsın bizi.

O şecere-i semavî; bir timsali zeminde olmuş şer'-i enveri. Demek zahmet çekmeden o yol ile çıkardık bu âlem-i ziyaya, sıkmadan zahmet bizi.

Madem yanlış etmişiz; eski yere döneriz, doğru yolu buluruz. Bak, üçüncü yolumuz; şu dağlar üstünde durmuş olan şehbazi.

Hem de bütün cihana okuyor bir ezanı. Bak müezzin-i a'zama, Muhammed-ül Hâşimî (A.S.M.) davet eder insanı, âlem-i nur, envere. İlzam eder niyaz ile namazı.

Bulutları da yırtmış, bak bu hüda dağlarına; semavata ser çekmiş, bak şeriat cibaline, nasıl müzeyyen etmiş zeminimizin yüzü gözü.

İşte çıkmalıyız buradan himmet tayyaresiyle. Ziya, nesim orada, nur u cemal orada. İşte buradadır Uhud-u Tevhid, o cebel-i azizi.

İşte şuradadır Cûdi-i İslâmiyet, o cebel-i selâmet. İşte Cebel-ül Kamer olan Kur'ân-ı Ezher, zülâl-i Nil akıyor o muhteşem menba'dan. İç o âb-ı lezizi!..


Zeminde yüz çekirdek, ma' ve ziya gelmezse, sağlam kalıyor fakat, çekirdek kıymeti de beş para.. Eğer şems ve asuman,

Mâ ve ziya verirse; sekseni su-i mizaçları için eğer çürüse, yirmisi her biri bir şecer-i meyvadar, bir ağac-ı sayedar. Ger verilse bir lisan,

Her çekirdek diyecek: Ey ab-ı hayatımız, ey ziya-ı ruhumuz, siz mahza rahmetsiniz, pek şefkatli bir elden bize süzülmüşsünüz.. Sizi bize gönderen o Rahim, hem Rahman."


Yahut mehd-i zeminde, yüz yumurta bulunur, fakat "Hüma" tayrının.. Eğer tayr oturmazsa, onlar sağlam kalır. Fakat birer âdi yumurta; ne kıymetdar, ne mizan.

O kuş eğer otursa, şefkatli harareti onlara da verirse; çendan seksen bozulsa, lâkin yirmisi herbiri birer piliç çıkacak, o nev'e gelse lisan;

Mutlak böyle diyecek: "Ey şefkatli valide, ey hürmetli mürebbî! Sen bir latif rahmetsin" diyecek, ayağına kapanıp şükran ile öpecek. O "Hüma"-misal Hüda-yı Kur'ân.


İşte Bahr-i ummanın (fakat suyu tatlıdır) en derin bir yerini

Kendine makarr etmiş, yüzlerce menzillere havi olan bir cisim, tahtaları pek ince, tahtelbahrin içine, sen karınca cismini, ben arı libasını

Giyeriz de gireriz. İstersen gel de otur, kanadımın üstüne, beraber de uçarız, muhit-i havaînin denizinde yüzeriz. Onun orada var bir balonu.

Bu müthiş bir balondur, binlerle bölmeleri var, mürettep muntazamdır. Biz de girdik içine, ben kondum pencereye, sen istedin altını.

Ey karınca kardeşim! Tahtelbahirde isterdik, suyun yüzünü görmek. Burada istiyoruz, ziya ile yıkanmak, ben bilirim yolunu.

İkisinde ikişer yolumuz var. Bir basar, nazar yolu. Basar surete bakar, bölmelerde dolaşır, dama ulaşır ya ulaşmaz. İşte tarik-i fenni.

İkincisi:

Hidayet, basiret tarikidir. Hidayet hakka bakar, basiret hakikate. Hak ve hakikat öyle, birer keskin âlettir, ki tahtelbahir balonu.

Neresini istersen, onlar ile delersin, mâ ve ziyâ alırsın. Bu pencerede görürüm; zaten pek çoktur pencereler. Sen zulmette oturdun, görmezsin hiçbirini.

Bizim gibi küçücük hayvanlara kâfidir, mesamatta tereşşuh, menâfizde şuâat. Sen sözümü tutmadın, bölmelerde dolaştın, birşey bulmadın, ayaklar ezdi seni.


Burada iki adam var, sen onlara davetli.

Birinci: Pek müşa'şa', hem dahi cazibedar, eğlenceli heveskâr.. Seni bir ziyafete teşriflerle çağırır. Öbürüsü: Sadeli,

Fakirane bir yerde, hem basit bir çorbaya, seni umumla çağırır. Namaz vakti de gelmiş. Birinci davet için ki, o pek şa'şa'lı.

Cemaat ve sünneti, belki de hem namazı terkedersin gidersin. Zevksiz diğer davete, zevk-i ruhanî olan lezzet-i bîzevali;

İbadet ve sünneti terk etmezsin, gitmezsin.


Tavuğa bir dikkat et; piliçleri yanında, camuş tecavüz etse, o şefkat-ı cinsiye, verdiği cesaretle, hem verdiği inadı;

Kaplan gibi camuşa, birbenbire saldırır. Keçiye et bir nazar; vakta kalırsa muztar, o sivri boynuzu ile, kurdun karnını delerdi.


hatta cemâda girmiş, kubbedeki taşlara, başlarıyla dururdu,

Eğer nazar edersen; usta elinden çıksa, bir taş başını eğer, kardeşinin başına, huzu' ile sarılır, başı başa verirdi;

Tâ aşağı düşmesin

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. Lemaat'ta Geçen Ayetler Listesi

Bu risalede geçen "Dinle âyet ne der; ediyor işâreti ki: 'Havf-ı mevt, mevt getirir, hırs-ı hayat zilleti.' " cümlesinde bahsedilen ayetler Bakara suresinin "(Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de." mealindeki 94. ayeti ile Al-i İmran Suresinin "Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur" mealindeki 112. ayeti olabilir.

Bu Risalede Geçen Hadisler

  1. Risalede Nasıl Geçtiği: İsa, Şer'imle amel, ümmetimden olacak.
    Kaynağı: Sahih-i Buhari 4/205; Sahih-i Müslim 1/136
    Kaynaklarda geçen şekli: Benim nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, yakında İbn-i Meryem içinizde nüzul edecek, adaletli bir hakim olacak, haçı kıracak, domuz etini yasa.k.layacak ve cizyeyi vaz' edecektir. (Buhari)
  2. Risalede Nasıl Geçtiği: اَلْقَاتِلُ لَا يَرِثُ
    Meali: Katil miras alamaz.
    Kaynağı: Tirmizi, Ferâiz: 17; Ebû Dâvud, Diyât: 18; Dârimî, Ferâiz: 41; İbn-i Mâce, Ferâiz: 8, Diyât: 14; Müsned, 1:49
    Kaynaklarda geçen şekli: Katil olan, yani babasını ve yakın akrabalarını miras için öldürenler mirasa sahih olamaz. (Tirmizi)
  3. Risalede Nasıl Geçtiği: Bir saatlik nöbeti bir sene ibadettir.
    Kaynağı: Nesâî, Cihâd, 39; Tirmizî, Fadâilü’l-Cihâd, 12
    Kaynaklarda geçen şekli: Allah yolunda bir gün bir gece ribat (nöbet tutmak), bir ay (nafile) namaz ve oruçtan daha hayırlıdır.
  4. Risalede Nasıl Geçtiği: Hadis etmiş işaret: Sevad-ı azama et, tebaiyyet, refakat.
    Kaynağı: Tirmizî, Fiten, 7; Nesâî, Tahrîm, 6
    Kaynaklarda geçen şekli: Size cemaatten ayrılmamayı tavsiye ederim. Çünkü Allah’ın eli cemaatle beraberdir.
  5. Risalede Nasıl Geçtiği: اَلْحَقُّ يَعْلُو
    Meali: Hak yüksektir (Ondan daha yüksek şey yoktur)
    Kaynağı: Sahih-i Buharı Cenaiz 79; Es-Sünen-ül Kübra - Beyhaki 6/205;
    Kaynaklarda geçen şekli: İslam yükselir ve yüksektir, onun üstünde hiçbir şey yükseklik dava edemez.

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Âdil
  2. Allah
  3. Ehad
  4. Ezel ebed sultanı
  5. Fâtır
  6. Hakîm
  7. Hâlık
  8. Hâlık
  9. Hâlık Teâlâ
  10. Hallak
  11. Hallak-ı Lemyezel
  12. İlah
  13. Kadîr
  14. Kadîr-i Ezelî
  15. Kadîr-i Lâyezal
  16. Kayyumiyet
  17. Mennân
  18. Nakkaş-ı Ezel
  19. Rab
  20. Rahim
  21. Rahman
  22. Rezzak
  23. Rezzak-ı Hakikî
  24. Rububiyet
  25. Sahib-i Celal ve Cemal
  26. Samed
  27. Sâni'
  28. Sultan-ı Ezel
  29. Sübhan
  30. Şems-i Ezel
  31. Vâcib-ül vücûd
  32. Yezdan
  33. Zât-ı Ezelî
  34. Zât-ı Vacib
  35. Zât-ı Zülcelal
  36. Zülcelal
  37. Zülkelâm-ı Zülkemal

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Ahmed
  2. Dürr-ü yetim
  3. Fahr-i Rusül
  4. Muhammed-ül Hâşimî
  5. Müezzin-i a'zam
  6. Nebiyy-i Muhatab
  7. Ümmi

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Furkan
  2. Hitab-ı Yezdanî
  3. Kelâm-ı Rahmanî
  4. Kur'ân
  5. Kur'ân-ı Mu'ciz-Beyan
  6. Şems-i Mu'ciz-beyan
  7. Tenzil

Bu Risalede Geçen Salavatlar

  1. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ وَالصَّلَاةُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلٖينَ وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ صَحْبِهٖ اَجْمَعٖينَ
    Meali: Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamd, Peygamberlerin Efendisi olan Zâta ve Onun bütün âl ve ashabına salât olsun.

Bu Risalede Geçen Dualar

  1. ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻟﺎَﺗَﻜِﻠْﻨَﺎ ﺍِﻟَﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺭِﺯْﻕٍ ﻓِﻰ ﺟَﺪِﻯ
    Meali: Ya Rab.. Gayretimin içinde olan rızık -konusunda- bizi kendimize -nefsimize- havale etme..
  2. ﻳَﺎﺭَﺑِّﻰ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ، ﻓِﻰ ﺑَﺪْﺋِﻰ ﻭَﻋُﻮﺩِﻯ
    Meali: Ya Rab.. Başlangıcımda ve tekrar dönüşümde sana tevekkül ettim.
  3. اَللّٰهُمَّ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَ لَاالضَّٓالّٖينَ ۞ اٰمٖينَ
    Meali: Allahım! Bizi doğru yola ilet -kendilerine in'amda bulunduğun kimselerin yoluna. Yoksa gazabına uğrayanların yahut sapıtanların yoluna değil. Âmin.
  4. اَللّٰهُمَّ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ ۞ اٰمٖينَ
    Meali: Allahım, bizi doğru yola ilet. Âmin.

Bu Risalede Geçen Zikirler

  1. سُبْحَانَكَ لَا قُدْرَةَ فٖينَا رَبَّنَا اَنْتَ الْقَدٖيرُ الْاَزَلِىُّ ذُو الْجَلَالِ
    Meali: Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederiz, ey Rabbimiz! Sen ezelî Kadîrsin ve celâl sahibisin.

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

  1. Bir vakit ayı gitmiş üzüm ağacının altına. Ağzı yetişmeyince demiş : "Tuh!.. Bu ekşidir murdar."
  2. Dişlerini bilemek
  3. Filan fenalık etti, belasını da buldu
  4. Ödü patlamak
  5. Safiye'yi kafiyeye feda etmek

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

  1. اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ
    Meali: Kişi bilmediği şeyin düşmanıdır.
  2. Nasraniyet İslâmiyete Teslim Olacak
  3. Enesini sevenler, başkaları sevmezler.
  4. Gayr-ı meşru' tarîk ile bir maksada giden zât, galiben maksudunun zıddıyla görür mücazat
  5. خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرْ
    Güzel ve huzur vereni al, çirkin ve keder vereni bırak.
  6. Şu medeniyet-i hazıra…Yüzde seksenini atmış meşakkat ve şekavet. Yüzde onu çıkarmış müzahref bir saadet!.. Diğer onu bırakmış beyne beyne bîrahat!
  7. Bedavette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç, fakir etmiştir.
  8. Muhakkak bir maslahat, mazarret-i mevhume için feda edilmez.
  9. Deli adama iyisin iyisin denilse iyileşmesi, iyi adama fenasın fenasın denilse fenalaşması nadir değildir.
  10. ﺍﻟﺠﻤﻌﻴﺔ ﺍﻟﺘﻰ ﻓﻴﻬﺎ ﺍﻟﺘﺴﺎ ﻧﺪ ﺁﻟﺔ ﺧﻠﻘﺖ ﻟﺘﺤﺮ ﻳﻚ ﺍﻟﺴﻜﻨﺎﺕ ﺍﻟﺠﻤﺎﻋﻴﺔ ﺍﻟﺘﻰ ﻓﻴﻬﺎ ﺍﻟﺘﺤﺎ ﺳﺪ ﺁﻟﺔ ﺧﻠﻄﺖ ﻟﺘﺴﻜﻴﻦ ﺍﻟﺤﺮﻛﺎﺕ
    Meali: İçinde tesanüd bulunan cemiyet, durgunlukları harekete geçirmek için bir alettir. İçinde tehasüd bulunan cemaat ise hareketleri ve faaliyetleri durdurmak için vardır.
  11. Halbuki tarif, izah: Ya had, ya resm iledir.
  12. İslâm, vahy ile fıtrat gibi, iki metin esasa hem istinad etmiştir;
  13. Kâmilîn insanların zevk-i maalîsini hoşnud eden bir halet; çocukça bir hevese, sefihçe bir tabiat sahibine hoş gelmez, Onları eğlendirmez.
  14. Edebiyatta vardır üç meydan-ı cevelan; … Ya aşkla hüsündür, ya hamaset ve şehamet, ya tasvir-i hakikat.
  15. Eğer hüzn-ü yetimî veya şevk-i nefsanî verse, âlet haramdır. Değişir eşhasa göre, herkes birbirine benzemez.
  16. Eşyada olan asvat, birer savt-ı vücûddur:
  17. Havf-ı mevt, mevte sebep. Hırs-ı hayat illet-i zillet.
  18. İnsan nasıl, her ân havaya, her gün gıdaya, her hafta ziyaya, her ay nisaya, her sene devaya muhtaç ve hem fakirdir;
  19. Nasıl "meyyite" bir karıya nefsanî nazarla bakmak, nefsin dehşetle alçaklığını gösterir.. Öyle de; rahmete muhtaç bir biçare "meyyite"nin güzel tasvirine müştehiyane bir nazarla bakmak, ruhun hissiyat-ı ulviyesini söndürür.
  20. Vicdana dört anasır, ruha da dört havastır: İrade ve Zihin ve His, Latife-i Rabbanî...

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

  1. Yerdeki çıplak adam, olsa olsa değişir kıyam ile kuûdu.
  2. O ikiz iki deha, öküz gibi reddetti
  3. Beşerin ağzına yalancı bir dil koymuş, hem insanın yüzüne fâsık bir göz takmış; dünyaya bir âlüfte fistanını giydirmiş, hüsn-ü mücerred tanımaz. Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi kârie ihtar eder, zahiren der: "Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz," Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefahete öyle müşevvikane bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz.
  4. Lâkin biz görüyoruz ki; onların kalbleri kasiye, merhametsiz. Dişlerini bilerler, hiddetli de bakarlar; ne naz dinler, ne niyaz!
  5. Nasıl "meyyite" bir karıya nefsanî nazarla bakmak, nefsin dehşetle alçaklığını gösterir.. Öyle de; rahmete muhtaç bir biçare "meyyite"nin güzel tasvirine müştehiyane bir nazarla bakmak, ruhun hissiyat-ı ulviyesini söndürür.
  6. Onları deprettirir. Esaslara ilişilmez, onlarla oynanılmaz, sussun şimdi dinsizlik! İflas etti o teres. Bestir tecrübe-i küfran ve yalan.

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. Zira yemin-i yümn-ü imandır, Verir emn ü eman ile enâma.
  2. Bence küre hayvandır
  3. Âyinede temessül, münkasım dört surete: Ya yalnız hüviyet; ya beraber hâsiyet; ya hüviyet hem şu'le-i mahiyet; ya mahiyet, hüviyet.
  4. Onda olan hodgâmlık, bundan çıkan hodbinlik, gurur, inad birleşse; öyle günah oluyor ki, beşer şimdiye kadar, Ona isim bulmamış.
  5. Beşer başı ihtiyar; edvar-ı hamsesi var. Vahşet ve bedevîyet, memlukiyet, esaret... Şimdi dahi ecîrdir, başlamıştır geçiyor.
  6. Bu millet-i günahkâr kanıyla abdest aldı. Fiilî bir tövbe etti. Mükâfat-ı âcili; şu milletin humsu dört milyonu çıkardı
  7. Bence yakaza rü'yadır, rü'ya bir nevi yakazadır.
  8. Fırkacılık, Kulüpleri Tevhid-i Kulübe Değil, Tefrik-i Kulûbe Sebeptir
  9. Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor
  10. Yalnız ağızda, o da kaç saniyede bîhûşe verir nûşe.
  11. O huveyne işitir kardeşinin sesini. Hem de görür rızkını.
  12. Kalb ile vicdan, mahall-i iman. Hads ile ilham, delil-i iman. Bir hiss-i sâdis; tarîk-ı iman... Fikr ile dimağ, bekçi-i iman.
  13. İhtiyarlandıkça zaman, Kur'ân da gençleşiyor.
  14. Sinek seyretmez âsumanı.
  15. Kitab gibi bir hayy-ı meyyit, sinema gibi bir müteharrik emvat! Meyyit hayat veremez.
  16. Ki yapılmış o halet, hem havf ile dehşetten, hem acz ile ra'şetten, hem kalak ve vahşetten, hem yütm ve hem yeisten mürekkeb vicdansûz.
  17. Malımızdan veririz, mallarından alırız.
  18. Bak girdik şu zemine; ayağımızı bastık şehâdet âlemine; Şehr-âyîne-i Rahman, gürültühane-i insan.
  19. Havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, raadlardaki rakraka, taşlardaki taktaka birer mânidar nevaz...Terennümat-ı hava, naârat-ı ra'diye, nağamat-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecatı, kuşların seceâtı birer tesbih-i rahmet, hakikata bir mecaz.
  20. Hüdâ ise şifadır. Heva, ibtal-i histir. Bu da teselli ister, bu da tegafül ister, bu da meşgale ister, bu da eğlence ister;
  21. Cesed ruhla mültezdir, ruh vicdanla mütelezziz.
  22. İçinde ruhlarımız eder pervaz u perdaz, olur şehbaz u şehnaz, yelpaz namaz u niyaz.
  23. Evet vesvese-i sârık, bâvehm-i şübhe-i târık, ne haddi var ki o mârık, girebilsin bu bârık kasra, hem şârık ki, sur sureler şâhik, her kelime bir melek-i nâtık ki: Lâ İlahe İlla Hu...
  24. Semere-i sa’yine, kısmetine rıza ise memduh bir kanaattir, meyl-i sa’ye kuvvettir. Mevcud mala iktifa, mergub kanaat değil belki dûn-himmetliktir.
  25. Sabrın mükâfatı zaferdir; Ataletin mücazatı sefalet. Öyle de sa’yin sevabı olur servet. Sebatta da galebedir mükâfat. Zehirin ikabı bir maraz, panzehirin sevabı bir sıhhattir.
  26. Müsavatsız adalet, önce adalet değil. Temasülse tezadın mühim bir sebebidir. Tenasüpse tesanüdün esası. Sıgar-ı nefistir tekebbürün menbaı. Zaaf-ı kalptir gururun madeni. Olmuş acz, muhalefet menşei. Meraksa ilme hocadır. İhtiyaçtır terakkinin üstadı. Sıkıntıdır muallime-i sefahet. Demek, sefahetin menbaı sıkıntı olmuş. Sıkıntı ise madeni: Yeisle sû-i zandır, Dalalet-i fikrîdir, zulümat-ı kalbîdir, israf-ı cesedîdir.
  27. Tek bir cânî yüzünden, masumları muhtevî bir gemi batırılmaz.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Alevilik: Emevîlik lakayddı kazandı en nihayet. Ekseriyet-i ümmet; dayandı ehl-i sünnet, oldu ehl-i cemaat. Alevîlikte vardı azîmet ve salâbet. Ekalliyette kalan bir kısmı en nihayet rafiziliğe dayandı. İşte bir cay-ı dikkat...
  2. Ali: اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ
    Meali: Kişi bilmediği şeyin düşmanıdır.
  3. Azrail (as): Azrail'in bir anda Allah bilir kaç yerde, ruhları kabzediyor.
  4. Beni İsrail: Akvam-ı cihanın beyninde, kavm-i benî İsrail
  5. Cebrail (as): Cebrail hem Sidre'de, hem suret-i Dıhye'de meclis-i Nebevî'de, Hem kim bilir kaç yerde!
  6. Cebriye: Cebr Ve İ'tizalde Birer Dane-i Hakikat Bulunur
  7. Dıhyet-ül Kelbi: Cebrail hem Sidre'de, hem suret-i Dıhye'de meclis-i Nebevî'de, Hem kim bilir kaç yerde!
  8. Ebu Cehil: Hem sebeb-i tehzibi olan evamir-i imtisâli, nevâhî-i içtinabı sebebiyle elmaslaşmış Ebubekir-i nâmdâr, hem de o Sahib-i Gâr. ...O Sıddîk-ı Sâdıkın, o ruh-u musaffası, onun aksiyle fahimleşmiş ... Ebu Cehil'in zulmettar.
  9. Ebubekir: Hem sebeb-i tehzibi olan evamir-i imtisâli, nevâhî-i içtinabı sebebiyle elmaslaşmış Ebubekir-i nâmdâr, hem de o Sahib-i Gâr. ...O Sıddîk-ı Sâdıkın, o ruh-u musaffası, onun aksiyle fahimleşmiş ... Ebu Cehil'in zulmettar.
  10. Eflatun: Yüzde biri kurtulur; Eflatun, Sokrat gibi.
  11. Emeviler: Emevîlik lakayddı kazandı en nihayet. Ekseriyet-i ümmet; dayandı ehl-i sünnet, oldu ehl-i cemaat. Alevîlikte vardı azîmet ve salâbet. Ekalliyette kalan bir kısmı en nihayet rafiziliğe dayandı. İşte bir cay-ı dikkat...
  12. Firavun: Meselâ, Firavun'a hitaben, şu cümle-i azamet..
  13. Hıristiyanlık: Nasraniyet İslâmiyete Teslim Olacak
    Nasraniyet veriyor; vesaite, esbaba bir tesir-i hakiki, hem onlara bakıyor;
  14. Hristiyanlık: Mürur-u zaman istedi; medeniyet çabaladı, Hristiyanlık da çalıştı, temzicine muvaffak hiçbiri de olmadı.
    Lâkin; onlar değildir ne Nasraniyet malı, ne Avrupa îcadı, Ne şu asrın san'atı..
  15. İbn-ül Farıd: Bu sırdandır Muhyiddin, Câmî ve İbn-ül Fârid, İbn-ül Seb'în beraber, İşâret-i şatahatta, birbirine benziyor, telakkide benzemez.
  16. İbn-ül Seb'in: Bu sırdandır Muhyiddin, Câmî ve İbn-ül Fârid, İbn-ül Seb'în beraber, İşâret-i şatahatta, birbirine benziyor, telakkide benzemez.
  17. İsa (as): İsa, Şer'imle amel, ümmetimden olacak
    Ki İsa, ya Üzeyr'in, ya melaik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh ba-gâh...
  18. İsa (as): İsa'ya demiş Şeytan: "Madem herşeyi O yapar; kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?" İsa dedi: "Ey mel'un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan!."
  19. Jön Türkler: Şu Jön-Türkün hatası; bilmedi o bizdeki din hayatın esası.
  20. Kavl-i Nevala Siseban: Sahabelerin gazevatına dair Kürtçe قَوْلِ نَوَالَاسٖيسَبَانْ namında bir destan vardı.
  21. Maddiyyunluk: Maddiyyunluktan gelen dalalet-i fikrîydi, hürriyet-i hayvanî, hevanın istibdadı...
    Maddiyyunluk, Bir Taun-u Manevîdir
  22. Mevlama Cami: Bu sırdandır Muhyiddin, Câmî ve İbn-ül Fârid, İbn-ül Seb'în beraber, İşâret-i şatahatta, birbirine benziyor, telakkide benzemez.
  23. Muhyiddin-i Arabi: Bu sırdandır Muhyiddin, Câmî ve İbn-ül Fârid, İbn-ül Seb'în beraber, İşâret-i şatahatta, birbirine benziyor, telakkide benzemez.
  24. Musa (as): Kıssa-ı Musa'nın Tekrarından çıkan Lemâat-ı İ'caz
  25. Mutezile: Cebr Ve İ'tizalde Birer Dane-i Hakikat Bulunur
  26. Nakşibendilik: Bu sırra müessestir Nakşîbend rabıtası.
  27. Nasreddin Hoca: Meşhur Hoca Nasreddin letaifi içinde, zekatı asıl malı...
  28. Nuriye (Bediüzzaman'ın Annesi): Sordum ben vâlidemden. Dedi: "Yılan yutmuştur." Dedim: "Neden görünür?"
  29. Ömer: Eğer mizan istersen: İslâm'dan evvel Ömer, İslâm'dan sonra Ömer!..
  30. Protestanlık: Mükerreren yırtıldı, purutluğa tâ geldi.
  31. Rafızilik: Emevîlik lakayddı kazandı en nihayet. Ekseriyet-i ümmet; dayandı ehl-i sünnet, oldu ehl-i cemaat. Alevîlikte vardı azîmet ve salâbet. Ekalliyette kalan bir kısmı en nihayet rafiziliğe dayandı. İşte bir cay-ı dikkat...
  32. Randall Davidson: Bir zaman bî-aman, İslâmın düşmanı, siyasî bir dessas, yüksekte kendini göstermek isteyen elhannas bir papaz
  33. Rüstem-i Sistani: Rüstem-i Sistanî onun hayal-i şanı garet etti bir asır mefahir-i İranı,
  34. Sokrat: Yüzde biri kurtulur; Eflatun, Sokrat gibi.
  35. Sosyalizm: Şimdi Sosyalist çıktı, dünyayı karıştırdı, müfritleri dehşetli.
  36. Şeytan: İsa'ya demiş Şeytan: "Madem herşeyi O yapar; kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?" İsa dedi: "Ey mel'un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan!."
  37. Üzeyr (as): Ki İsa, ya Üzeyr'in, ya melaik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh ba-gâh...
  38. Yavuz Sultan Selim: Vakta ki Muhyiddin'in, irfanı galip çıktı aşkına, sebep oldu ki işârâtı yağdırdı ona dehşetli oklar, tâ Selim'e keşfoldu remz.

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

  1. Ağrı Dağı: Bir zaman rü'yada gördüm ki: Ağrı Dağı altındayım.
  2. Almanya: Hattâ el'an âdeta o iki ruh, şimdi de cesedleri değişmiş; Alman, Fransız oldu.
  3. Anadolu: Yalnız Anadolu, cephesinde muvakkat, biraz ileri gitti.
  4. Asya: Yakînim var ki: İstikbal-i semavat ü zemin-i Asya
  5. Avrupa: Kulağına Avrupa tenvîm ile uyutup, telkin ile üflüyor, burada oyun başlıyor.
    Avrupa muhabbeti, gayr-ı meşru' muhabbet, hem taklid ve hem ülfet.
    Avrupa'dan tereşşuh etmiş şu hazır edebiyat, romanvari nazarla, Kur'ânda olan letaif-i ulviyet, mezaya-yı haşmeti göremez, hem tadamaz.
  6. Bizans: Bizans bir kafadır fırkacılık cünûnu, o bizzat bire'sihi müteharrik değildir, bilvasıta dönüyor.
  7. Ceziret-ül Arap: Ceziret-ül Arab'da, fahmolmuş fıtratları kalbetti elmaslara.. Birdenbire serâser!..
  8. Cudi Dağı: İşte şuradadır Cûdi-i İslâmiyet, o cebel-i selâmet.
  9. Eskişehir: Evet Eskişehir'in sırtında, İnönü'nün önünde.. Âyet işaret eder; bir masumu öldüren ger elinden gelirse, beşeri de öldürür.
    En son siper ise, bu yeni senedir, hem Eskişehirdi.
  10. Fransa: Hattâ el'an âdeta o iki ruh, şimdi de cesedleri değişmiş; Alman, Fransız oldu.
  11. İnönü: Evet Eskişehir'in sırtında, İnönü'nün önünde.. Âyet işaret eder; bir masumu öldüren ger elinden gelirse, beşeri de öldürür.
  12. İran: Rüstem-i Sistanî onun hayal-i şanı garet etti bir asır mefahir-i İranı,
  13. İspanya: İstanbul'un siyaseti İspanyol nezlesi gibi, insana bulaşıyor, hem hezeyan devrini, arasıra geçiriyor.
  14. İstanbul: İstanbul'un siyaseti İspanyol nezlesi gibi, insana bulaşıyor, hem hezeyan devrini, arasıra geçiriyor.
  15. Kamer Dağı: İşte Cebel-ül Kamer olan Kur'ân-ı Ezher, zülâl-i Nil akıyor o muhteşem menba'dan. İç o âb-ı lezizi!..
  16. Mısır: Şu Feraîn-ı Mısrî
  17. Nil: İşte Cebel-ül Kamer olan Kur'ân-ı Ezher, zülâl-i Nil akıyor o muhteşem menba'dan. İç o âb-ı lezizi!..
  18. Roma: O hassadır bırakmaz ki o nur-u hidayet, şu medeniyet ruhu olan Roma dehası ona tahakküm etsin.
    Eski Roma, Yunan'ın iki dehası vardı; bir asıldan tev'emdi, biri hayal-âlûddu, biri madde-perestti.
    Şu medeniyetin ruhu olan Roma dehası, birbiriyle barışır, hem mezc u ittihadı.
  19. Sanki Yedim Mescidi: Lezaiz çağırdıkça "Sanki yedim" demeli. Sanki yedim düstur eden, bir mescidi yemedi.
  20. Uhud Dağı: İşte buradadır Uhud-u Tevhid, o cebel-i azizi.
    Lâsiyyema, sebeb-i muhabbet olan iman, tevhid ve İslâm gibi, evsaf-ı mükerreme, Uhud Dağı gibidir.
  21. Yunan: Eski Roma, Yunan'ın iki dehası vardı; bir asıldan tev'emdi, biri hayal-âlûddu, biri madde-perestti.

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

  1. 1. Dünya Savaşı: Öyle zaman olur, kelime-i vâhide, bir orduyu batırır. Otuz milyonun mahvı bir gülle ile olmuştur.
  2. 2. Dünya Savaşı: Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille. Müdhişini yemeden bu emri dinlemeli.
  3. 31 Mart Olayı: Zira ki, din dahilde menfi tarzda edilmez, isti'mal ve istihdam. Otuzbir Mart gösterdi, gösteriyor;
  4. Bediüzzaman'ın Bir Meclis-i Misali Gördüğü Sadık Rüyası:
  5. İspanyol Nezlesi: İstanbul'un siyaseti İspanyol nezlesi gibi, insana bulaşıyor, hem hezeyan devrini, arasıra geçiriyor.
  6. Mudanya Mütarekesi: Mütareke başında, bir Cuma gecesinde bir rü'ya-yı sadıkda, misalî âleminde, bir meclis-i azîmde, benden sual ettiler:
  7. Yunan Kralını Maymunun Isırması: Öyle de düşmanın dostu dost kaldıkça düşmandır. Maymun dost oldu yardım etti, ayı neden etmesin.

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlk basılan Lemeat mecmuasının ilk iki sayfası[4]

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Otuz Üçüncü SözSözlerKonferans (Tavzih): Sonraki Risale

Kaynakça

  1. Risale-i Nur'un Neşir Tarihçesi, Abdülkadir Badıllı
  2. Hattâ tarihi نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ çıkmış. Yani “Ramazanın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” (Bin üç yüz otuz yedi eder.)
  3. Bunun izahatı, matbu' Lemaat kitabının 9. sahifesindedir. -Müellif-
  4. https://www.risalehaber.com/lemaat-ve-hakikat-cekirdekleri-eserlerinin-ilk-baskilari-1143g.htm