Hı (خ) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler: Revizyonlar arasındaki fark
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Değişiklik özeti yok |
Değişiklik özeti yok |
||
| 149. satır: | 149. satır: | ||
|- | |- | ||
|Mahtum(ane) | |Mahtum(ane) | ||
|Bitirme yemeği | |Bitirme (yemeği) | ||
|align=center|+ | |align=center|+ | ||
|Memleketimizde medrese talebelerinden birisi bir kitabı bitirse veya başlasa, bir tatlı veya yemek "müftihâne" veya "mahtumâne" diye vermek âdettir. | |Memleketimizde medrese talebelerinden birisi bir kitabı bitirse veya başlasa, bir tatlı veya yemek "müftihâne" veya "mahtumâne" diye vermek âdettir. | ||
05.14, 25 Kasım 2024 tarihindeki hâli
Önceki Harf: Ha (ح) ← Harfler Ana Sayfası → Dal (د): Sonraki Harf
Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Hı (خ) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Toplam Kök Sayısı | Kur'an'da Geçen Kök Sayısı | Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'da Geçen Kelime Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| خ | Hı | - | 64 | 218 | 8 | 8 | 72 | 48 | 226 | 58 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Hı-Be-Se (2) | + | ||
| Habaset | Murdarlık, pislik | Birer hâin alçak derekesinde görür, habaset çamurunda, çabalar da batardı. | |
| Habis(e) | Pis | + | İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâh-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervâh-ı habise dahi bulunduğu, o kat'iyettedir. |
| Hı-Be-Ra (9) | + | ||
| Ahbar | Haberler | Halbuki, şu zât öyle bir Sultanın ahbârını söylüyor ki, memleketinde Kamer, bir sinek gibi, bir pervane etrafında döner. | |
| Haber | Söylenen veya aktarılan söz | + | ...Hazret-i Ömer ve Osman ve Ali'nin şehid olacaklarını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. |
| Habîr | Her şeyden haberdar olan Allah | + | Çünkü, müteaddit eserlerimde kat'î bir surette ispat edildiği gibi, harikaların harikası olan şu san'at, ancak ve ancak bütün evsaf-ı kemâliye ile muttasıf bir Habîr-i Basîrin yed-i kudretinden çıkmamış ise, şu kesif, câmid, mukayyet, miskin, mümkinin eliyle mi şu kâinata giydirilen gömlek yapılmıştır? |
| (Ehl-i) Hibre | İç yüzünü bilme (Bilirkişiler) | İkinci yol ise, ittifaken menfaatsiz olduğu halde, pek azîm bir zararı olduğu, ehl-i hibre ve şuhudun icmâıyla sabittir. | |
| İhbar | Haber verme | Halbuki, Kur'ân'ın vukuat ve ahvâl-i maziyeye dair ihbârâtı aklî bir iş değil ki akılla ihbar edilsin. | |
| İstihbar | Haber sorma | Hem nasıl, Hannan olan Seyyidimiz ve Mennan olan Malikimizin (C.C.) bizden istediklerini o Resul'den istihbara ihtiyaç göstermezsin?.. | |
| Muhabere | Haberleşme | Hem bak o zat; kudret ve gınasına hadd ü nihayet olmayan bir Sultan-ı Ezel ve Ebed'in muhaberesine; ve seninle onun mükalemesine ey nihayetsiz âciz ve gayetsiz fakir insan, bir tercüman olmuştur. | |
| Muhabir | Haberci | Üstad Bediüzzaman Said Nursî 3. Eğitim Tümeni Camiine harç koydu. (Isparta hususî muhabirimiz bildiriyor.) | |
| Muhbir | Haber veren | Âhir fıkrasında, Muhbir-i Sâdıkın haber verdiği "Mânevî fütuhat yapmak ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemin hemen hemen gelmesi" diye fıkrasına, bütün ruh u canımızla rahmet-i İlâhiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz. | |
| Hı-Te-Lam (1) | |||
| Muhtel | Karışık, bozulmuş | Hayal ve mesmuuma nazaran, huzurunuzun muhtel olduğuna zâhibim. | |
| Hı-Te-Mim (8) | + | ||
| Hâtem | Mühür, son | + | Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, ... |
| Hat(i)m | Kitabı tamamen bitirmek | Fâtiha ve Yâsin ve hatm-i Kur'ânî gibi okunan virdler, kudsî şeyler, bazan hadsiz ölmüş ve sağ insanlara bağışlanıyor. | |
| Hatme | Baştan sona bitirme | Ondandır ki, Nakşîlerin rüesasından bir kısım, bu iki cümle ile kendilerine bir hatme-i mahsus yapıp muhtasar bir hatme-i Nakşiye hükmünde tutuyorlar. | |
| Hâtime | Son | Yedinci Meselenin Hâtimesidir | |
| Hitam | Son | + | Şimdi anladım ki, tefsirim de, şu âyetle hitam buluyor. |
| İhtitam | Sona erme | Âhirinde ihtitam-ı Bahaiye olan hâtimesini bilemediğimden, eskiden beri okumuyordum. | |
| Mahtum(ane) | Bitirme (yemeği) | + | Memleketimizde medrese talebelerinden birisi bir kitabı bitirse veya başlasa, bir tatlı veya yemek "müftihâne" veya "mahtumâne" diye vermek âdettir. |
| Tahattüm/Tehattüm | Mühürlü yüzüğü takmak | Lâkin, onların asl-ı esas-ı mesleği, kulûbun tenviri ve raptı, yani fazilet-i İslâmiye üzerine sülûk, yani hamiyet-i İslâmiye ile tehattüm,... | |
| Hı-Cim-Lam (1) | |||
| Hacalet | Utanç | Beni günahlarımın hacâletinden kurtar! | |
| Hı-Dal-Dal (1) | + | ||
| Uhdud(t) | Hendek | + | Ve keza, kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdut ve tünellerinden şimşekvâri geçen zamanın şimendiferine bindirerek... |
| Hı-Dal-Şın (1) | |||
| Tahdiş | Tırmalamak, zedelemek | Halbuki şu risaleler ise, şimdiye kadar hiç kimsede—çoklardan sorduğum halde—sû-i tesir ve aksülâmel ve tahdiş-i ezhan gibi bir zarar vermedikleri, doğrudan doğruya bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i Rabbâniye olduğu bizce muhakkaktır. | |
| Hı-Dal-Ayn (1) | + | ||
| Hud'a | Hile | Hud'a ve hileleriyle ikiyüzlü bir konuşmada bulundular. | |
| Hı-Dal-Mim (8) | |||
| Hademe | Hizmetçi, yardımcı | Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. | |
| Hâdim | Hizmet eden | Bir zât, bir hâdimine on altın verdi. | |
| Hidemat | Hizmetler | "Vezâif-i eşya" tabir edilen hidemât-ı meşhude, onların ubûdiyetlerinin ünvanlarıdır. | |
| Hizmet | Sorumlu olunan iş | Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir. | |
| Hüddam | Hizmet edenler | Çünkü, uhrevî hasenatın bâki meyvelerini fâni hayatta cüz'î bir zevk için sarf etmek, sırr-ı ihlâsa muhalif olmasından, kat'iyen haber veriyorum ki, târikü'd-dünya ehl-i riyâzetin arzu ve kabul ettikleri ruhânî, cinnî hüddamlar bana hergün, hem aç olduğum zamanda ve yaralı olduğum vakitte en güzel ilâç getirseler, hakikî ihlâs için kabul etmemeye kendimi mecbur biliyorum. | |
| İstihdam | Hizmet ettirme | Çünkü, Cenâb-ı Hak, bin seneden beri Kur'ân'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. | |
| Mahdum | Evlat; kendisine hizmet edilen | Mahdum değil, hâdimdir. Hâkim değil, mahkûmdur. | |
| Müstahdem | Hizmette bulunan | Geçmiş asırlardaki müceddidler de bu en mühim vazife ile müstahdem olmakla beraber,... | |
| Hı-Zel-Nun (1) | + | ||
| Hızlan | Rezilliğe düşme | Veya pek dar olduğundan, meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. | |
| Hı-Ra-Be (3) | + | ||
| Harab(e) | Yıkılmış | Harabiyet-i âlemin vukua geleceğidir. | |
| Tahrip | Bozma | Tahrip esheldir; zayıf tahripçi olur | |
| Hırpalamak | Yıpratmak | (Kökeni kesin değildir) | O hadsiz zîhayatların hadsiz ihtiyaçları ve onları inciten ve hırpalayan hadsiz muzır düşmanları ve merhametsiz hâdiseleri varken, o ihtiyaçlara karşı sermayeleri binden, belki yüz binden ancak bir olabilir. |
| Hı-Ra-Cim (10) | + | ||
| Harc/ç(-ı rah, -lık) | Vergi, ödenen para; kum ve çimeto karışımı | + | Bundan dört mah mukaddem, Kur'ân-ı Hakîmin elmas, inci dükkânından pırlantaları ve vüs'atimiz kadar uhrevî harçlığı almak üzere ziyaretinize kardeşim Mustafa ile varmıştık. |
| Harcamak | Sarfetmek | İlâhî bir zekânın remzi olan büyük Üstad Said Nur Hazretleri, Allah'ın müstesna bir lütuf ve keremi olan muhteşem dehasını mü'min bir azim ve celâdetle bu aziz milletin hayrı, terakkisi ve yükselişi uğruna harcamış... | |
| Hariç | Dış(ında) | + | Daire-i takvâdan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreplerin ve tarikat namını haksız olarak kendine takanların seyyiâtıyla tarikat mahkûm olamaz. |
| Harici | Hz. Ali'ye isyan edenler | Hem Hâricîlerin içinde "Züssedye" denilen bir adamı, garip bir nişanla alâmet olarak haber vermiştir ki, Havâriçlerin maktulleri içinde o adam bulunmuş,... | |
| Havaric | Hariciler | Hem Hâricîlerin içinde "Züssedye" denilen bir adamı, garip bir nişanla alâmet olarak haber vermiştir ki, Havâriçlerin maktulleri içinde o adam bulunmuş,... | |
| Huruc | Çıkış | + | ...medar ve mihverindeki istikrarına ve zelzelenin irticâcıyla medar-ı senevîsinden çıkmamasına sebep, dağların hurucu olduğunu... |
| İhraç | Çıkartma | + | Atâ, kazâ kanununun şümulünden ihraçtır. |
| İstihraç | Manayı çıkarıp deliliyle gösterme | Birinci âyette âsârı bast edip, bir neticenin, bir mühim maksudun mukaddemâtı gibi, ilim ve kudrete gayat ve nizâmâtıyla şehadet eden en azîm eserleri serd eder, Alîm ismini istihraç eder. | |
| Mahreç | Harflerin ağızda çıkış yeri | + | Git gide hırhırları, mırmırları aynı "Yâ Rahîm" olur; mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur. |
| Tahric | Hadisin ilk kaynağını gösterme | İmam-ı Bağavî, tahrici ve tashihiyle haber veriyor ki: | |
| Hı-Ra-Hı-Ra (1) | |||
| Hırhır(a) | Kedi sesi; rüzgar uğultusu | Git gide hırhırları, mırmırları aynı "Yâ Rahîm" olur; mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur. | |
| Hı-Ra-Dal-Lam (1) | + | ||
| Hardal(e) | Küçük tohumlu bir bitki, hardal | + | Hardal gibi küçük kuvve-i hafızanda, senin sahife-i a'mâlin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği gibi, çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder. |
| Hı-Ra-Şın (1) | |||
| Tahriş | Tırmalama | Şimdiye kadar karanlıklarda kalan ve meçhullere karışan fakat zihinleri tahrik ve tahriş etmekten hâlî kalmayan birçok muammaları nurunla aydınlatıp açıkladın ve bizi yollarda yorulup kalmaktan korudun ve kurtardın. | |
| Hı-Ra-Tı (2) | |||
| Harita | Yeryüzü korkisi (Yunancadan geçme) | ...ve koca kâinatın bir harita, bir saat, bir hane gibi her tarafını gösterip, çevirip, onları yapan San'atkârı tavrıyla ifade ve talim eden Kur'ân-ı Mucizü'l- Beyanın elbette mislini getirmek mümkün değildir ve derece-i i'câzına yetişilmez. | |
| Mahruti | Konik | Çünkü faraza o dağlar tamamen su kesilse ve mahrutî birer havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle süratli ve kesretli cereyanlarına muvazeneyi kaybetmeden birkaç ay ancak dayanabilirler. | |
| Hı-Ra-Tı-Mim (1) | + | ||
| Hortum | İnce uzun boru (şeklinde olan şey), burun | + | Sivrisineğin başında mızrak gibi bir hortum vardır. |
| Hı-Ra-Ayn (1) | |||
| İhtira | Yeni buluş; hiçten yaratma | Evet, Kadîr-i Zülcelâlin iki tarzda icadı var: Biri ihtirâ' ve ibdâ' iledir. | |
| Hı-Ra-Fe (1) | |||
| Hurafe | Uydurma söz/düşünce | Şu Notada, tabiiyyunun münkir kısmının gittikleri yolun içyüzü ne kadar akıldan uzak ve ne kadar çirkin ve ne derece hurafe olduğu, lâakal doksan muhali tazammun eden Dokuz Muhal ile beyan edilmiş. | |
| Hı-Ra-Kaf (3) | + | ||
| Harika | Hayret uyandıran | Harika kerâmâtım yok ki, bu hakâiki onunla ispat edeyim. | |
| Hark | Yarılma | Ve hikmet-i cedide namı verilen yeni felsefe ise, eski felsefenin mürur ve ubûra ve hark ve iltiyâma kabil olmayan, semâvât hakkındaki ifratına mukabil tefrit edip, semâvâtın vücudunu adeta inkâr ediyorlar. | |
| Hırka | Bir üst giysisi | Şu üslûp, bir silsilenin mübarek hırkalarının parçalarından dikilmiştir. | |
| Hı-Ze-Nun (4) | + | ||
| Hazain | Hazineler | Hazâin-i rahmet sahibi Hâlık-ı Rahmânü'r-Rahîme, böyle bir acz ile itimad etmek lâzımdır. | |
| Hazine | Kıymetli şey saklanan yer | Demek nimetler Onundur ve Onun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. | |
| Mağaza | Büyük dükkan | (Mahzenin çoğulu mehâzin kelimesinden Venedikçeye, oradan Türkçeye geçmiştir) | Mağazalarda kâğıt kalmadı. Risale-i Nur şakirtleri kâğıdı bitirdiler. |
| Mahzen | Depo | Mahzen ve medfen-i mücevherâta rasgelmiş bir fakir gibi hangi cevheri alacağımı harîsâne düşünüyorum. | |
| Hı-Sin-Ra (3) | + | ||
| Hasaret | Hüsran, zarar | Hatta mü'minlerin bazı dünya lezzetlerinde hasâretleri, hasâret sayılmaz. | |
| Hâsir | Hüsrana uğramış | + | Diğeri, Rezzâk-ı Hakikîyi itham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp ferâizi terk eden ve maişet yolunda rastgele günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. |
| Hüsran | Beklenene ulaşamamaktan gelen hüzün | + | Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş, Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâma. |
| Hı-Sin-Sin (2) | |||
| Hasis | Değersiz; cimri | Hasis bir menfaat için şeytanın ayağını öper derecede alçaklık gösterir. | |
| Hısset | Aşağılık; cimrilik | Bu hisset-i nefis beni matrud eder. | |
| Hı-Sin-Fe (4) | + | ||
| Hasf | Tutulma, örtülme | O vakit kamer hasf olur. | |
| Husuf | Ay tutulması | Hacdan sonra, şu mânâ-yı ulvî ve küllî muhtelif derecelerde, bayram namazında, yağmur namazında, husuf, küsuf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. | |
| İnhisaf | Perdeleme | KAMER GİBİ parlak bir mu'cize-i Ahmediye (a.s.m.) olan inşikak-ı kameri, evhâm-ı fâside ile inhisâfa uğratmak isteyen feylesoflar ve onların muhakemesiz mukallitleri diyorlar ki: | |
| Münhasif | Perdelenmiş, tutulmuş | Münhasif Yıldızı darülfünun et, ta Süreyya kadar âli olsun. | |
| Hı-Şın-Be (1) | + | ||
| Ahşab | Odundan yapılma | Hattâ yanan haliçe binasının müştemilâtından olup, haliçe binası ile Şükrü Efendinin hanesine bitişik olan ahşap odunluk dahi yanmadı. | |
| Hı-Şın-Hı-Şın (1) | |||
| Haşhaş | Çok sayıda küçük tohumu olan bir bitki, afyon | Yoksa, balıklardan bir balık, bin yumurtacıkla ve nebâtattan haşhaş gibi bir çiçek, yirmi bin tohumla ve sel gibi akan unsurların, inkılâpların hücumuyla, şiddetle muvazeneyi bozmaya çalışan ve istilâ etmek isteyen esbab başıboş olsalardı... | |
| Hı-Şın-Ayn (1) | + | ||
| Huşu | Sevgiyle karışık korku | + (Kuru, nebatsız anlamında) | Ubûdiyetin ise sırr-ı esası niyaz, şükür, tazarru, huşû, acz, fakr, halktan istiğnâ cihetiyle o hakikatin kemâline mazhar olur. |
| Hı-Şın-Nun (1) | |||
| Haşin | Sert | Bahar fırtınası ve yağmur gibi hâdisâtı, sureten haşin, mânen çok lâtif hikmetlere medar görüyor. | |
| Hı-Şın-Ye (1) | + | ||
| Haşyet | Korku | + | Halbuki, taşlardan ibaret olan dağlar, Onun haşyetinden ezilip dağılıyor. |
| Hı-Sad-Ra (2) | |||
| İhtisar | Kısaltma | Fakat bazı hallerin mümânaatiyle ihtisara ve icmale mecburum. | |
| Muhtasar | Kısa | Hem bu Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi gerçi gayet muhtasar ve acele yazılmış ise de,... | |
| Hı-Sad-Sad (11) | + | ||
| Ehas(s) | En seçkin | Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir. | |
| Hâss(a) | Özel | + (sadece anlamında) | Fakat daha âlem-i şehadete ayak basmayan ve meşiet-i hassa ile rahmet-i hassadan çıkmayan yağmurun vakt-i nüzulünü bilmek, ilm-i Allâmü'l-Guyûba mahsustur. |
| Havas | Toplumun üst kesimi | Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir. | |
| Husus(î) | Konu, mevzu | Bu hususta kat'î ve yakîn derecesindeki kanaatımın bir sebebi şudur ki: | |
| İhtisas | Uzmanlık | Ehemmiyetçe şu meselede hem ehl-i ihtisas, hem ehl-i ispattırlar. | |
| Mahsus | Özel | ||
| Muhassas | Tahsis edilmiş | ||
| Muhassıs | Tahsis eden | ||
| Mütehassıs | Uzman | ||
| Tahassus | Ayrılma | ||
| Tahsis | Ayırma | ||
| Hı-Sad-Lam (2) | |||
| Haslet | Ahlak, huy | ||
| Hısal | Hasletler | ||
| Hı-Sad-Mim (5) | + | ||
| Has(ı)m | Düşman | + | |
| Husumet | Düşmanlık | ||
| Muhasame(t) | Düşmanlık | ||
| Muhasım | Düşman tarafı | ||
| Tehasum | Düşmanlık etme | + | |
| Hı-Dad-Ra (2) | + | ||
| Hadravat | Yeşillik | ||
| Hızır/Hıdır | Oturduğu kuru yer yeşerdiği için bu isim verilen büyük zat | ||
| Hı-Dad-Ayn (1) | + | ||
| Huzu' | Alçakgönüllülük | ||
| Hı-Tı-Elif (5) | + | ||
| Hata | Kusur | + | |
| Hatiat | Hatalar | + | |
| Lâ-yuhti | Hatasız | ||
| Muhti | Hatalı | ||
| Tahtie | Hatalı görmek | ||
| Hı-Tı-Be (5) | + | ||
| Hatip | Konuşmacı | ||
| Hitab(at) | Söz söyleme | + | |
| Hutbe | Yapılan konuşma | ||
| Huteba | Hatipler | ||
| Muhatap(a) | Söz söylenen kişi; karşılıklı konuşma | ||
| Hı-Tı-Ra (5) | |||
| Hatar | Tehlike | ||
| Hâtır(a)(t) | Zihin; zihinde kalan şey | ||
| Hutur | Hatıra gelme | ||
| İhtar | Hatırlatma | ||
| Tahattur | Hatırlama | ||
| Hı-Tı-Tı (3) | + | ||
| Hat | Çizgi, yazı | ||
| Hattat | Güzel yazı yazan | ||
| Hutut | Hatlar | ||
| Hı-Tı-Fe (2) | + | ||
| Hatf(e) | Yakalama, kapma | + | |
| Hâtif | Sesi gelen, kendi görünmeyen cin; gözü alan | ||
| Hı-Tı-Vav (2) | + | ||
| Hatve | Adım | ||
| Hutuvat | Adımlar | + | |
| Hı-Fe-Şın (1) | |||
| Huffaş | Yarasa | ||
| Hı-Fe-Fe (4) | + | ||
| Hafif | Ağır olmayan, yeğni | + | |
| Hiffet | Hafiflik | ||
| İstihfaf | Hafife alma | ||
| Tahfif | Hafifletmek | + | |
| Hı-Fe-Vav (6) | + | ||
| Ahfâ | 10 latifeden biri | + (daha gizli anlamında) | |
| Hafâ | Gizlilik | ||
| Hafi(ye) | Gizli (casus) | + | |
| İhfâ | Gizleme | ||
| İhtifâ | Gizlenme | ||
| Mahfi | Gizli | ||
| Hı-Lam-Cim (1) | |||
| Haliç | Denizin karaya girintisi | ||
| Hı-Lam-Dal (2) | + | ||
| Hulud | Devamlılık | + | |
| Muhalled | Sürekli | + | Hutbe Ş. |
| Hı-Lam-Sad (9) | + | ||
| Halas | kurtulma | ||
| Halis(e) | Saf | + | |
| Hulus | Safiyet | ||
| Hülasa | Özet | ||
| İhlas | İçtenlik | ||
| Muhlas | İhlası daimi olan, ihlasa eriştirilen | + | اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ سُورَةِ الْاِخْلَاصِ اِجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصٖينَ الْمُخْلَصٖينَ (Meali: İhlâs Sûresinin hakkı için, bizi ihlâs sahibi olan ve ihlâsa eriştirilen kullarından eyle.) |
| Muhlis | İhlaslı | + | |
| Tahallüs | Kurtulma | Makaleler | |
| Tahlis | Kurtarma | ||
| Hı-Lam-Tı (4) | + | ||
| Halita | Karışmış şey | ||
| Halt | Karıştırma | ||
| İhtilat | Karışma | ||
| Muhtelit | Karışmış, karışık | ||
| Hı-Lam-Ayn (3) | + | ||
| Hal' | Tahttan indirme | ||
| Hilat | Elbise | ||
| Mahlu' | Tahttan indirilmiş | ||
| Hı-Lam-Fe (14) | + | ||
| Halef | Sonra gelen, yerine geçen | ||
| Half | Arka | + | |
| Halife | İdare etme görevlisi | + | |
| Hilaf | Aykırı, ters | + | |
| Hilafet | Halifelik | ||
| Hulefa | Halifeler | ||
| Hulf | Sözünde durmama | ||
| İhtilaf | Fikir ayrılığı | + | |
| İstihlaf | Halife bırakma | İİ Badıllı 30 | |
| Kalfa | Usta yardımcısı | ||
| Muhalefet | Karşı çıkma | ||
| Muhalif | Karşı çıkan | ||
| Muhtelif | Farklı farklı | + | |
| Tahallüf | Değişme, farklı olma | ||
| Hı-Lam-Kaf (8) | + | ||
| Ahlak | Huylar | ||
| Hâlık | Yaratıcı Allah | + | |
| Halk | Yaratılmışlar; yaratma | ||
| Hallak | Yaratıcı Allah | + | |
| Hilkat | Yaratılış | ||
| Hulk | yaratılış | ||
| Mahluk | Yaratılmış | ||
| Tahalluk | Ahlaklanma | ||
| Hı-Lam-Lam (6) | + | ||
| Halel | Bozukluk | ||
| Halil | Dost | + | |
| Hıllet | Kardeşlik | ||
| İhlal | zarar verme | ||
| İhtilal | Devrim | ||
| Tahallül | Araya girme | Öyle ise acz tahallül edemez. | |
| Hı-Lam-Vav (4) | + | ||
| Hâlî | Boş | ||
| Halvet | Tenha yerde yalnızlık | ||
| Hulüv | Boş olma | ||
| Tahliye | Boşaltma | ||
| Hı-Mim-Dal (1) | |||
| Humud | Ne harama ne helale isteği olma | ||
| Hı-Mim-Ra (1) | + | ||
| Humar | İçki ertesi baş ağrısı | ||
| Hı-Mim-Sin (3) | + | ||
| Hâmis(en) | Beşinci (olarak) | + | |
| Hamse | Beş | ||
| Hum(u)s | Beşte bir | + | |
| Hı-Mim-Nun (1) | |||
| Tahmin | Kestirme | ||
| Hı-Nun-Cim-Ra (1) | |||
| Hançer | Kısa bıçak | ||
| Hı-Nun-Dal-Kaf (1) | |||
| Hendek | Yarık toprak | ||
| Hı-Nun-Ze-Ra (1) | + | ||
| Hınzır | Domuz | + | |
| Hı-Nun-Sin (2) | + | ||
| Hannas | Sinsice saldıran (şeytan) | + | |
| Hunnes | Gece görünüp gündüz görünmeyen (yıldız) | + | |
| Hı-Nun-Zı-Lam (1) | |||
| Hanzale | Zakkum; acı meyveli bir bitki | ||
| Hı-Vav-Fe (6) | + | ||
| Haif | Korkan | + | |
| Havf | Korku | + | |
| İhafe | Korkutma | ||
| Muhavvif | Korkutan | ||
| Tahavvüf | Korkma | + (Eksiltme anlamında) | |
| Tahvif | Korkutma | + | |
| Hı-Vav-Lam (1) | + | ||
| Hala | Babanın kız kardeşi | + (Teyze anlamında) | |
| Hı-Vav-Nun (3) | + | ||
| Hain | İhanet eden | + | |
| Hıyanet | Hainlik | + | |
| İhanet | Arkadan vuran | ||
| Hı-Ye-Be (2) | + | ||
| Haib | Ümitsiz | + | |
| Haybet | Mahrum kalma | ||
| Hı-Ye-Ra (8) | + | ||
| Ahyar | Hayırlılar | ||
| Hay(ı)r | İyilik | + | |
| Hayrat | Hayırlar | ||
| Hırsız | Çalan kişi (Hayırsız kelimesinden bozularak) | ||
| İhtiyar | Seçme (kuvveti); yaşlı | ||
| İstihare | Hayır rüyasına yatma | ||
| Muhayyer | Serbest | ||
| Muhtar | Dilediğini yapan Allah | ||
| Hı-Ye-Tı (4) | + | ||
| Hayt | İp | + | |
| Hayyat | Terzi | ||
| Hıyatat | Dikiş sanatı | ||
| Huyut | İpler | ||
| Hı-Ye-Lam (7) | + | ||
| Hayal(at) | Zihinde tasarlanan | ||
| Hayyal | Hayal aleminde gezen | ||
| Muhayyel(e) | Hayalde tasarlanmış | ||
| Muhayyil(e) | Hayal kuvveti | ||
| Mütehayyel(e)(at) | Hayal edilenler | ||
| Mütehayyil(e) | Hayal gücü | ||
| Tahayyül | Hayalde canlandırma | ||
| Hı-Ye-Mim (1) | + | ||
| Hayme | Çadır |